Sigorta sözleşmesinin içeriği ile ilgili bazı sorunlar

Sigorta sözleşmesinin içeriği ile ilgili bazı sorunlar

Türkiye’de sigorta genel şartları sigortacılık alanında düzenleme ve denetleme yapmakla görevli olan kamu otoritesi (SEDDK) tarafından belirlenmekte ve yürürlüğe konulmaktadır. Sigorta genel şartları, hukuken Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 20 vd. anlamında “genel işlem koşulu” (çok sayıda benzer sözleşmede kullanılmak üzere önceden oluşturulmuş ve diğer tarafa sunulan hüküm) niteliğini taşımaktadır. Tartışmalı olmakla birlikte, sigorta genel şartlarının sigortacı tarafından tek taraflı olarak hazırlanmış olmaması ve Sigortacılık Kanunu m.11(1) uyarınca sigortacının da (ana içerik bakımından) bu genel şartlara uygun sigorta sözleşmeleri yapma yükümlülüğü altında bulunması, SEDDK’nın hazırladığı genel şartların TBK m.20 ve devamında düzenlenen genel işlem koşullarına ilişkin kurallara tabi sayılmasına engel değildir.

Sigorta sözleşmesi birçok hükümden oluşan karmaşık bir sözleşmedir. Belirli bir malı (mesela bir işyerini, konutu, makineyi) veya bir faaliyetin sürdürülmesinden doğabilecek (mesela motorlu aracı trafiğe çıkarmış bulunma ya da avukatlık veya hekimlik mesleğinin icra edilmesi nedeniyle söz konusu olabilecek) sorumluluğu sigorta koruması altına alan sigorta sözleşmeleri sigorta ettirenler açısından uzun ve anlamı kolay kavranamayacak hükümler içeren metinlerdir. Sözleşmeler hukukunda ana kural, bir sözleşmenin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamaları ile kurulması ve yalnızca üzerinde anlaşılan hususlar bakımından bağlayıcı olmasıdır. Ülkemizde bağıtlanan sigorta sözleşmelerinin büyük çoğunluğu sigortacı (onu temsil eden şirket görevlisi veya acente ya da acente görevlisi) ile çabuk ve yüzeysel bir anlaşma sonucunda yapılmakta veya yapılmış sayılmaktadır. Mesela içinde yaşadığı konutu sigortalatmak isteyen ve bu amaçla sigortacıya veya acentesine başvuran bir sigorta ettirenle sigortacı arasında, birçok durumda yalnızca o konuta ilişkin bir poliçe düzenlemeye imkân veren ayrıntılar (konutun bulunduğu binanın hangi sene hangi malzeme kullanılarak inşa edildiği, yüz ölçümü ve adresi, hangi katta olduğu, vb.) konuşulmaktadır. Bunları öğrenen sigortacı yaptığı değerlendirmede sigortalamaya engel bir hal olmadığını saptarsa primi bildirmekte ve eğer sigorta ettiren bu primi ödemeyi kabul etmekte ise sigorta sözleşmesi tamamlanmış olmaktadır.

