Enflasyon hem sigortacıyı hem de sigortalıyı olumsuz etkiliyor

Enflasyon hem sigortacıyı hem de sigortalıyı olumsuz etkiliyor

Fiyatlar genel düzeyinin sürekli artması anlamına gelen enflasyon, sigorta korumasında çok önemli ölçüde azalmaya yol açmakta ve bu yönden sigortalıların zarar görmesine neden olmakta. Öte yandan enflasyon, zaman içinde sigorta konusu malın değeri yükselirken sigorta bedelinin aynı kalması sonucu sigortacının alabileceği ek prim tutarından yoksun kalmasına sebep oluyor.

Fiyatlar, mal ve hizmetlerle dolaşımdaki para miktarı arasındaki dengeye göre oluşmaktadır. Para miktarındaki artış (emisyon), mal ve hizmet miktarındaki artış (büyüme) ile dengeli olduğunda fiyatların genel düzeyi değişime uğramamakta; buna karşılık para miktarı fazla olursa fiyatlar yukarı gitmektedir. Enflasyon, fiyatların genel düzeyinin sürekli artması anlamına gelmektedir. Enflasyon bakımından önem taşıyan husus, yalnızca tek veya bazı malların (veya hizmetlerin) fiyatının bir kereye mahsus olmak üzere artması değildir (bu halde enflasyondan değil, fiyat artışından söz etmek lazımdır). Bir ülkedeki enflasyon gelir artışından fazla ise, ortaya hayat pahalılığı çıkmaktadır (Eğer gelirler de enflasyona eşit oranda artmışsa, hayat pahalılığı söz konusu olmayacaktır; bu durumda yalnızca enflasyonun mevcut olacağını belirtmek gerekir). Ülkemiz, fiyatların sürekli yükseldiği birçok dönem yaşamıştır. Resmi rakamlara göre tüketici fiyatlarındaki (senelik) artış oranı 1980’de %115.6, 1994’te %125.5, 2001’de %68.5 olmuştur. Senelik bazda toptan fiyat artışı oranı ise 1980’de %94.7, 1994’te %146.5, 2001’de %88.6 olarak gerçekleşmiştir. 2022’nin 11’inci ayı itibarıyla tüketici fiyatları %84.4, toptan fiyatlar ise %136 artmıştır. Yüksek enflasyonun söz konusu olduğu dönemlerde, enflasyonun etkilerini önemli ölçüde gösterdiği bir zaman dilimini kapsayan sigorta sözleşmeleri bağlamında, gerek sigorta ettirenlerin (başkası lehine sigorta yaptırılmışsa sigortalıların) gerek sigortacıların hak ve çıkarlarının karşılıklı dengelenmesi gerekir. Şu örnek üzerinden ilerleyebiliriz: 31.12.2021 tarihinde bir sene için yapılan bir sigortada, sözleşme tarihinde sigorta bedelinin (o sıradaki) sigorta değerine eşit (mesela 100 bin lira) olarak belirlenmiş olduğunu varsayalım. Sigorta süresinin sonuna doğru (mesela 2022 Kasım ayı sonunda) meydana gelen bir riziko tam hasara (sigorta konusu malın değerinin bütünüyle ortadan kalmasına= zıya = pert total) yol açmış olsun. Sigortacı bu olasılıkta sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin yasal düzenlemeye göre sigorta bedelini ödemekle yükümlü olacaktır. Burada sorun, sigorta sözleşmesinin yapılmasından sonraki 11 ay içinde sigorta konusu malın değerinin önemli ölçüde artmış bulunmasıdır. Riziko tarihinde sigortalı malın değeri (aradan geçen 11 aylık süre içinde, mesela %100 oranında gerçekleşmiş olan enflasyon nedeniyle) 200 bin liraya çıkmış ve fakat sigorta bedeli (poliçe üzerine yazılmış olan sigortacının sorumlu olacağı en yüksek tutar) herhangi bir değişikliğe uğramamış ise, sigortacı 200 bin lira tutarındaki zarar için yalnızca 100 bin lirasını (zararın yarısını) ödeyecek ve kendisinden bunu aşan bir ödeme talep edilemeyecektir. Riziko sebebiyle tam hasar değil de kısmi hasar meydana gelse idi (mesela 120 bin liralık bir zarar söz konusu olsa idi), bu takdirde sigortacı “eksik sigorta” dolayısıyla yalnızca 60 bin lira ödeyecekti. Çünkü hasar tarihinde sigorta değeri 200 bin lira olmasına rağmen, sigorta bedeli 100 bin liradan ibarettir. Sigorta bedelinin sigorta değerinden (sigortalı malın hasar günündeki değeri = zaman değeri) “düşük” (eksik) olduğu durumlarda TTK 1462’de düzenlenmiş olan “eksik sigorta” kuralı uygulanacaktır. Bu “evrensel” diyebileceğimiz (yasamızda da açıkça yer verilmiş bulunan) kural uyarınca sigortacı, (aksine anlaşma söz konusu değilse) zararı “sigorta bedelinin hasar anındaki sigorta değerine olan oranına göre” tazmin edecektir. Bu çerçeve içinde zarar sigortalarında yüksek enflasyon, sigorta korumasında aynı sigorta dönemi içinde dahi çok önemli ölçüde “azalmaya” yol açmakta ve bu yönden sigorta ettirenlerin/sigortalıların zarar görmesine sebep olabilmektedir. Bu sakıncanın giderilmesi ihtiyacı vardır. Öte yandan, enflasyon sigortacının aleyhine bazı sonuçlara da yol açmaktadır. Primin sigorta konusu malın sigorta sözleşmesi sırasındaki (sigorta bedeli olarak da belirlenen) değerine göre (bunun bir kesri olarak) hesaplandığı ve tahsil edildiği hallerde, zaman içinde sigorta konusu malın değeri yükselmiş olmasına rağmen sigorta bedeli aynı kalırsa, sigortacı ek prim isteyemeyecek ve böylece aslında alabileceği bir ek prim tutarından enflasyon yüzünden yoksun kalacaktır.

