ZTS ile ihtiyari trafik sorumluluğu sigortasının uygulama alanları tartışmalı

 ZTS ile ihtiyari trafik sorumluluğu sigortasının uygulama alanları tartışmalı

ZTS teminat limitlerinin yetersiz kaldığı durumlarda devreye giren isteğe bağlı trafik sorumluluğu sigortası (İMM) ile ZTS’nin ‘uygulama alanlarının’ tartışmaya açık olduğu görülüyor. Kanımızca ZTS’nin, KTK m.91 fk.1 uyarınca işletenin tehlike esasına dayanan “ağırlaştırılmış objektif sorumluluğunu” kapsayacağı ve “genel hükümlerden kaynaklanan sorumlulukların” ZTS dışında kalacağı kabul edilmelidir.

Bir önceki yazımızda ülkemizde en yaygın sigortalardan biri olan trafik sigortasından sigortacıların zarar ettiğini ve bu yüzden bu sigortayı yapan sigortacılar için durumun sürdürülebilir olmayacağını belirtmiş, trafik sigortasının yaptıran sigortalılar ve sigortacılar açısından dengeli ve her iki tarafa yarar sağlayan bir hale gelmesi gerektiğini söylemiştik. Bu yazımızda trafik sigortasında sigortacı tarafından işletene rücu edilmesi sorunu, sürücünün durumu, ihtiyari (isteğe bağlı) trafik sorumluluğu sigortası (İMM) ve sigortacıya (zarar gören tarafından) dava açılması konuları üzerinde duracağız.

SİGORTACI TARAFINDAN İŞLETENE RÜCU EDİLMESİ SORUNU

Mevcut durum çerçevesinde karşımıza çıkan bir diğer sorun da yeni işletenin sorumlu olduğu bir zarar dolayısıyla zarar görene tazminat ödeyen sigortacının -yeni işletenin sigorta korumasından yararlanma hakkının bulunmadığı durumlarda- eski işletene mi yoksa yeni işletene mi rücu etmesi gerekeceğidir. ZTS Genel Şartları B.4 (KTK m.95 fk.2 hükmüne uygun bir şekilde)

  • Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran hallerin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceğini ve
  • Ödemede bulunan sigortacının, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda kazaya sebebiyet veren sigortalıya rücu edebileceğini öngörmüştür. ZTS Genel Şartları B.4 mesela sürücünün geçerli sürücü belgesi yoksa veya kaza trafik kurallarının ağır kusurla ihlalinden veya sürücünün alkol yahut uyuşturucu etkisi altında güvenli sürüş yeteneğini yitirmiş olmasından kaynaklanmışsa “sigortalıya” rücu edilebileceğini hükme bağlamaktadır. Öncelikle belirtelim ki ZTS Genel Şartları B.4’te sigortacının rücu isteminde bulunabileceği (zarar görene ödediğini geri alabileceği) halleri hukuken “teminat dışında kalan hal” olarak nitelemek gerekir. Şunları hatırlamakta yarar olacağını düşünüyoruz:
  • KTK m.92’de ZTS teminatı dışında kalacağı belirtilen haller sigortacının zarar görene karşı da sorumlu olmayacağı hallerdir. Bu hallerde sigortacının herhangi bir ödeme yapması gerekmediğinden, sigortalıya rücu etmesi de konu dışıdır.
  • Buna karşılık ZTS Genel Şartları B.4’te sayılan haller yalnızca sigortacı-sigorta ettiren/sigortalı ilişkisinde geçerli olan hallerdir. Bunların söz konusu olduğu durumlarda sigortacı zarar görene karşı sorumludur. Fakat sigorta ettiren/sigortalı bu hallerde sigorta korumasından yararlanma (sigortacının zarar görene yapacağı tazminat ödemesiyle sorumluluktan kurtulma) hakkına sahip bulunmadığından, sigortacı yasa gereğince zarar görene ödemek zorunda kaldığı tazminat tutarını geri isteyebilmektedir.
  • Sigorta sözleşmesine ilişkin yasa hükümlerinde (bundan maksat Türk Ticaret Kanunu hükümleridir) veya sigorta sözleşmesinde sigortacı lehine öngörülen (sigortacının tamamen veya kısmen sorumluluktan kurtulmasına yol açan) savunmaların zarar görene karşı ileri sürülemeyeceğini öngörmüş olan KTK m.95 fk.1, KTK m.92’de sayılan hallerde uygulanmaz. Çünkü KTK m.92’de sayılan haller özellikle zarar görene karşı da hüküm ifade etmeleri amacıyla yasaya konulmuşlardır.
  • Buna karşılık, KTK m.92’de sayılmamış olan bir hal için sigorta sözleşmesinde sigortacının sorumlu olmayacağı kararlaştırılmışsa, KTK m.95 fk.1 uygulanır ve sigortacı zarar görene karşı bu hale dayanarak sorumluluktan kurtulamaz. Ancak sigortacının zarar görene ödemek zorunda kaldığını KTK m.95 fk.2 uyarınca sigortalıdan geri isteme hakkı saklıdır.

