Sigorta tahkiminde arabuluculuk zorunlu olmalı mı?
“Sigorta uyuşmazlıklarında devlet yargısına başvuru öncesinde arabuluculuk zorunlu olduğu halde, sigorta tahkiminde bunun zorunlu olmaması sigorta tahkiminin de bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tasarlanmış bulunması bakımından ilk bakışta makul karşılanabilir. Bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemini harekete geçirebilmek için önce başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm mekanizmasına başvurma zorunluluğu çok anlamlı durmamaktadır.”
Devletin en önde gelen işlevlerinden biri de adalet dağıtmaktır. Yargılamanın devlet tarafından yapılması hukukun üstünlüğü ilkesinin temel taşlarından biridir. “Devlet yargısı” deyimi devletin resmi yargı organları tarafından yürütülen yargılamayı ifade etmektedir. Devlet yargısının özellikleri bağımsızlık, tarafsızlık, hukuki denetim ve zorunluluk olarak sayılabilir. Bağımsızlık mahkemelerin hiçbir kişi veya kurumdan emir almamasıdır. Tarafsızlık hâkimlerin, kararlarını kendi kişisel görüşleri doğrultusunda değil, önceden belirlenmiş ve herkese eşit şekilde uygulanan kurallara göre vermelerini; karar verirken dış baskılardan etkilenmemeleridir. Hukuki denetim, bir taraftan devletin işlem ve eylemlerinin yargı denetimine tabi olmasını, diğer taraftan da yargı organlarının derecelendirilmesini ve ilk veya önceki derecedeki yargı organının kararına karşı (belirli koşulların varlığı halinde) daha üst derecedeki yargı organına başvurulmasını ifade etmektedir. Zorunluluk ise belirli uyuşmazlıklar için devlet yargısı dışında çözüm yolu olmaması anlamına gelmektedir. Mesela Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen suçlarla ilgili ceza davaları ancak ceza mahkemelerinde görülebilir. Devlet yargısının ülkemizdeki başlıca alternatifleri Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki tahkim, Milletlerarası Tahkim Kanunu’na göre yürütülen tahkim, sigorta tahkimi ve arabuluculuktur. Sigorta tahkimi Sigortacılık Kanunu m.30’da düzenlenmiştir. Bu maddeye ilişkin gerekçede şu hususların belirtilmiş olduğu görülmektedir:
- Sigorta sözleşmesi uyarınca hak sahibi olanlar ile sigortacı arasındaki ilişkiler sözleşme hukukunun konusudur.
- Bu ilişkilerden kaynaklanan uyuşmazlıklar adli yargıda çözümlenmektedir.
- Ancak sigortacılık alanında ihtisas mahkemelerinin olmaması, yargı sürecinin uzun zaman alması ve masraflı olması, sigortalıların mağduriyetine neden olmaktadır.
- Hak sahiplerinin yargıya başvurarak haklarını elde etmesi uzun zaman alması sigortanın var olma amacına aykırılık oluşturmaktadır.
- Bu nedenle, hak sahipleri bazı uyuşmazlıklarda, riski üstlenen tarafların haksız da olsa önerdikleri tazminatı kabul etmek durumunda kalmaktadır. Bu durum, sigorta sektörüne duyulan güveni sarsmaktadır.
- Uluslararası uygulamalar incelendiğinde, yapıları farklılık arz etse de birçok ülkede sigortacılık alanında “ombudsman kurumunun” var olduğu görülmektedir.
- Sigorta tahkimi ile hak sahipleri ile sigortacılar arasında sigorta sözleşmesinden doğan tüm uyuşmazlıkların çözümü amaçlanmaktadır.
- Bu bağlamda, uluslararası uygulamalarda var olan “Ombudsman Sistemi”nin işleyişi esas alınmış ve sigorta tahkimi ülkemizdeki hukuk sistemi ile parallellik sağlanarak şekillendirilmiştir.
Gerekçedeki bu açıklamalardan sigorta tahkiminin bir “alternatif uyuşmazlık çözümleme yöntemi” (ADR – Alternative Dispute Resolution Scheme) olarak tasarlandığı anlaşılmaktadır. Alternatif uyuşmazlık çözümleme yöntemleri, klasik devlet yargısına başvurmadan önce veya onun yerine kullanılabilen, daha hızlı, ekonomik ve uzlaşmacı yollarla uyuşmazlıkların çözülmesini amaçlayan yöntemlerdir. Bunlar özellikle devlet mahkemelerinin iş yükünü azaltmak ve taraflar arasında anlaşmaya dayalı çözümler sağlamak için öngörülmektedir.
Özel sigorta uyuşmazlıklarının çözüme bağlanmasında sigorta tahkimi devlet yargısından ayrı (diğer) bir seçenek oluşturmasına rağmen, başka alanlarda bu gibi bir tahkim yöntemi (iş uyuşmazlıkları dışında) söz konusu değildir. Bu nedenle genel olarak başvurulabilecek bir uyuşmazlık çözümleme yöntemine olan gereksinimi karşılamak için 2012 yılında 6325 sayılı “Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu” çıkarılmıştır. Kanunun genel gerekçesinde diğerleri yanında şu açıklamalar mevcuttur:
- Uyuşmazlıkların dava yolu ile çözümü yerine tarafların kendi iradeleri ile uzlaşarak uyuşmazlığa son vermeleri, toplumsal barışın korunması açısından tercih edilmelidir.