UYGULAMADA BAŞVURULAN ÇÖZÜMLER

Sigorta bedelinin enflasyon oranında yükseltilmesi ihtiyacı karşısında şu çözümler üretilmiştir:

– Sigorta bedelinin sözleşme yapıldığı sırada geçerli olan sigorta değerinden yüksek gösterilmesi (bu çözümde sigorta bedeli genellikle sigorta değerinin sigorta süresi sonunda ulaşacağı tahmini değer olarak öngörülmektedir)

– Eksik sigortanın uygulanmayacağının kararlaştırılması

– Sigorta bedelinin sigorta ettirenin istemi üzerine (o anda enflasyon oranı belirli bir orana ulaşmış olmak kaydıyla) ek prim ödenmesi (veya ödeneceğinin taahhüt edilmesi) karşılığında veya belirli aralıklarla sigorta ettiren talepte bulunmasa dahi yükseltilmesi

– Sigorta bedelinin enflasyona karşı koruma klozu uyarınca kendiliğinden artması

Bu çözümlerin ilk üçü uygulamada ancak belirli bir ölçüde yarar sağlamışlardır. Öte yandan bunlar, hukuksal açıdan geçerlik tartışmasına yol açtığı veya ek mesai ve masraf gerektirdikleri için haklı yakınmalara da konu olmuşlardır. Son çözüm ise en uygun olanıdır. İlk çözümde sigorta bedelinin yüksek gösterilmesi “aşkın sigorta” oluşturmaktadır. Her ne kadar buradaki aşkın sigorta TTK 1463(2) anlamında “kötü niyetle” (haksız mali çıkar elde etmek amacıyla) yaptırılmış sayılamazsa da TTK 1463(1) “sigorta bedeli sigorta değerinden (sigorta konusu çıkarın değerinden) fazla ise, aşan kısmın geçersiz olduğunu” hükme bağlamış bulunduğundan, bu gibi bir sigortanın (aşkınlık ölçüsünde baştan itibaren) geçerli sayılmaması olasıdır. (Bu hususa aşağıda ayrıca değineceğiz).

– Kanımızca TTK 1463(1)’de öngörülen aşkın kısım hakkındaki “geçersizlik” sonucu, sigortacının tam hasara yol açan bir rizikonun gerçekleşmesi üzerine onun sigorta ettirene aşkın kısmın geçersiz olduğu konusunda önceden bildirim yapmış olmasına gerek olmaksızın kendiliğinden meydana gelir. Bu nedenle de sigortacı, sigorta ettirene ödeyeceği tazminata ek olarak ayrıca riziko tarihinde aşkın olan kısma ilişkin primi de geri vermelidir.

– Buna karşılık enflasyona karşı koruma amacıyla yaptırılan aşkın sigortalarda, aşkın kısım baştan itibaren (sigorta sözleşmesinin yapıldığı anda) geçersiz sayılmamalı; bu sonucun oluşması (en azından) sigorta ettirenin bildirimine bağlı kılınmalıdır.