ZTS Genel Şartları’nın eski versiyonlarında sigortacının KTK m.95 fk.2 kapsamında “sigorta ettirene” rücu edebileceği belirtiliyordu. Günümüzde ise (kanımızca doğru olarak) “sigortalıya” rücu edebileceği belirtilmektedir. Önceki işleten tarafından kurulan bir ZTS sözleşmesinde işleten değiştiği vakit yeni işleten (sigorta koruması altında olduğu süre boyunca) “sigortalı” konumuna gelmiş olacaktır. Yeni işletenin sorumlu olduğu bir durumda zarar görene ödeme yapan sigortacı, yeni işletenin sorumluluğunu (yaptığı ödeme oranında) sona erdirdiğinden, yeni işletene rücu etmesi yerinde bir çözümdür. Çünkü yeni işleten aslında yararlanmaması gereken bir teminattan yararlanarak sorumluluktan kurtulmuştur. O halde hukuksal açıdan hakkı olmayan bir kazanç elde etmiş bulunmaktadır. Bunu geri ödeme yükümlülüğü altında olmasında bir yanlışlık yoktur.

SÜRÜCÜNÜN DURUMU

Trafik kazaları birçok halde aynı zamanda işleten olmayan sürücüler tarafından yapılmaktadır. Bu çeşit (çok büyük çoğunlukla işletenlerce çalıştırılan) sürücülerin yol açtığı kazalar sonucunda sigortayı yaptırmış olan işletenin (izleyen dönemde) daha fazla prim ödemesi söz konusu olmaktadır. Bu sonuç, o (peş peşe kaza yapan) sürücüyü çalıştırmakta ısrar eden işletenler açısından makul karşılanmak gerekirse de devamlı kazalara neden olmuş bir sürücüyü bu durumu bilmeksizin yeni çalıştırmaya başlayacak işletenler (mesela otobüs firmaları, taşıma firmaları, dağıtım firmaları) açısından sakıncalıdır. Dikkatsiz araç kullanmakta ısrar eden sürücülerin kayda alınması ve bunları (sakıncasını bilerek) çalıştıracak işletenlerin daha fazla prim ödemelerinin sağlanması önemlidir.

Ülkemizde ZTS sadece işletenin (o da KTK m.85 uyarınca doğan tehlike esasına dayalı) sorumluluğunu temin etmekte, sürücünün sorumluluğu ise bu sigorta kapsamında bulunmamaktadır. Oysa kaynak İsviçre hukukunda zorunlu trafik sigortası hem işletenin hem de işletenin eylemlerinden LCR (İsviçre Karayolları Trafik Yasası) uyarınca sorumlu olduğu kişilerin (bunların başında sürücü gelmektedir) sorumluluğu için koruma sağlamaktadır. Zarar görenler bakımından sürücünün sorumluluğunun da sigorta edilmiş olması (işleten sürücünün eylemlerinden sorumlu tutulacağı için) bir fark yaratmayacak ve sürücünün yol açtığı zarar işletenden (ve onun sorumluluk sigortacısından) talep edilebilecektir. Bununla birlikte, eğer sürücü de sigorta kapsamında sayılırsa, “sigortalı” sıfatıyla kayda alınacak olan sürücünün yapacağı kazalar (o sürücüyü istihdam etmekte olduğunu sigortacıya bildiren işleten tarafından ödenecek) izleyen döneme ilişkin primleri olumsuz etkileyecek ve daha adil bir uygulama tesis edilebilecektir.