Daha sonra sigortacı TTK 1424(1) uyarınca poliçeyi düzenleyip vermektedir. Sigorta ettirene verilen poliçe (konut sigortası örneğini sürdürürsek) ön yüzünde sigorta konusu konuta ilişkin ayrıntıları, kaça sigorta edildiğini, primin tutarını ve eğer takside bağlanmışsa taksitlerin ödeme günlerini ve sağlanan teminatların bir dökümünü (mesela yangın, patlama, su baskını, hava aracı düşmesi, gemi çarpması, yer kayması vb.) ve bunların her biri için öngörülen maksimum teminat tutarlarını (sigorta bedellerini) ve ayrıca bu sigortanın hangi sigorta genel ve özel şartlarına tabi olarak yapıldığına ilişkin açıklamayı içerecektir. Poliçenin izleyen sayfaları ise, sağlanan teminatlara (ve birçok halde de ayrıca teminatın hangi durum ve koşullarda devreye girmeyeceğine) ilişkin çok sayıda ayrıntılı hükme yer verecektir. Bu hükümler esas olarak sigorta genel şartlarından ve sigorta özel şartlarından oluşacaktır. Türkiye’de sigorta genel şartları sigortacılık alanında düzenleme ve denetleme yapmakla görevli olan kamu otoritesi (SEDDK) tarafından belirlenmekte ve yürürlüğe konulmaktadır. Sigorta genel şartları, hukuken Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 20 vd. anlamında “genel işlem koşulu” (çok sayıda benzer sözleşmede kullanılmak üzere önceden oluşturulmuş ve diğer tarafa sunulan hüküm) niteliğini taşımaktadır. Tartışmalı olmakla birlikte, sigorta genel şartlarının sigortacı tarafından tek taraflı olarak hazırlanmış olmaması ve Sigortacılık Kanunu m.11(1) uyarınca sigortacının da (ana içerik bakımından) bu genel şartlara uygun sigorta sözleşmeleri yapma yükümlülüğü altında bulunması, SEDDK’nın hazırladığı genel şartların TBK m.20 ve devamında düzenlenen genel işlem koşullarına ilişkin kurallara tabi sayılmasına engel değildir. Bu noktada sigorta genel şartları hakkında şu açıklamayı yapmamız gerekir: Kamu otoritesi “kloz” adı altında bazı sigorta genel şartlarına eklenebilecek teminatları da düzenlemiş ve yayınlamış bulunmaktadır. Mesela Yangın Sigortası Genel Şartları ile birlikte kullanılabilen Terör Klozu, Kötü Niyetli Hareketler Klozu, Deprem ve Yanardağ Püskürmesi Klozu vb. ile Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ile birlikte kullanılabilen Hekim Mesleki Sorumluluk Sigortası Klozu veya Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavir Mesleki Sorumluluk Sigortası Klozu vb. Bunlar da “sigorta genel şartı” niteliğini taşımaktadırlar. Aynı şekilde, sigortacıların “özel şart” olarak poliçelere ekledikleri önceden benzer sözleşmelerde kullanılmak üzere hazırlanmış hükümler de (mesela endüstriyel sigortalarda kullanılan “Münich Re Klozları”) hukuken “genel işlem koşulu” sayılacaklardır. Sigortacı ve sigorta ettiren arasında sigorta sözleşmesi kurmak için karşılıklı yapılan (örtülü veya açık) beyanlar çok sınırlı kaldığı ve sigorta genel ve özel şartlarını çok büyük çoğunlukla kapsamadığı için uygulamada genel işlem koşulu niteliğindeki bu hükümlerin “sigorta sözleşmesi içeriğine nasıl dahil olduğu” üzerinde özellikle durulması gereken tartışmalı bir husus olmaktadır. Bu bağlamda değişik yorumlar yapılabilir. İlkin, kamu otoritesince yürürlüğe konulmuş sigorta genel şartlarının varlığı ve sigortacıların sigorta sözleşmelerini yasa gereğince (ana içerik itibariyle) bunlara uygun olarak yapması gerektiği sigorta ettirenler tarafından da bilindiği için, sigorta ettirenlerin en azından örtülü iradelerinin bu hükümlerle bağlı olmak yönünde olduğu kabul edilebilir.