– Eğer sigorta ettiren sigorta süresi içinde aşkın kısmın geçersizliğini sigortacıya bildirir ve prim iadesi talep ederse, sigortacı o anda söz konusu olan aşkın kısım için almış bulunduğu fazla primi geri vermeli ve sigorta bedeli de sigorta konusu malın değerine indirilerek sözleşme ilişkisi bu temelde sürdürülmelidir. Ancak bu halde sigorta ettirenin bildiriminden sonraki (bitime kadarki) sigorta süresi içinde “eksik sigorta” durumu ortaya çıkabilecek ve bu da riziko gerçekleşince sigorta ettirenin tam tazminat elde etmesini engelleyecektir. – Enflasyondan korunma amacıyla baştan aşkın sigorta yaptırılmış olması durumunda, sigorta süresi içinde riziko hiç gerçekleşmez ve sigorta süresi bitiminde sigorta bedelinin (hâlâ) sigorta konusu malın değerinden önemli ölçüde yüksek olduğu belirlenirse, süre sonunda aşkın olan kısma karşılık gelen primin sigortacı tarafından geri verilmesi uygun olur. – Aşkın olma durumunun ancak sigorta süresi sonunda ortadan kalktığı sigorta sözleşmelerinde o tarihe kadar sigorta ettirenin “gereğinden fazla” prim ödediği, bu fazlalığın sigortacıya bu yolda yapılacak istem üzerine geri verilmesinin uygun düşeceği kabul edilebilir.

– Enflasyon etkisiyle başlangıçta aşkın sigorta oluşturan bir sigorta sözleşmesinin “yarı yolda” eksik sigortaya dönüşmesi ihtimal dahilindedir. Sözleşme tarihinde aşkın sigorta oranının %50 olduğu bir sigortada, süre bitimindeki enflasyon oranı %100’e ulaşmışsa, aşkınlık-eksiklik “tahterevalli” örneğindeki gibi olacak; aşkınlık zaman içinde azalarak bir noktada ortadan kalkacak ve o noktadan itibaren de eksiklik artmaya başlayacaktır. Enflasyon oranına ilişkin tahminin doğru olmamasından kaynaklanabilecek bu gibi bir halde, başlangıçtaki aşkınlıkla sonraki eksikliğin “denkleştirilmesi” (başlangıçta fazla ödenmiş olan primin daha sonra az ödenmiş prime sayılması) makul karşılanabilirse de, sigorta bedelinin (eksikliği ortadan kaldıracak şekilde) kendiliğinden yükselmesi, taraflar arasında bu yolda özel bir anlaşma yapılmadıkça (veya yapılmış sayılmadıkça) kolay değildir. Fikrimizce, tarafların başlangıçtaki aşkın sigorta bedelinin sonraki eksik sigortayı (aşkın sigorta oranını aşmamak kaydıyla) dengeleyeceği hususunda önceden anlaşmış olmadıkları hallerde, en azından eksik sigorta (zararın sigorta bedelinin sigorta konusu malın riziko anındaki sigorta değerine olan oranına göre ödeneceği) kuralının uygulanmayacağını kararlaştırmış sayılmaları mümkündür. Eksik sigortayı düzenleyen TTK 1462 emredici değildir. Tarafların eksik sigorta uygulanmayacağı hakkında “örtülü olarak” anlaşmaları da mümkün ve geçerlidir. Başlangıçta enflasyon dikkate alınarak aşkın sigorta yaptırılmasından amaç, sigorta ettirenin daha sonra mağdur olmasını önlemektir. Şu halde bu gibi bir sözleşme ilişkisi kurarken tarafların iradeleri “sigortacının zararı (mümkün olduğunca) tam olarak karşılamasını sağlamaya” yönelik bulunmaktadır. Bu nokta göz önüne alınarak, tarafların “riziko halinde eksik sigorta uygulanmayacağı” konusunda örtülü biçimde anlaşmış oldukları yorumu benimsenebilecektir.

– TTK 146(1) hükmünün “birinci kategori emredici nitelikte” olması yukarıda belirttiğimiz çözümlerin/yorumların/önerilerin kabulü bakımından tartışma yaratabilir. TTK 1463(1)’e aykırı sigorta sözleşmeleri TTK 1486(1) uyarınca “bütünüyle” geçersizdir. Bu kuralın katı bir şekilde anlaşılıp uygulanması enflasyondan korunmak amacıyla yaptırılan aşkın sigortalar da dahil bütün aşkın sigortaların aşkınlık oranında “baştan itibaren” geçersiz sayılması gibi bir sonuca götürebilecektir. Kanımızca geçersizliğin baştan itibaren söz konusu olması zorunlu değildir. TTK 1463(1) hükmünün gayesi sigorta ettirenin aşkın sigorta sayesinde haksız kazanç elde etmesinin önüne geçmektir. Oysa, enflasyondan korunma maksadıyla aşkın sigorta yaptırılması tam tersine sigorta ettirenin “mağdur olmasını” engellemek, onun rizikonun gerçekleşmesi üzerine zararını sigortacıdan eksiksiz tahsil edebilmesini sağlamaktır. Bu nedenle, aşkın sigortayı baştan geçersiz saymak yerine, geçersizliği (en erken) “tam hasar anındaki” veya “sigorta süresi sonundaki” duruma bakarak belirlemek daha uygun bir çözümdür. (Ancak sigorta ettirenin tam hasardan veya sigorta süresi bitmeden önce aşkın kısım bakımından geçersizliği ileri sürerek prim iadesine hak kazanmasına da izin verilmelidir).