Uygulamada özellikle ticari araçlara ilişkin ZTS poliçelerine aracı sürecek olan sürücülerin kaydedilmesi esası benimsenerek sürücülerin izlenmesi ve kaza frekansı yüksek olanlar için daha fazla prim alınması yarar getirecektir. Aracı sevk edecek sürücüler bakımından herhangi bir kısıtlayıcı liste içermeyen poliçeler için ödenecek primin ise (bu olasılıkta riziko olasılığı artmış kabul edileceğinden) daha yüksek olması beklenmelidir.

İHTİYARİ TRAFİK SORUMLULUĞU SİGORTASI (İMM)

Ülkemizde ZTS teminat limitlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilmektedir. Buna çare olarak İMM şeklinde (kısaca) tanımlanan “isteğe bağlı trafik sorumluluğu sigortası” öngörülmüştür. ZTS’nin karşılamadığı (teminat limitini aşan) zararlar bu sigorta tarafından ödenmektedir. İMM bugün sigorta şirketleri tarafından esas olarak araca ilişkin (kara taşıtları kasko sigortası, koltuk kaza sigortası, İMM ve hukuksal koruma sigortasından oluşan) sigorta paketi içinde sunulmaktadır. Bu sigorta işletenin “Karayolları Trafik Kanunu’na ve Genel Hükümlere göre söz konusu olan hukuki sorumluluğunu” temin etmektedir. Aynı anda hem ZTS hem de İMM kapsamında olan sorumluluklar, ZTS limitlerini aştıkları oranda sigortacı tarafından karşılanacaktır. Meselâ işleten çok pahalı bir aracın pert olmasına (tam hasara uğramasına) yol açmışsa, ZTS yeterli koruma sağlamayacak ve İMM poliçesi (kendi içerdiği limitlere kadar) devreye girecektir.

KTK, isteğe bağlı trafik sorumluluğu sigortasına da ZTS hakkında geçerli olan bazı hükümlerin uygulanmasını emretmektedir. Sigortacının sorumluluktan kurtulmasına imkân veren yasal ve sözleşmesel savunmaların zarar görene karşı ileri sürülemeyeceğine ve eğer sigortacı bu savunmalardan yararlanamadığı için zarar görene ödeme yapmak zorunda kalırsa, ödediği tutarı sigortalıdan geri alabileceğine ilişkin KTK m.95; doğrudan doğruya talep ve dava hakkına ilişkin KTK m.97 ve zamanaşımına ilişkin KTK m.109 İMM sigortasına da tatbik edilecektir.

Bugün İMM bağlamında tartışılan husus, bu sigortanın KTK’da ZTS hakkında uygulanacağı belirtilen hükümlere tabi kılınmasına halâ gerek olup olmadığıdır.

TTK 1478 zorunlu olan ve olmayan bütün sorumluluk sigortalarında zarar görene doğrudan dava hakkı tanımıştır. Zamanaşımı da (kanımızca başarısız şekilde olmakla beraber) TTK’da düzenlenmiş olan bir husustur. Bundan başka TTK 1484(1) bütün zorunlu sorumluluk sigortalarında sigortacının, sigortalıya karşı ifa borcundan tamamen veya kısmen kurtulmuş olsa da, zarar görene karşı zorunlu sigorta miktarına kadar sorumlu olacağını hükme bağlamaktadır. Ancak TTK 1484(1) yalnızca KTK m.95 fk.1’i karşılamakta, zarar görene yasal veya sözleşmesel savunmaları ileri süremediği için ödeme yapmak zorunda kalan sigortacı tarafından sigortalıya rücu edilebileceğini öngören KTK m.95 fk.2’nin eşdeğeri bir düzenleme içermemektedir. Bununla birlikte, sigortacının rücu hakkı genel hükümlerden de çıkarılabilir. Bu çerçeve içinde İMM hakkında KTK’da özel bazı hükümlere yer verilmesinin zorunlu olmadığı sonucuna varmak mümkündür.

İMM sigortası ile ZTS’nin “uygulanma alanları” tartışmaya açık görünmektedir. Kanımızca ZTS’nin, KTK m.91 fk.1 uyarınca işletenin tehlike esasına dayanan “ağırlaştırılmış objektif sorumluluğunu” kapsayacağı ve “genel hükümlerden kaynaklanan sorumlulukların” ZTS dışında kalacağı kabul edilmelidir. Yasadan çıkan sonuç budur. Buna karşılık İMM sigortası işletenin genel hükümler uyarınca söz konusu olan sorumluluklarını da temin etmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, ZTS kapsamındaki bir hal aynı zamanda İMM sigortası uyarınca da temin edilmiş ise, İMM poliçesi ZTS limitlerinin aşılması koşuluyla ve aşıldığı oranda devreye girecektir (öncelik ZTS’de olacaktır). Genel hükümlerden doğan sorumluluklar ise ZTS tarafından ödenmeyeceği için, bu sorumlulukların “bütünüyle” (sıfırdan başlamak üzere) İMM sigortasından karşılanması lazım gelecektir.