Çok uzun zamandır ülkemiz uygulamasının bu yönde olduğu ve sigorta genel şartlarının da 1956 tarihli önceki Türk Ticaret Kanunu (TTK) döneminde (bugünkü TTK’na göre) sigorta ettiren ve sigortalıları (özellikle “görev” şeklinde adlandırdığımız sözleşme öncesi sigortacıya tam ve doğru bildirimde bulunma görevi; rizikoyu ağırlaştırmama görevi; rizikonun gerçekleştiğini sigortacıya en kısa sürede haber verme görevi; rizikodan kaynaklanabilecek zararın önüne geçmek ve mümkünse tümüyle önlemek için koruyucu nitelikte önlem alma görevine aykırılık olasılıklarında) yasal düzenlemeye kıyasla daha iyi bir konuma getirmek için onlar lehine hükümlerle donatıldığı anımsanırsa, sigorta genel şartlarının sigorta ettiren ve sigortalılar açısından sakınca taşımadığı sonucuna varılabilir. 1956 tarihli TTK yürürlükte iken (2012 yılı Temmuz ayına kadar) sigorta sözleşmelerinin sigorta genel şartları (ve bunlara ekli klozlar) temelinde kurulmasına ilişkin yazılı olmayan fakat ilgili tarafların itiraz etmedikleri ve bir kuralın uygulamayı belirlediği söylenebilir. Bununla birlikte, sigortacıların poliçelere eklediği genel işlem koşulu niteliğini taşıyan Münich Re klozları gibi önceden hazırlanmış hükümler bakımından kamu otoritesince yürürlüğe konulmuş sigorta genel şartlarından (ve ekindeki klozlardan) farklı bir sonuca varmak lazımdır. Bunların sözleşme içeriğine dahil sayılacağına ilişkin herhangi bir yerleşmiş anlayış veya uygulama bulunmamaktadır. Dolayısıyla sözleşmeye dahil olacakları konusunda taraflar gereği gibi anlaşmadıkça sigorta ettiren ve sigortalıları bağlamaları söz konusu değildir. İkinci ve hukuk kurallarına kuşkusuz daha uygun olan yorum, sigorta sözleşmesinin içeriğini borçlar hukuku ve sigorta sözleşmesi ticari veya mesleki gereksinim dışında kalan gereksinimleri için sigorta yaptıran bir tüketici ile kurulmuş bulunuyorsa Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) hükümleri çerçevesinde belirlemektir. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) bütün sözleşmeler hakkında geçerli olan “sözleşmenin nasıl kurulacağına” ilişkin düzenlemesi sigorta sözleşmesi bakımından da geçerlidir. Buna göre taraflar sözleşmeyi kurmaya yönelik iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun şekilde (açık veya örtülü şekilde) açıklamış olmalıdırlar (TBK m.1). Sözleşmenin kurulmuş sayılması için tarafların sözleşmenin esaslı noktaları (essentialia negotii) hakkında anlaşmış olmaları yeterlidir (TBK m.2(1)).

Ancak taraflar ikinci derecedeki noktalar üzerinde anlaşmaya varamazlarsa, bunları yargıç tamamlayacaktır. Sigorta sözleşmesinde esaslı noktalar sigorta ettirenin prim ödeme sigortacının da sigorta koruması sağlama yükümlülükleridir. Sigorta koruması sağlama borcunun kapsamına (sözleşmenin esaslı unsuru sayılacak şekilde) nelerin gireceği hususu net değildir. Sigortanın konusu (mal sigortalarında hangi malvarlığı unsurunun sigorta koruması altına alındığı), temin edilen riziko (yangın, hırsızlık vb.) ve sigortacının ödeme yükümlülüğü (para, aynen ifa ve ödeme yükümlülüğünün üst sınırını saptayan sigorta bedeli) esaslı nokta olarak kabul edilebilir. Buna karşılık, teminat dışında kalan haller, muafiyet, sigorta ettiren ve sigortalıya yüklenen görevler “accidentalia negotii” (ikincil, tali nokta) olarak görülmektedir. Sigortanın süresinin (korumanın hangi tarihe kadar mevcut olacağının) tartışmaya açık olduğu görülmektedir. Sigorta genel şartlarında sözleşmenin esaslı noktalarından çok ikincil noktalar düzenlenmektedir. Sigorta genel şartlarının ülkemizde tartışmasız biçimde sürdürüldüğü gözlemlenen uygulama çerçevesinde (taraflar bu genel şart hükümlerinin sözleşme içeriği haline geleceğini açıkça kararlaştırmış olmasalar dahi) bağlayıcı olacağı kabul edilirse ikinci noktaların yargıç tarafından belirlenmesi gerekmeyecek ve bunlar için sigorta genel şartlarına bakılacaktır. Buna karşılık sigorta genel şartlarının ancak TBK’ndaki genel işlem koşullarına ilişkin düzenlemeye uyulduğu takdirde bağlayıcı olacağı fikri benimsenirse, o zaman sigorta genel şartlarının (ve genel işlem koşulu niteliğini taşıyan diğer sözleşme hükümlerinin) TBK m.20 vd. gereğince yöntemine uygun olarak sözleşmeye dahil edilmiş olup olmadığını araştırmak lazım gelecektir. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m.20(1) genel işlem koşullarını, “düzenleyenin”, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, “önceden, tek başına hazırladığı” sözleşme hükümleri olarak tanımlamıştır.