– Bu noktada ayrıca şu hususun da altını çizmemiz lazımdır: Aşkın sigortayı yasada emredici şekilde (aşkınlık oranında) geçersiz saymak lüzumundan çok daha fazla katılıkta bir kuraldır. Aşkın sigorta söz konusu olsa dahi, sigortacı zarar sigortalarında emredici kurallarla zaten fazla ödeme yapmama konusunda yeterince korunmaktadır.

• TTK 1459 uyarınca sigortacı (yalnızca) sigortalının uğradığı zararı tazmin edecektir. Zarardan fazlasını ödemeyecektir.

• Aynı kural TTK 1461(1)’de de tekrarlanmıştır. TTK 1461(1) gereğince sigorta bedeli sigorta konusu malın değerini aşsa dahi, sigortacı zarardan daha yüksek b ir tazminat ödemeyecektir.

İkinci çözüm, sigorta sözleşmesi yapılırken “eksik sigorta” uygulanmayacağının kararlaştırılmasıdır. Yukarıda da belirtmiş olduğumuz gibi eksik sigortaya ilişkin TTK 1462 emredici değildir ve taraflar riziko anında sigorta bedeli sigorta konusu malın değerinden düşük olsa dahi orantı kuralının söz konusu olmayacağı (rizikodan kaynaklanan zararın sigorta bedelinin sigorta değerine olan oranı dikkate alınarak değil, sigorta bedeline kadar eksiksiz tazmin edileceği) konusunda anlaşabilirler. Bu durumda sigorta ettiren yalnızca sigorta bedelini aşan zararlar bakımından korumasız kalacaktır. Mesela sigorta bedeli 100 bin lira ise ve sigorta konusu malın (başlangıçta sigorta bedeline eşit olan) değeri riziko anında enflasyon etkisiyle 160 bin liraya çıkmış bulunmaktaysa; gerçekleşen riziko 120 bin liralık bir zarara sebep olduğu takdirde, sigorta ettiren 100 bin lira tutarında bir sigorta tazminatına hak kazanmış bulunacaktır. Zarar 90 bin lira olsaydı, bu olasılıkta sigorta ettiren/sigortalı zararın tamamını (sigorta bedelinin altında olduğundan) tahsil edebilecekti.

Üçüncü çözüm, sigorta bedelinin düzenli aralıklarla (mesela her üç ayda bir veya sigorta bedeli ile sigorta değeri arasındaki fark belirli bir oranı geçtiği takdirde) yükseltilmesidir. Bu yükseltmenin yapılması sigorta ettirenin istemde bulunması koşuluna bağlanmışsa veya bu istemin yapıldığı hallerde, istemin olumlu sonuçlandırılması için sigorta ettirenin ek prim ödemesi gerekmekte ise, bu gerekler zamanında yerine getirilmediği takdirde, enflasyona karşı arzu edilen koruma elde edilmemiş olabilecektir. Kaldı ki, istem veya ek prim şartları söz konusu olmasa dahi, riziko sigorta bedelini artırma için öngörülen tarih henüz gelmemişken gerçekleştiğinde sigorta bedeli ile sigorta değeri arasında fark olabilecek ve bu da sigorta ettirenin aleyhine sonuç doğuracaktır.