Bununla birlikte uygulamada yargı işletenin (KTK m.87 fk.1 uyarınca genel hükümlere tabi bulunan) hatır taşımasından doğan sorumluluğunu da ZTS kapsamında kabul etmektedir.  Yargının bu kabulü aslında “olması gerekene uygun” bulunmaktadır. Hatır taşımasının genel hükümlere tabi kılınarak tehlike esasına dayalı ağırlaştırılmış objektif sorumluluk dışında bırakılması için neden yoktur. Araçta hatıra dayalı olarak bulunan kişiler de aracın işletilmesinden kaynaklanan tehlikelere maruzdur. Ancak hatır taşıması genel ilkeler doğrultusunda duruma göre tazminattan indirim sebebi oluşturabilir. Bizde KTK’nın hatır taşımasından kaynaklanan sorumluluğu genel hükümlere bırakmış olması yanlıştır. Yargı bu yanlışı kanımızca “contra legem” (adil sonuca varmak için yasayı dikkate almayarak) düzeltmektedir.

IMM sigortası kasko sigortası bağlantılı olarak yapıldığından, araca ilişkin ZTS ile kasko teminatlarının farklı sigortacılar tarafından sağlanması halinde ZTS limitlerinin üzerindeki zararların tazmini amacıyla farklı bir sigortacıdan istemde bulunulması (ve gerektiğinde ona karşı dava açılması) söz konusu olacaktır. Bu durumda İMM sigortasının ZTS ile aynı (temel) yasa hükümlerine tabi tutulmasının kolaylık sağlayıcı bir yönü de olmayacaktır.

SİGORTACIYA DAVA AÇILMASI

KTK m.97 uyarınca;

“Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir.

Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir”.

Bu hüküm sigortacıların istemi üzerine yasaya konulmuştur. Uygulamada zarar görenler adına ZTS poliçesini düzenlemiş olan sigorta şirketine kaza ve sonuçları hakkında bilgi verilmeden ve belge sunulmadan dava açılması veya icra takibinde bulunulması üzerine sigortacılar ek maliyetlerle karşılaşmışlardır. Oysa sigortacıya istemin haklılığını kanıtlayan belge ve kazaya ilişkin bilgilerle başvurulsa idi, sigortacı dava veya icra takibine yer bırakmadan ödeme yapabilecek ve böylece vekâlet ücreti ve yargılama giderlerini ödeme yükümlülüğünden kurtulabilecekti.

KTK m.97 yalnızca “yazılı başvuru” koşulunu içermekte, bu yazılı başvurunun ekinde (veya bununla eş zamanlı olarak) sigortacının sorumluluğunun (ve bunun kapsamının) belirlenmesi için lazım gelen bilgi ve belgelerin de sigortacıya verilmesinden söz etmemektedir. Ancak hükmün amacı göz önünde tutulduğunda, yazılı başvurunun yeterli görülmemesi ve bilgi ve belgelerin de aktarılmış olmasının zorunlu bulunduğu (aksi halde dava açılması için gereken koşulların yerine getirilmemiş olacağı) kabul edilmelidir.

KTK m.97’de öngörülen “önce sigortacıya başvurma” kuralının bir dava şartı oluşturup oluşturmadığı konusunda yargı değişik kararlar vermiştir. İlk fıkrasında dava şartlarının hangileri olduğunu sayan Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.114, ikinci fıkrasında diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümleri saklı tutmuştur. Bu saklı tutma sayesinde KTK m.97’nin (bu nitelikte bir hüküm olduğu kabul edilirse) mahkemece dava şartı olarak değerlendirilmesi mümkün olabilecektir.

HMK m.115 fk.2 mahkemenin, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar vereceğini; ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre vereceğini ve bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedeceğini öngörmüştür. Kanımızca yargının (KTK m.97’yi dava şartı sayması olasılığında) “eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilmesi” seçeneğini tercih etmesi daha yüksek bir olasılıktır.