- Uyuşmazlıkların anlaşmaya varmak suretiyle çözümü hakkında pek çok yöntem bulunmaktadır. Bu yöntemlerden birisi de arabuluculuktur.
- Alternatif uyuşmazlık çözümleri ile taraflar uzlaştırma sürecine dâhil olmakta ve kendi iradeleriyle anlaşarak sonuca ulaşmaktadırlar. Alternatif uyuşmazlık çözümü bu yönüyle, Devletin, yargı yetkisi dışında uyuşmazlıkların çözümü konusunda kişilere sunduğu bir imkândır. Devletin bu alanda da düzenleme yapması ise bir gerekliliktir.
- Bazı ülkelerde arabulucuya başvuru tamamen tarafların iradesine bırakılmıştır. Diğer bir sistem ise arabuluculuğa başvurunun teşvik edilmesidir. Üçüncü bir sistem de, dava açılmadan önce tarafların arabulucuya başvurmasının zorunlu kılınmış olmasıdır.
- Arabuluculuğun isteğe bağlı olması (tarafların hiçbir zorlama olmaksızın kendi iradeleriyle bu yola başvurması) kabul edilmiştir.
Başlangıçta arabuluculuk (gerekçede belirtildiği gibi) isteğe bağlı idi. Fakat önce iş hukuku uyuşmazlıkları alanında (7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunuyla) zorunlu arabuluculuk öngörülmüş daha sonra bu zorunluluk “Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu”na eklenen 18/A ve 18/B maddeleriyle (“dava şartı” olarak) daha genel bir karaktere kavuşturulmuştur. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/A’nın gerekçesinde dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin şunlar vurgulanmıştır:
- 7036 sayılı Kanunun iş uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuğa ilişkin hükümleri yürürlüğe girdikten sonra bu uyuşmazlıkların çözümünde başarı sağlamıştır.
- Bu başarı nazara alınarak diğer uyuşmazlıklarda da bu yöntemin uygulanmasının fayda sağlayacağı, uygulama ve öğretide dile getirilmiştir.
- İlgili kanunlarda dava şartı olarak arabuluculuğun öngörülmesi halinde arabuluculuk sürecine uygulanacak temel hükümler 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nda düzenlenmiştir.
Sigorta sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar Türk Ticaret Kanunu 4(1) uyarınca ticari dava niteliğini taşımaktadır. ( TTK 4(1): ……. tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; bu Kanunda ….öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır). TTK m.5/A ise “TTK m.4’te belirtilen ticari davalardan konusu bir miktar para olan davalarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır” hükmüne yer vermiştir. Buna ek olarak, “dava şartı olarak arabuluculuk” başlıklı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.73/A uyarınca da “tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır”.
Böylece sigorta uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk benimsenmiştir. Buna karşılık sigorta tahkiminde arabuluculuğun zorunlu olduğuna ilişkin açık bir yasal düzenleme yapılmamıştır. Son zamanlarda sigorta tahkiminde de zorunlu arabuluculuk şartı getirilmesi yolunda girişimler yapılmaktadır. Özellikle Sigortacılık Kanunu’nun (sigorta tahkimini düzenleyen) 30’uncu maddesinden sonra gelmek üzere bu yasaya ”tahkim öncesi arabuluculuk” başlıklı 30/A maddesinin eklenmesi önerilmektedir.
Tasarlanan düzenleme uyarınca,
- Sigorta Tahkim Komisyonuna gidilebilmesi için arabulucuya başvuru yapılmış olması ve anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin ibraz edilmiş olması şarttır. Bu şartın sağlanmadığının tespit edilmesi hâlinde başvuru değerlendirmeye alınmayacaktır.
- Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesinin on üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca ödenmesi gereken arabuluculuk ücreti tahkim yargılamasından sonra sigorta şirketi tarafından ödenecektir. Tahkim yargılaması sonunda sigortalının haksız çıkması durumunda sigorta şirketi tarafından ödenen ücret sigortalıdan tahsil edilebilecektir.
- Önerilen 30/A maddesinde hüküm bulunmayan hâllerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesi uygulanacaktır.
İTİRAZLAR
Sigorta tahkiminde zorunlu arabuluculuk öngörülmesine ilişkin öneri sigortacıların tepkisini çekmiştir. Sigorta tahkiminde zorunlu arabuluculuğa yöneltilen itirazları şöyle özetleyebiliriz:
- Uyuşmazlık sayılarının yüksek olduğu bir sektörde uzlaşma kültürü gerekmektedir. Sigorta uyuşmazlıklarında isteğe bağlı arabuluculuğun elverişli ve verimli olduğu görülmektedir.