Türkiye’de sigorta genel şartları sigortacılar tarafından tek taraflı şekilde hazırlanan metinler olmadığı (bunları kamu otoritesi oluşturduğu) için sigorta genel şartlarının TBK’nun uygulama alanı dışında kalması gerektiği görüşü ileri sürülmüştür. Ancak bu görüşün genel kabul görmediği anlaşılmaktadır. TBK m.21(1) “yazılmamış sayılma” başlığı altında şu düzenlemeye yer vermiştir: “Karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır” TBK m.21(2) ise “sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşullarının da yazılmamış sayılacağını” hükme bağlamaktadır. Yazılmamış sayılan bir sözleşme koşulu sigorta ettiren için bağlayıcı değildir.

Diğer bir anlatışla (sigorta ettiren bakımından) “geçersiz” kabul edilecektir. Bununla birlikte, sigorta sözleşmesinin diğer koşulları geçerli olmayı sürdürecektir (TBK m.22). Yazılmamış sayılma yaptırımına bağlanan bir diğer hal TBK m.24’te düzenlenmiştir. Buna göre, genel işlem koşullarının bulunduğu bir sözleşmede veya ayrı bir sözleşmede yer alan ve düzenleyene tek yanlı olarak karşı taraf aleyhine genel işlem koşulları içeren sözleşmenin bir hükmünü değiştirme ya da yeni düzenleme getirme yetkisi veren kayıtlar yazılmamış sayılacaktır. TBK m.24 ile TTK 1414 uyumlu değildir. TTK 1414 sigortacının “ayarlama şartına dayanarak” primi yükseltebileceğini belirtmektedir. Demek ki ayarlama şartı (sigorta mevzuatına göre) geçerlidir. TBK m.24 ile TTK 1414 arasındaki temel fark, TBK m.24’ün ayrıca işleme gerek olmadan geçersizlik sonucunu öngörmesi buna karşılık TTK 1414’ün sigorta ettirene primin artırılması üzerine fesih hakkı vermesidir. Fakat eğer sigortacı prim artışını dengelemek üzere teminatın kapsamında sigorta ettiren lehine genişletme yapmışsa, sigorta ettiren fesih hakkını kullanamayacaktır. Sigortacının TBK m.21(1) hükmüne uymuş olması için sigorta genel şartlarını (ve genel işlem koşulu niteliğini taşıyan diğer sözleşme hükümlerini) sigorta ettirene sözleşme öncesinde yazılı olarak vermiş olması gerekir. TBK m.21(1) hükmünü sigorta sözleşmesinde bilgilendirmeye ilişkin özel hükümlerle birlikte değerlendirmek lazımdır. TTK 1423(1) uyarınca (yapılacak) sigorta sözleşmesine ilişkin “tüm bilgiler” hakkında sigorta ettirene yazılı bilgilendirme yapılması gerekmektedir. Dolayısıyla TBK m.21(1)’e göre yeterli olan “genel işlem koşullarının içeriğini öğrenme imkânının sağlanması” (mesela