Sigortacılık ve cool olmak: İmkansız aşk mı?
Yeni neslin çok kullandığı “cool” kavramı üzerine kafa yoruyorum bir süredir. İngilizce’deki bazı kelimeler gibi bunun da Türkçe’de tam karşılığı yok. Kullanıma göre değişse de genelde kendine özgü bir tarz sahibi, trend belirleyen, cazibe yaratan anlamına geliyor. Bireyler için olduğu kadar şirketler, markalar ve sektörler için de kullanılan bir kavram.
Elbette benim kafamı meşgul eden daha çok ikinci kategori. Zenginlik, lüks, şöhret ya da gösteriş ile pek ilgisi yok. En pahalı kıyafeti giymek, en çok paraya sahip olmak birisini cool yapmadığı gibi, en kârlı olmak ya da pazar lideri olmak da bir şirketi cool yapmıyor. Cool kavramının daha derin ve biraz da gizemli bir yanı var. Belki de en basit haliyle, insanların dikkatini doğal biçimde çekebilmek ve onlarda “Ben de bunun bir parçası olmak isterim” duygusu yaratabilmek.
COOL OLMANIN TEMELİNDE NE VAR?
Bence ilk sırada özgünlük. Kendi yolunu, tarzını bulmak. Ardından cesaret geliyor “bunu başka türlü yapabilir miyiz?” diye sormak… Çünkü özgün olmak, çoğu zaman mevcut kuralları sorgulamayı gerektiriyor. Bir başka unsur da zahmetsizlik. İyi tasarlanmış bir deneyim, kullanıcıya arkasındaki karmaşıklığı hissettirmez. Cool deneyim biraz da budur: Teknoloji, operasyon ve tasarım arka planda çalışır; kullanıcı ise sadece mükemmel deneyimi hisseder. Cool markalar insanların nasıl yaşadığını, neye önem verdiğini, neleri konuştuğunu ve hangi değişimlerin yaşandığını çok iyi içselleştirir. Sonuçta birçok puzzle parçasının bir araya gelip “cool” bir resim oluşturması gerekiyor. Ayrıca, cool olmak ile cool görünmeye çalışmak aynı şey değil. Göze sokmanıza gerek kalmadan doğal olarak fark edilmesi gerekiyor. Fazla çaba gösterdiğiniz, başkasını taklit ettiğiniz veya “bakın ne kadar farklıyız” diye sürekli kendinizi anlatmaya çalıştığınızda o doğal çekim gücü kayboluyor. Gençler yapmacıklığı çok hızlı yakalıyor.
NEDEN ŞİMDİ DAHA ÖNEMLİ?
Çünkü yeni neslin davranış alışkanlıkları ve bir markayı, ürünü tercih etme sebepleri farklı. Fiyatla değil deneyimle bağlanıyor, anlamla motive oluyor. Cool olmak sadece basit bir pazarlama aracı, müşteriye dönük bir marka meselesi değil. Şirketin ve sektörün genç yetenekler açısından nasıl göründüğü de çok önemli. Yeni nesilde bir şekilde ilgi ve merak uyandırmanın, onları cezbetmenin yolu buradan geçiyor. “Bu marka bana ne hissettiriyor?” Bu soruya net ve sağlam cevap veremeyen bir şirket ve sektör, yeni nesil için “cool” olamaz, onların tercih listesinde yer alamaz.
PEKİ SİGORTACILIKLA NE İLGİSİ VAR?
Buraya kadar anlattıklarımız aslında sigortacılıktan oldukça uzak görünebilir. Ama bence çok yakından ilgili. Renkli yaka yolculuğumda yoğun bir şekilde girişimciler ve gençler ile temas halindeyim. Onların kafasındaki sigorta algısının pek pozitif olduğunu söyleyemem. Gençlere “sigorta sektörü niçin ilginizi çekmiyor” diye sorduğumda aldığım yanıt genelde şu oluyor; “Sigortacılık hiç cool değil, bana hiç cazip gelmiyor” Sigortacılığın geleceği sadece teknoloji, yeni ürünler veya dağıtım kanalları üzerinden konuşulmamalı. Sektörün önündeki daha temel sorulardan biri şu: Yeni nesil sigortacılığı neden sevsin, merak etsin, sektöre cazip baksın ve hayatının doğal bir parçası olarak görsün? Türkiye’de sigortacılığın tabana yayılması ve potansiyeline ulaşması için uzun yıllardır farkındalık, güven ve finansal okuryazarlık konuşuyoruz. Bunlar elbette önemli. Ancak yeni nesle ulaşmak için aynı zamanda onların dünyasına girebilmek gerekiyor. Onların ilgisini kazanmanın yolu da “cool” olmaktan geçiyor. Belki de artık sigortacılığın daha “cool” olması gerekiyor. Dürüst olalım: Mevcut jenerasyon için bu şansı büyük ölçüde kaçırdık. Hedefimiz yeni nesil olmalı. “Sigorta ve cool; bu ikisinin birlikte anılması imkansız.”
Bu ön kabulle yola çıkarsanız elbette imkansız. Ama gerçekten öyle mi? Dünyada dikkat çeken örnekler hiç yok mu? Sektörde neler yapılabilir? Cool olmanın yolları neler?
Bu soruların yanıtlarını merak edenler gelecek sayıyı kaçırmasın…
