Kolej günleri…

GEÇEN ay iki anıyla başlangıç yapmıştım. Bu ay da Diyarbakır günlerini yad etmeye devam edelim.  Diyarbakır Maarif Koleji yılları çok güzel günlerdi benim için… Ortaokul yıllarında bir gün hafta sonunda Dicle Nehri’nde balık tutmak ve o zaman Diyarbakır’ın oldukça uzağında bulunan Gazi Köşkü’ne gitmek için arkadaşlarla karar aldık. Karar verdiğimiz gün de aksine yağmurlu bir gündü, ama biz kararımızdan dönmedik. Çok uzun bir yol yürüyerek önce Dicle kıyısına inip attık oltalarımızı, ama nafile Dicle’de ne balık var ne de başka bir mahlukat. Sonra yağmur altında yine uzun bir yol giderek, sırılsıklam Gazi Köşkü’ne vardık. Ama tedbirimizi önceden almıştık; Gazi Köşkü’nde balık konservelerimizi yiyip okul yoluna döndük. O gün çok ıslandık.
Lise 1. sınıfta, geçen ay aktardığım “BDB” duvar gazetesini çıkardığımız günlerde okul müdürümüz İbrahim Emiroğlu bana “Anarşist” lakabını takmıştı. Nerede karşılaşsak, “Ulan Anarşist” diyerek söze başlar, devam eder giderdi… İşin ilginç yanı ben o günlerde “Anarşist” kelimesinin anlamını bile bilmiyordum. Çok sonra bu sözcüğün anlamını öğrendim. Bence Emiroğlu bana haksızlık etmiş; bana o dönemde dense dense “Asi” denebilirdi…

OKULDAN UZAKLAŞTIRILMA GÜNLERİ
Lise yıllarıyla ilgili belleğimde hâlâ canlı olan anılardan biri de okuldan uzaklaştırılma günlerimizdir. Lise son sınıftaydık. Jeoloji dersinden sınav olacaktık. Jeoloji öğretmenimiz Mübeccel Hanım sınıfa geldi ve yazılı sınavı yemekhanede yapacağını söyledi. Biz itiraz ettik; 16 kişilik sınıfta kopya mı çekilir diyerek yemekhaneye inmeyeceğimizi söyledik.
Söz 16 kişilik sınıftan açılmışken; bir yıl öncesine dönmekte yarar var. Bizim dönemimizde lise 2. sınıfta öğrenciler “Fen” ve “Edebiyat” kollarına ayrılıyordu. O dönemde “Edebiyat” kolunu sadece ben ve Füsun adlı arkadaşım tercih edince “Edebiyat” kolu açılmadı ve biz hep beraber “Fen” eğitimi gördük. Hal böyle olunca okul idaresi iki sınıfı birleştirdi ve biz 32 kişilik bir sınıf haline geldik. Geldik gelmesine de, işler hiç de okul idaresinin programladığı gibi gitmedi. Kısa süre sonra bizim sınıfta anlaşmazlıklar baş gösterdi ve sonuçta okul idaresi bizi tekrar iki sınıfa bölmek durumunda kaldı ve biz de 16 kişilik 5 B olarak yolumuza devam ettik…
16 kişilik 6 B’deki sınav protestomuzun sonu disiplin kurulu oldu. Mübeccel Hanım genç bir öğretmenimizdi, sanırım bizim protestomuz biraz da gururuna dokunmuştu; bizi disiplin kuruluna sevk etti…
Disiplin kurulundaki konuşmalar ve giderek sertleşen tartışmalar, bir sınav protestosunun boyutlarını aştı ve okulda düzgün yürümeyen işlerin sorgulandığı bir platform haline geldi. Diyarbakır Maarif Koleji’nde son sınıf öğrencileri her zaman okul yönetiminde etkin görev üstlenirdi, biz de öyleydik. Böyle olunca bizim disiplin kovuşturmamız, okulun sorunlarının tartışıldığı bir sürece girdi. Sonuçta disiplin kurulu arkadaşlarımızın bazılarına bir hafta, bazılarına da 3 gün okuldan uzaklaştırma cezası verdi.
Bizim itirazımız hazırdı; ya herkese üç gün, ya herkese bir hafta. Sonuçta bir haftada karar kılındı ve sınav günü izinli olan “Zaza Burhan” (Burhan Zorluoğlu)  dışındaki 15 kişi bir hafta süreyle okuldan uzaklaştırıldı. Okuldan uzaklaştırıldık, ama biz yatılı öğrenciyiz. Evi Diyarbakır’da olanlar evine gitti, biz okulda kaldık. Normalde okuldan uzaklaştırma cezası alan öğrenciler okulun revirinde kalırdı; ancak revirde sadece iki yatak bulunduğundan bizi zorunlu olarak yatakhanelerimizde barındırdılar. Sabahları bacılar, -Kadın görevlilere biz bacı derdik- kahvaltımızı getiriyor, biz de akşama kadar okulun bahçesinde fink atıp keyif çatıyorduk. Sanıyorum okul yöneticileri bize ceza verdiklerine bin pişman oldular. Nitekim sene sonunda, ileride mağdur olmayalım diye cezalarımız da affedildi ve mezuniyet dosyalarımıza konulmadı. Mübeccel Hanım’ı soracak olursanız, kendisiyle çok samimi olduk hafta sonları sinemaya gittik ve kendisine Diyarbakır sokaklarında kavalyelik ettik. Güzel günlerdi, esen kalın.

Yorum yazın