web sayfasına yollamada bulunulması) sigorta mevzuatı bakımından yetersizdir. Yalnızca tartışılmayan ve sigorta ettiren tarafından kabul edilmeyen genel işlem koşulları değil, fakat ayrıca sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları da geçerli sayılmayacaktır. TBK m.21(2) araya sıkıştırılan ve kolaylıkla gözden kaçırılabilen (olması gereken yerde bulunmayan sigorta ettirenin aleyhine) sözleşme koşulları ile ilgilidir. TBK genel işlem koşulu niteliğini taşıyan hükümlerin hangi durumlarda sigorta sözleşmesinin içeriğine dahil edilmiş sayılacağına ilişkin düzenlemesine ek olarak bu hükümlere ilişkin başka sınırlayıcı kurallar da öngörmüştür: TBK m.23 genel işlem koşullarında yer alan bir hükmün, açık ve anlaşılır olmaması veya birden çok anlama gelmesi halinde karşı tarafın lehine yorumlanacağını öngörmektedir. Bu temel ve genel ilke kısaca “contra proferentem” kuralı olarak isimlendirilmektedir. TBK m.23 “yorum denetimi” ile ilgilidir. Bundan başka “içerik denetimi” başlığı TBK m.25, genel işlem koşullarına dürüstlük kurallarına aykırı olarak karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamayacağını hükme bağlamıştır. Burada söz konusu olan, bir koşulun sözleşme içeriğine dahil edilmiş olup olmadığı değil, geçerli şekilde sözleşme hükmü haline gelmiş olan bir koşulun dürüstlüğe aykırılık nedeniyle geçersiz sayılıp sayılmayacağıdır. TBK m.25 hükmünün sigorta sözleşmelerine uygulandığı hallerde tartışma ve farklı değerlendirmelerin gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Teminatı sınırlayan veya bazı koşullara (mesela bazı önlemlerin alınmış olmasına) bağlayan bütün sözleşme hükümleri sigorta ettirenin aleyhinedir. Ancak bunların dürüstlüğe aykırı şekilde sigorta sözleşmesine konulmuş sayılması için hangi kıstaslara baş vurulacağı belirsizdir. Genel işlem koşulu niteliğindeki sözleşme hükümleri TBK’ndaki kurallara uyulmaması (TBK m.21(1) uyarınca sigorta ettirene bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamaması veya sigorta ettirenin bu koşulları kabul etmiş olmaması) nedeniyle sigorta sözleşmesinin içeriği haline gelmemişse ne olacaktır? Yukarıda altını çizdiğimiz gibi, tarafların sigorta sözleşmesinin esaslı noktaları hakkında anlaşmaya varmış olmaları bu sözleşmenin kurulması için yeterlidir. İkincil noktalar, ilişki bakımından gerekli olduğu ölçüde yargıç tarafından belirlenecektir.