Öte yandan HMK m.327 “gereksiz yere gider yapılmasına sebebiyet vermiş olan tarafın, davada lehine karar verilmiş olsa bile, karar ve ilam harcı dışında kalan yargılama giderlerinin tamamını veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebileceğini” belirtmektedir. Sigortacılar, en azından HMK’nın bu hükmünün kendi lehlerine dikkate alınarak lüzumsuz giderlere katlanmalarının önlenmesini (veya KTK’daki düzenlemenin daha açık ve kolay uygulanabilir hale getirilmesini) talep etmektedirler. Bu konuda haklı olduklarını düşünmekteyiz.

Öte yandan, TTK hükümlerinin de KTK m.97 paralelinde düzenleme içerdiğini belirtmemiz gerekir. Bütün sorumluluk sigortaları hakkında geçerli olan “sigortacının zarar görenden bilgi alma hakkı” başlıklı TTK 1479 gereğince;

“Sigortacı, zarara sebep olan olayın ve zarar miktarının belirlenmesi amacıyla, zarar görenden bilgi isteyebilir. Zarar gören, sağlanması ihtimali bulunan ve istenilmesi haklı görülebilecek ilgili tüm belgeleri sigortacıya vermek zorundadır. Zarar görenin bu zorunluluğa uymaması hâlinde, durumun zarar görene yazılı bildirilmiş olması kaydıyla, sigortacının sorumluluğu, zorunluluk yerine getirilmiş olsaydı ödemek zorunda kalacağı miktarla sınırlıdır”.

TTK 1479’dan şu sonuçlar çıkmaktadır:

  • Sorumluluk sigortalarında sigortacının zarar gören üçüncü kişinin istemini değerlendirebilmesi için o kişiden lüzumlu bilgi ve belgeleri alması gerekir.
  • Bu ihtiyacı dikkate alan yasa, sigortacıyı zarar görenden “bilgi isteme” hakkıyla donatmıştır.
  • Yasa ayrıca zarar görene “sağlanması olasılığı (TTK burada kanımızca ihtimalden değil, olanaktan söz etmeliydi) bulunan belgeleri (sigortacının istemi üzerine) sigortacıya verme” görevini (yasadaki deyimle zorunluluğunu) yüklemiştir.
  • Zarar gören bilgi ve belge sağlamazsa, sigortacı yaptırım uygulayabilecektir (ancak uygulanacak yaptırım yasada gayet kötü formüle edilmiştir).

TTK 1479 acaba uygulamada nasıl işleyecektir? Zarar gören mi sigortacı ile temas kuracak yoksa sigortacı mı zarar göreni arayacaktır? Zarar görenin sigortacıya başvurarak (en azından) zararının giderilmesi gerektiğini bildirmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Bunun üzerine de sigortacı ondan bilgi ve belge isteyecektir.

Sorumluluk sigortalarında zarar gören de rizikonun gerçekleştiğini sigortacıya bildirmek görevi altında olmalıdır. Alman hukukunda bu sonuç çok açık bir yasa hükmüyle (VVG § 119(1)) öngörülmüştür. Bizde ise TTK doğrudan zarar görenle ilgili açık bir kurala yer vermemiştir. Ancak rizikonun gerçekleştiğinin bildirilmesi (zarar görenin tazminat istemini doğuran/doğurabilecek zarar verici bir olayın gerçekleştiğini sigortacıya haber verme) açıkça düzenlenmiş olmasa da, biraz daha ileri bir aşamada bilgi ve belge verme yükümlülüğü çerçevesinde yasa zarar görenin sigortacıyla temas kurması lazım geldiğini öngörmüştür. Sigortacı (eğer rizikonun meydana geldiğini sigorta ettiren veya sigortalıdan veya başka bir kaynaktan daha önce öğrenmemişse) rizikodan bu temas dolayısıyla haberdar olacaktır.

Bütün sorumluluk sigortaları için geçerli olan bu düzenleme ZTS bakımından KTK’daki özel hükümlerle kısmen değiştirilmiş ve tamamlanmıştır.

  • KTK m.97 uyarınca zarar görenin sigortacıyı dava edebilmesi için, ona “yazılı başvuruda bulunması” lazımdır.
  • KTK m.99 uyarınca da zarar görenin tazminat alacağının muaccel hale gelebilmesi için ZTS Genel Şartlarında sayılan belgelerin sigortacıya iletilmesi gerekmektedir.