Dördüncü çözüm uygulamada kısaca “enflasyona karşı koruma klozu” olarak adlandırılan kloz çerçevesinde sigorta bedelinin enflasyona endeksli olarak kendiliğinden artmasıdır. Sigorta bedelinin enflasyon oranında ek bir işleme gerek olmaksızın kendiliğinden artması sigorta ettirenin çıkarlarını en geniş şekilde koruyan hal tarzıdır. Burada sorun yaratabilecek olan husus sigorta bedelinin, sigorta konusu malın fiyatında meydana gelen artışa (o malın değer kazanmasına) değil, “enflasyona” (genel fiyat artışına) endekslenmesidir. Sigorta konusu malın değeri sigorta süresi içinde %75 oranında arttığı halde, açıklanan enflasyon (genel fiyat artışı) oranı %50’de kalmış olabilir veya %100 olarak saptanmış olabilir. Bu bağlamda en doğru görünen çözüm, enflasyon döneminde değerinin sigorta süresi içinde artacağı öngörülen sigorta konusu mal için belirlenen sigorta bedelinin, genel enflasyon oranında değil, o malın kazandığı değer oranında (kendiliğinden) yükselmiş kabul edilmesidir. Bu çözümde dahi, sigorta konusu mal için sigorta süresi başlangıcında belirlenen sigorta bedeli o anki mal değerinden düşük idiyse, riziko anı itibariyle “eksik sigorta” ortaya çıkabilecektir. Bu nedenle sigortacıyla eksik sigortanın uygulanmayacağına ilişkin anlaşmaya varılması (veya böyle bir anlaşmanın taraflar arasında örtülü şekilde yapılmış sayılması) burada da koruyucu bir rol oynayabilecektir. Sigorta bedelinin otomatik artışı çözümünde, primin de bununla uyumlu şekilde kendiliğinden yükselmesi ve sigorta ettiren hesabına borç kaydedilmesi öngörülür. Bu ek prim yükümlülüğünün ne zaman yerine getirileceği tarafların anlaşmasıyla belirlenecektir.

EKSİKLİKLER GİDERİLMELİ

Yukarıda belirtmiş olduğumuz hususlara ek olarak ayrıca iki hususun daha altını çizmekte yarar bulunduğu düşüncesindeyiz:

– Kanımızca sigorta ilişkisinin “anlaşmalı değer” (mutabakatlı kıymet veya yasal deyimle “takseli sigorta”) esasına tabi kılınmış olması yüksek enflasyon dönemlerinde, enflasyona karşı koruma bakımından yalnızca “başlangıçtaki gerçek değerin oldukça üzerinde bir anlaşmalı değer belirlenmiş olduğu ve sigorta bedelinin de bu yüksek değere eşit şekilde saptandığı hallerde” etkilidir. Her ne kadar TTK 1464(2) uyarınca anlaşmalı değer (yasal deyimle: “takse” esaslı biçimde yüksek (fahiş) bulunduğu zaman sigortacı bunun indirilmesini isteme hakkına sahip ise de, riziko anında sigorta konusu malın değeri enflasyon dolayısıyla yukarı gitmiş bulunacağı için, fahiş olma durumu ortadan kalkmış sayılacaktır. Sigorta bedeli de bu artmış değeri kapsayacağından (hatta daha yüksek olabilecektir) zararın tam olarak tazmini imkân dahiline girecektir.

– “Yeni değer” esasına göre yaptırılan sigortalarda, sigortacının tam hasar halinde (eskime/yıpranma/aşınma payı düşmeden) malın yenisinin alınması için gerekli tutarı ödeyeceği öngörülür. Şu halde, yeni değer sigortalarında sigorta ettiren tam hasar olasılığında enflasyona karşı korunmuş olabilecektir. TTK 1461(2) yeni değer sigortalarının “sigortacının sigorta bedelinden fazla ödeme yapmayacağını ve sadece riziko anındaki zarar kadar tazminat ödemekle yükümlü olacağını” hükme bağlayan TTK 1461(1) hükmüne tabi bulunmadığını öngörmektedir.

• TTK 1461 çerçevesinde yeni değer sigortalarında bir sigorta bedeline yer verilmesinin gerekip gerekmediği ve eğer bu gerekli ise, sözleşmede (poliçede) gösterilen sigorta bedeli, riziko anındaki yeni değerden düşük ise, sigortacının sigorta bedelini aşan kısımdan da sorumlu olup olmayacağı tartışmaya açıktır.

• Bu sigortalarda sigorta bedeli malın (değeri düşmeyen bir yabancı para üzerinden) yenisinin alış fiyatı olarak tespit edilmişse tartışmaya yer olmayacaktır.

• Buna karşılık sigorta bedeli olarak malın sözleşme anındaki yenisinin alış fiyatı enflasyon nedeniyle erimekte olan bir para birimi üzerinden gösterilmişse, eksik sigorta ortaya çıkabilecek ve bu da yorum sorunlarına yol açacaktır. Özellikle yeni değer sigortası yapılması hakkındaki anlaşmanın örtülü olarak “eksik sigorta (orantı) kuralını” bertaraf etmiş olup olmayacağı tartışması gündeme gelebilecektir.