Mütekait mi?

“MÜTEAKİT” kelimesi günümüz dilinde “emekli” demek. “Tekaüt” Arapça eskime, mütekait de “eskimiş (emekli)” demek. Emekli ise emeğini uzunca bir süre verdikten sonra dinlenmeye geçen kişi tonunda. İngilizcesi ise “retired” bu kelimenin, “(geri) çekilmiş” anlamında.
Yani hangi dilde kullanırsanız kullanın uzun bir süreç, yorulma & yıpranma ve eskime, sonuçta da geri çekilme anlamları var bu kelimenin.
Kayıtlara geçen çalışma yaşamımın başlangıç tarihi 2 Eylül 1985. SSK’lı olarak gün baremine ulaşıp  emekliliğe hak kazandığım tarih 9 Eylül 2002 ama yaş sınırı da olduğu için kesin tarih 2 Eylül 2014 ama  SSK sonrasında kendi işime yönelip Bağ-Kur’a geçmem nedeni ile gerekli asgari gün sayımın 9,000’e çıkması ve bu nedenle emekliliğimin Kasım 2016’ya sarkması.
Sonuç olarak 7 Kasım 2016 Pazartesi günü son Bağ-Kur primimi ödemiş bulunuyorum. 8 Kasım Salı sabahı da emeklilik tahsis başvurumu yaptım. Başvuru formunu doldururken “Talebiniz” kısmına yazdığım (yazmak zorunda olduğum) ifade de “yaşlılık aylığı”. Buyurun buradan yakın!
Aylığa itirazım yok ama “Yaşlılık” mı? Hadi canım sen de! “Olgunluk” deseler, “Hak Etme” deseler sorun yok da Yaşlılık olmamış ya!
Tabii hemen hesaplamalar başladı, şu kadar aylık, bu kadar kira geliri, “Mütevazı sahil kasabasında kaça yaşanır ki?”ler filan. Ama tüm mütevazı sahil kasabalarını ayırt etmeden sevsem de henüz hiçbirine demir atmak istemiyorum. Yok, sinema biletlerinde emeklilere indirim yapılıyormuş; yok, şu banka emeklilere uygun koşullu krediler veriyormuş filan. Ne indirimli bilet alacağım, ne de o kredilere başvuracağım; en azından kendimi yaşlı hissetmediğim süre boyunca.
Bir de tam anlayamadığım “emekli maaşı çok tatlı gelir insana” ifadesi var. Sanki yıllar boyunca ödemedik o paraları cebimizden ve şirketlerimizden; sanki o paralar önemsenmeyecek kadar azdı da  şimdi yan masadan meyve ikramı yapılmakta. Sanıyorum biraz Nasrettin Hoca ve eşeği durumu.
Öte yandan bir kesime tatlı gelse de henüz emekli olmamış ve çalışmaya devam etmekte olanlara bu emekli ödemelerinin gittikçe acı vereceği kesin çünkü hem bireylerin yaşam beklentileri uzamakta, hem emekli sayıları artmakta, belki de en önemlisi sosyal güvenlik sistemlerindeki fonlar da bu gelişmeleri karşılayamayacak durumda.
Aslında emeklilik toplumun sadece belli bir kesimine anlam ifade ediyor. Bir yazarın, bir sanatçının ya da bir ustanın emekli olması ancak sahip olduğu yetileri yitirmesi, daha da önemlisi bunları yitirdiğinin kendince ya da takipçilerince fark edilmesi sonucu oluyor. Ama belki de bilgi ve birikiminin zirvesindeki bir mavi ya da beyaz yakalı en olgun döneminde emekli oluyor ve çalışma yaşamından çekiliyor.
Zorunlu haller dışında olabildiğince geç emekli olunması düşüncesindeyim çünkü emekli olma duygusunun birçok tanıdığımda hırs ve savaşım duygularının körelmesi, duyarlılık ve sorumluluk azalması, en nihayetinde de kendine ve çevresine daha az özen gösterme gibi olumsuzlukları da getirdiğini gözlemliyorum.
Sanırım emeklilik insanın içinde hissetmesi gereken bir duygu. “Yaptım, başardım, ulaştım, aktardım, paylaştım vs.vs. şimdi de tempoyu düşürmenin zamanı” gibi bir ruh hali. Yani yaşama dair henüz ulaşamadığı amaçları varsa insanın, emekli olmamalı, hala bir şeyler yapacak, birilerine bir şeyler aktarabilecek gücü varsa geri çekilmemeli. Aksi takdirde o aylık gerçekten bir yaşlılık ödemesi haline geliyor çünkü salt emekli olma hedefi ve duygusu bile insanı yaşlandırabiliyor.
Emeklilik bir ödül olmalı kişiye, işinden emekli olmalı insan, yaşamdan değil. Hele ki “ne yapacağım ben şimdi?”, “gün de bitmek bilmiyor” yakınmaları eşliğinde bir emeklilik ödül değil de ceza sanki.
Mütekait mi? Umarım daha uzunca bir süre değil. Yapacak çok iş var, haydi iş başına…
Görüşmek üzere.

Yorum yazın