Böylece TTK 1427(2)’de tazminat alacağının muaccel hale gelmesi için öngörülen (rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmalarının bitmesine ilişkin) süre, ZTS bakımından KTK m.99’daki özel hükümle “sekiz iş günü” olarak saptanmıştır.

TTK 1427 sorumluluk sigortalarında da uygulanması söz konusu olan bir hükümdür. Nitekim sorumluluk sigortalarında “bildirim görevini” düzenleyen TTK 1475(2) uyarınca;

“Sigortalı kendisine yöneltilen istemi, aksi kararlaştırılmamışsa derhâl sigortacıya bildirir. Bu bildirim üzerine veya zarar görenin sigortacıya doğrudan başvurması hâlinde 1427 nci madde uygulanır”.

Şu halde, eğer zarar gören doğrudan sigortacıya başvurmuşsa, onun tazminat talebinin ne zaman muaccel olacağı TTK 1427(2)’ye göre belirlenecektir. TTK 1427(2) uygulanırken de KTK m.99’daki özel hüküm gereğince, sigortacının inceleme/araştırma süresi (belgelerin sigortacıya verilmesinden itibaren) en fazla sekiz iş günü olacaktır.

Yukarıda değindiğimiz TTK ve KTK hükümleri, kanımızca açık bir şekilde zarar görenin tazminat istemiyle ilgili bilgi ve belgeleri sigortacıya sağlaması gerektiğini, sigortacının ödeme borcunun ancak bundan sonra muaccel olacağını ve sigortacıya karşı dava açma süresinin de ancak bundan sonra işleyeceğini öngörmektedirler.

Bu noktada vurgulayalım ki KTK’da dava açma süresi ile tazminat alacağının muaccel olması için gereken süre eşitlenebilir ve alacak muaccel olunca dava yoluna hemen başvurulabileceği de kabul edilebilirdi. Ancak yasa yapıcı tarafından dava için daha uzun bir sürenin benimsenmesi hukuken geçerli sayılmalıdır.

Ayrıca belirtmemiz gerekir ki, zarar gören tarafından doğrudan sigortacıya dava açılması halinde sigortacıya karşı temerrüt faizi TTK 1427(4) uyarınca muaccel olma anından başlayarak işleyecektir. Çünkü sigortacı bu anda yasa uyarınca ihtar gerekmeksizin temerrüde düşmektedir.  ZTS bakımından ise durum şöyledir: Zarar görenin tazminat alacağının muaccel olması yukarıda da belirttiğimiz üzere KTK 99’a göre belgelerin verilmesini izleyen sekizinci iş gününün sonunda söz konusu olacaktır. Bununla birlikte, sigortacının zarardan sorumlu kişinin (sigortalı) ödemekle yükümlü olduğu tazminat borcu için haksız eylem (kaza) gününden başlayarak işlemesi lazım gelen temerrüt faizi borcundan da sorumlu olup olmayacağı apayrı bir husustur. Kanımızca sigortacı kural olarak sorumluluğunu sigorta etmiş olduğu kişinin tazminat borcuna kaza gününden işletilecek faizi de (sağladığı sorumluluk teminatı kapsamında, faiz yükü de sorumluluğun bir parçası olduğundan) karşılamak zorundadır. Zarar gören, sigortacının bu yükümlülüğü çerçevesinde sigortacıdan eğer kaza gününden itibaren temerrüt faizi elde etmişse, sigortacının kendisinin ne zaman temerrüde düşmüş olduğu (sigortalının borcuna uygulanacak faiz oranı ile sigortacıya karşı uygulanacak faiz oranları arasında fark olmadığı takdirde) önem taşımayacaktır.

Sigortacı, zarar görenin kendisine belge ve bilgileri iletmesi halinde tazminat ödeme borcunu gereken kapsamda yerine getirecek olmasına rağmen, aleyhine dava açılması üzerine ortaya çıkan ek mali külfete katlanmalı mıdır? Bu soruya olumlu yanıt vermeye imkân yoktur. Yargının, söz konusu ek mali külfeti önce sigortacıya (bilgi ve belgeler sağlanarak) başvurması gerekirken bunu yapmayan tarafa yüklemesi yerinde ve TTK, KTK ve HMK hükümlerine uygun bir çözüm olacaktır.

İlginizi Çekebilir