Zarife Hanım…

GEÇEN Şeker Bayramı’nda aldığımız izinle tatili biraz uzatarak bir haftalığına Datça’ya gittik. Yaşam yoldaşım Işıl’ın ablası Alev ve Ferhan’ın konuğu olduk bir hafta süreyle. Gidiş yolunda bayram trafiğinden payımıza düşeni aldık. Yolculuk birkaç saat uzadı, ama gam değil. Datça gittiğimize değdi. Denizle hasret giderdik, doğayla yeniden kucaklaştık…

Doğayla kucaklaşma faslında ilk adımımız Zarife Hanım’la tanışmak oldu. Zarife Hanım, Alev’in bahçesinde yaşayan bir kirpi. Gerçi dişi mi erkek mi olduğunu kimse bilmiyor, ama Alev ona Zarife adını vermiş, erkek çıkarsa isminin sonundaki e harfi atılacak, o kadar…

Zarife Hanım her gece saat dokuz sularında bahçedeki bitkiler arasından çıkıp eve mama yemeye geliyor. Peki yediği ne diye soracak olursanız; sıkı durun: Köpek maması! Evet yanlış duymadınız, Zarife Hanım her gece gelip köpek mamasını yiyor, suyunu içiyor ve tekrardan bahçedeki bitkilerin arasına dönüyor. Dengesini her gün biraz daha bozduğumuz doğanın kirpileri de böyle oluyor demek ki… Daha önceki gidişimizde Alev’in bahçesinde dört-beş üyeli bir kirpi ailesi vardı; ama vicdan yoksunu birileri Alev’in köpeği Kuşo’yu zehirlerken, o kirpi ailesi de zehirden payını almıştı… Yıllar sonra çıkagelen Zarife Hanım şimdilik yalnız yaşıyor. Benim hepsi de rahmetli olan teyzelerimden biri de Zarife olduğundan ben ona hep “Zarife Teyze” diye seslenip, öyle sevdim…

İKİ SADIK REFAKATÇİ

Bahçedeki tek hayvan Zarife değil. Evin kedisi olmak için ısrarla mücadele veren, bahçeye girmek için fırsat kollayan bütün kedileri püskürten Sarı ve aynı bahçedeki komşunun ana-kız köpekleri Fıstık ve Bebiş hayvan nüfusunu tamamlıyor. Fıstık ve Bebiş’in en önemli özellikleri, bir yere giden birine yolun sonuna kadar refakat etmeleri; örneğin denize giderken denize kadar, kente giderken minibüse binene kadar ikisi de peşinizden ayrılmıyor…

Eski adıyla Reşadiye yeni adıyla Datça Yarımadası, Marmaris’ten batıya doğru dil gibi uzanan bir yarımada. Kuzeyinde Gökova, güneyindeyse Hisarönü Körfezi var. Bu yüzden Datça, Ege’yle Akdeniz’i birleştiren ve ayıran yarımada olarak anılıyor. Biz genellikle güneyde Hisarönü Körfezi’nde yer alan koylar ve büklerde denize girdik. Hepsi de çok güzeldi…

İMAR PLANI ENDİŞESİ

Güzeldi güzel olmasına ama, şu anda Datça’da gündemdeki en önemli konu “1/25.000 ölçekli yeni Datça-Bozburun İmar Planı Revizyonu Taslağı.” Basında çıkan haberlerde kimine göre Datça’nın koyları yapılaşmaya açılıyor, kimine göre korunuyor. Datça halkı kıyılarını korumak konusunda kararlı görünüyor. Ama Bozburun’da tanıştığım emlakçi bir kadın, bazı kuşkularını dile getirdi. Ona göre; Datça-Bozburun arasında yer alan iki koyun arazileri biri Rus, biri de ünlü bir Türk iş adamı tarafından kapatılmış durumda. Yeni imar planı revizyonunun bu iş adamlarına yeni turistik işletmeler kurma konusunda imkân verebileceğini ve bu koyların halktan koparılabileceğini söylüyor. Bakalım zaman ne gösterir? Datça ve en az onun kadar doğa harikası Bozburun nerelere savrulur, bekleyip göreceğiz…

CAN YÜCEL’E SELAM

Yolu Datça’ya düşen birinin ünlü ozan Can Yücel’e selam vermeden geçmesi elbette mümkün değil. Tatilde mezar ziyaretinin pek şık olmayacağını düşündüğümüzden biz de Can Baba’nın Datça’da mekan tuttuğu kahveyi ziyaret ettik. Can Yücel o kahvede hâlâ yaşıyor. Duvarlarda resimleri ve küçük bir müze haline dönüştürülmüş bölümde şarap kadehi ve içtiği yarım kalan son şarap şişesi hâlâ olduğu gibi duruyor…

Datça’ya ve Can Yücel’e kırılan mezar taşındaki dizelerle veda edelim. Esen kalın…
“İçimdeki karanlığı patlatacağım
Ve beynimin en ölümcül yaşlarıyla ağlaya ağlaya
yepyeni bir insan
pırıl pırıl bir can
bitecek toprağa…”

 

İlginizi Çekebilir

Leave a Reply