- Zorunlu sigortalarda sigorta tahkimine sisteme üye olmayan sigortacılar aleyhine de başvuru yapılabileceği öngörülmüştür. Oysa sigorta tahkimi sigortacılar bakımından isteğe bağlı olmalıdır. Ancak bu sistemin önüne yeni bir “zorunluluk” içeren dava şartı getirilmektedir. Bu doğru bir tercih değildir.
- Tahkim dosyaları açısından dava şartı olarak arabuluculuk uygulamasının hayata geçirilmesi durumunda, sigorta sektörü üzerinde yeni bir mali yük oluşacaktır.
- Mevcut Sigorta Tahkim sisteminin sigorta şirketleri tarafından finanse edildiği de dikkate alındığında, dava şartı olarak öngörülen arabuluculuk sürecine ilişkin ücretlerin sigorta şirketleri tarafından ödenecek olması, sektöre ek bir mali yük olarak yansıyacaktır.
- Bu durum, yargılamada etkinliği, hızı ve ekonomik olmayı sağlamaya yönelik usul ekonomisi ilkesine aykırıdır. Hem taraflar hem de sistem açısından gereksiz zaman ve kaynak israfına sebep olacaktır.
Sigorta uyuşmazlıklarında devlet yargısına başvuru öncesinde arabuluculuk zorunlu olduğu halde, sigorta tahkiminde bunun zorunlu olmaması sigorta tahkiminin de bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tasarlanmış bulunması bakımından ilk bakışta makul karşılanabilir. Bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemini harekete geçirebilmek için önce başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm mekanizmasına başvurma zorunluluğu çok anlamlı durmamaktadır. Bununla birlikte, sigorta tahkimi alternatif uyuşmazlık çözümleme yönteminden çok bir yargılama faaliyeti niteliğindedir. Nitekim belirli bir tutara kadar kesin kararla uyuşmazlığı sonuçlandırmaktadır. Belirli tutarı aşan uyuşmazlıklarda ise son söz (yalnızca usule ilişkin kural ihlalleri bakımından değil, uyuşmazlığın esası bakımından da) en üst yargı organına (Yargıtay’a) aittir.
Yargıtay’ın önüne devlete ait yargı organlarından giden uyuşmazlıklar zorunlu arabuluculuğa tabi iken, sigorta tahkiminden gidenlerde bu koşulun aranmaması da tutarlı görünmemektedir. Öte yandan, TTK m.4 uyarınca “ticari dava” sayılması gereken sigorta uyuşmazlıklarının sigorta tahkiminde karara bağlanması halinde de ticari dava niteliğinde kabul edilmesi gerektiği düşüncesi benimsenirse, zaten Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na madde eklenmesine gerek olmadan da arabuluculuk zorunluluğu söz konusu olacaktır. Ancak şu anda böyle bir yorum yapılmamakta ve ancak yasal düzenleme ile sigorta tahkiminde görülen uyuşmazlıklar için zorunlu arabuluculuk şartı getirilebileceği kabul edilmektedir.
Sigortacılar tarafından zorunlu arabuluculuğa yöneltilen “maliyetin artacağı” itirazı, arabulucuya başvurulmasının taraflar arasında anlaşma yapılmasını sağlamaması olasılığı bakımından doğrudur. Fakat arabuluculuk esasen tarafları anlaşmaya yönelterek daha maliyetli olan devlet yargısına veya tahkim yargılamasına gerek bırakmamaya yöneliktir. Bunda başarılı olunması durumunda sigortacının katlanması lazım gelecek olan toplam maliyet düşebilecektir.
Sigorta uyuşmazlıkları bakımından genel kurallardan ayrı bir arabuluculuk sistemi öngörülmesi kanımızca yararlı olacaktır. Özellikle arabuluculuk maliyetinin düşürülmesi ve bu faaliyetin dava (yargılama) öncesi en kısa sürede yerine getirilmesi gereken bir formalite olarak görülmemesi, tersine daha yüksek maliyetli uzun süreçleri önleme fırsatı olarak değerlendirilmesi lazımdır.
SORUN TAHKİMİN YAPISINDA
Bu söylediklerimiz sigorta tahkiminin mevcut hukuksal yapısının sürdürülmesi hali içindir. Oysa sorun sigorta tahkiminin yapısındadır. Bu yapının (sigorta tahkimi baştan sona revize edilerek) doğru yönde düzeltilmesi de arabuluculuk gereğini ortadan kaldırmaya olanak verecektir. Bizde sigorta tahkiminin esas olarak bir yargılama faaliyetinden ibaret olmaktan çıkarılması ve yargılamaya hiç lüzum bırakmayacak şekilde tarafları uzlaştırarak aralarındaki uyuşmazlığı anlaşma ile sona erdirmeye odaklı bir mekanizmaya dönüştürülmesi lazımdır. Bu yapıldığı takdirde zaten sigorta tahkimi gerçek bir alternatif uyuşmazlık çözümleme yöntemi haline gelecek ve başka bir alternatif uyuşmazlık çözümleme yöntemi olan arabuluculuğun sigorta tahkiminin zorunlu ön şartı olması gerekmeyecektir.
