Felaket Gelmeden Önce:Önlem almak için birilerinin ölmesi veya bazı şeyleri kaybetmemiz mi gerekiyor?

Felaket Gelmeden Önce:Önlem almak için birilerinin ölmesi veya bazı şeyleri kaybetmemiz mi gerekiyor?

Birbinanın temelinde çatlaklar vardır. Uzmanlar uyarır: “Derhal önlem almalıyız. Bu bina çökebilir.” Cevap hazırdır: “Hiç gerek yok, boşuna uğraşmayın. Her şey yolunda.” Bir hafta sonra bina çöker, 15 insan hayatını kaybeder. İşte o zaman herkes harekete geçer. Soruşturmalar açılır, sorumlular aranır, bina güçlendirilir. Peki, o insanlar hayattayken neden aynı kararlılık gösterilmemiştir?

Bir otelin yangın merdiveni depo olarak kullanılıyordur. Uyarılar yapılır. “Yangın çıkarsa insanlar tahliye edilemez, sonuçları korkunç olabilir.” Yanıt yine tanıdıktır: “Depomuz yok ki! Kullanılmayan eşyaları koyduk, ne olacak?” 10 gün sonra yangın çıkar. 50 insan, kapalı bir yangın merdiveninden geçemediği için hayatını kaybeder. Ardından merdivenler boşaltılır, denetim komisyonları kurulur, yönetmelikler yeniden hatırlanır. Oysa yapılması gereken, felaketten önce yalnızca birkaç saatlik bir çalışmadır.

Bir okulda öğrencinin psikolojik durumuyla ilgili ciddi işaretler vardır. Öğretmenler fark eder, veli bilgilendirilir, okul yönetimine başvurulur. Ancak herkes kendi konfor alanını korumayı seçer: “Bir şey olmaz, abartmayalım.” 3 gün sonra çocuk yaşamına son verir. Bir anda herkes psikolojik destek mekanizmalarının, erken uyarı sistemlerinin ve kurumsal sorumluluğun önemini hatırlar. Peki, o çocuğun yaşarken duyulması için neden bir felaketin gerçekleşmesi gerekmiştir?

Bir ofiste sigara içilmemesi gerektiğini belirten uyarılar asılıdır. Buna rağmen yönetici konumundaki biri, yetkisini kullanarak kuralları hiçe sayar. Kendisine yapılan uyarıları önemsemez. Bir gün söndürülmemiş sigara yangına neden olur, üç katlı ofis kullanılamaz hâle gelir. Sonra yasaklar hatırlanır, denetimler sıkılaştırılır, herkes güvenlikten söz etmeye başlar. Oysa kurallar, yangından sonra hatırlanmak için değil, yangın hiç çıkmasın diye vardır.

Bu örneklerin ortak noktası yalnızca ihmal değildir. Daha derinde, insanlığın önemli bir zaafı yatmaktadır: Riski gerçekleşmeden önce ciddiye alamamak, uyarıyı yapanı susturmak ve sorumluluğu ancak sonuç ortaya çıktığında üstlenmek.

Bütün hayatım benim bu şekilde geçti ; yani ben hep önden riskleri söyleyen , altını çizen , tedbir alan , almaya zorlayan ve sonunda “ ben demiştim” dememek için de ( ki bu lafdan nefret ederim ) bunu yapmak için bayağı otorite kullanan bir karakter oldum.

Çünkü çoğu zaman sorun, tehlikeyi görmemek değildir; tehlikeyi gördüğü hâlde harekete geçmemektir. Bazen maliyet hesabı yapılır, bazen itibarın zarar göreceğinden korkulur, bazen de yıllardır hiçbir şey olmamış olması güvence sanılır. En tehlikelisi ise yetkinin, gerçeğin önüne geçirilmesidir. Makam sahibi konuştuğunda herkesin susması, yanlışın doğruya dönüşmesini sağlamaz. Yalnızca yanlışın bedelini ağırlaştırır.

Oysa proaktif olmak, geleceği kesin olarak bilmek değildir. Olası tehlikeleri öngörmek, işaretleri değerlendirmek, uzmanları dinlemek ve gerçekleşme ihtimali düşük olsa bile sonuçları ağır olabilecek risklere karşı hazırlıklı olmaktır. Risk yönetimi, felaket yaşandıktan sonra rapor yazmak değil, felaket yaşanmadan önce hayat kurtarmaktır.

Kurumlarda gerçek liderlik, kötü haberi susturmakta değil, onu cesaretle dinlemektedir. Gerçek basiret, her şey yolundayken tedbir almaktır. Gerçek sorumluluk ise “Ben söylemiştim” diyebilmek değil, kimsenin bunu söylemek zorunda kalmayacağı bir sistem kurabilmektir.

Artık şu soruyu kendimize sormalıyız: Neden önlem almak için önce birilerinin ölmesini bekliyoruz? Neden uyarıları yapanları sorun çıkaran insanlar olarak görüyor, tehlikeyi görmezden gelenleri ise çözüm üreten yöneticiler sanıyoruz?

Unutmayalım: Her felaketin önlenmesi mümkün olmayabilir. Ancak bazı felaketler, zamanında dinlenen bir uyarı, uygulanan bir kural ve alınan cesur bir kararla önlenebilir.

Bir toplumun gerçek gelişmişliği, felaketlerden sonra ne kadar hızlı toparlandığıyla değil, felaketler yaşanmadan önce kaç hayatı koruyabildiğiyle ölçülür.

Çünkü insan hayatının bedeli, hiçbir bütçeye, hiçbir makama ve hiçbir gerekçeye sığmayacak kadar büyüktür. Önlem almak için yarını beklemeyelim. Bazı kararlar geciktiğinde yalnızca fırsatları değil, insanları da kaybederiz.

Sigortacı oluşum ise bu karakterimi çok daha güçlendirdi, iyi ki sigortacıyım!

Yorum yazın