Sigorta sözleşmesinde yargıcın bunu nasıl yapacağı açık olmayan ve duraksama yaratan bir husustur. Bu arada eğer ikincil noktalar hakkında yasal düzenleme mevcutsa (mesela görevler hakkında birçok yasa kuralı bulunmaktadır TTK 1435- 1449) bu düzenlemenin uygulanması gerekecektir. Şu halde yargıcın rolü daha çok yasada düzenlenmeyen hususlar bakımından söz konusu olabilecektir. Bu aşamada ayrıca değinmemizde yarar olduğunu düşündüğümüz bir diğer husus da şudur: TTK 1425(1) “sigorta poliçesinin genel ve varsa özel şartları içereceğini” öngörmektedir. Sigortacının düzenlediği poliçeyi teslim alan sigorta ettiren belirli bir süreyi suskunlukla geçirirse poliçede yazılı olan koşulları kabul etmiş sayılır mı? TTK 1425(2) «poliçenin içeriği teklifnameden veya kararlaştırılan hükümlerden farklıysa, sigorta ettirenin, sigortalının ve lehtarın aleyhine öngörülmüş bulunan hükümlerin geçersiz olacağını” hükme bağlamaktadır. Buna göre tarafların üzerinde anlaşmış olmadığı (sigorta ettirenin aleyhine olan) koşullar sigorta ettirenin itirazına konu olmasalar da onu bağlamayacaktır. Sigortacının sigorta ettirenin kendisine yaptığı yazılı öneriyi poliçeyi göndererek kabul ettiği hallerde de poliçedeki aleyhe hükümler bakımından sonuç aynıdır. Sigorta ettiren bunlarla bağlı olmayacaktır. Sigortacının sigorta ettirenle yaptığı anlaşmadan farklı bir poliçe düzenleyip sigorta ettirene ulaştırması acaba sözleşmede (yapılan anlaşmadan değişik olan poliçe hükümleri doğrultusunda) değişiklik yapılmasını hedefleyen bir öneri sayılabilir mi? TTK 1425(2) katı yorumlanırsa farklı hükümler “geçersiz” sayılacak ve bunlara (“değişiklik önerisi olma” dahil) hiçbir sonuç bağlanmayacaktır. Sigorta ettirenin yazılı önerisi (teklifname) üzerine sigortacı öneriden farklı hükümler içeren bir poliçeyi sigorta ettirene ulaştırarak kabul beyanında bulunursa (taraflar esaslı noktalarda anlaşmış oldukları takdirde) sözleşme öneri doğrultusunda yapılmış sayılacak ve öneriden farklı poliçe hükümleri herhangi bir sonuç doğurmayacaktır.

Sigortacının poliçeyi sözleşme önerisi olarak gönderdiği hallerde, eğer sigorta ettiren bu öneriyi kabul ederek sözleşme ilişkisine girerse tarafların poliçede yazılı koşullarla sözleşme kurdukları kabul edilecektir. Yargıtay’ın bazı kararlarında TTK 1423(2) hükmüne öncelik tanındığı görülmektedir. TTK 1423(2) sigortacının bilgilendirme yükümlülüğünü ihlal etmesi halinde eğer sigorta ettiren sözleşmenin yapılmasına on dört gün içinde itiraz etmezse, poliçede yazılı şartlarla sözleşme kurulmuş olacağını öngörmektedir. Ülkemizde çok büyük çoğunlukla hiç bilgilendirme yapılmadığı dikkate alınırsa, bilgilendirme yükümlülüğüne aykırılığın söz konusu olduğu sigortalarda (bir görüşe göre sözleşme tarihinden değil, poliçenin verildiği tarihten itibaren hesaplanacak)14 günün sonunda sigorta sözleşmesi poliçede yazılı koşullar çerçevesinde bağlayıcılık kazanmış olacaktır. Kanımızca TTK 1425(2) öncelikle uygulanmalı ve tarafların üzerinde anlaşmış olmadığı koşullar, (bilgilendirmenin yapılmadığı durumlarda) daha sonra TTK 1423(2) aracılığıyla sigorta ettiren için bağlayıcı hale gelmiş sayılmamalıdır. Bilgilendirmenin (gereği gibi) yapıldığı durumlar ise yoruma açıktır. Hukuken bilgilendirme ayrı, sözleşmenin kurulması ayrıdır. Bilgilendirme sonrasında taraflar bilgilendirme metninden (en azından kısmen) farklı bir anlaşma yapabilirler. Ancak tarafların farklı karara bağladığı hususlar dışında, yapılan (TTK 1423 uyarınca sözleşmeye ilişkin tüm hususları, bu arada sigorta genel şartlarını ve ayrıca genel işlem koşulu niteliğinde olan veya olmayan özel şartları kapsaması gereken) bilgilendirme temelinde sigorta ilişkisine girdikleri yorumu benimsenebilir.

Yorum yazın