Yangın Sigortası Vergisi’nde problemli konular artarak devam ediyor
Yangın Sigortası Vergisi hakkında açıklamalarda bulunan EY Türkiye Vergi Bölümü Direktörü Güven Kurtar, Yangın Sigortası Vergisi’nde problemli konuların artarak devam ettiğini belirtti.
Yangın Sigortası Vergisi hakkında konuşan EY Türkiye Vergi Bölümü Direktörü Güven Kurtar, şu değerlendirmelerde bulundu: “Şubat ayında yayımlanan makalemizde Yangın Sigortası Vergisi’nin (YSV) beyan ve ödeme süreçlerindeki zorluklarını ve problemlerini ele almıştık.
Bu makalede ise konuyu 4 farklı başlıkla irdeleyeceğiz.
HANGİ PRİMLER YSV KAPSAMINDA?
YSV’ye yönelik karşımıza çıkan ilk konu, hangi primlerin YSV’ye tabi olduğudur. 2020 yılında bir vergi mahkemesinin kararına yönelik verilen 2025 tarihli Danıştay Kararı’nda, yangın dolayısıyla oluşan kâr kaybı ve benzeri farklı isimler taşıyan ancak yangın nedeniyle oluşacak riskin ortadan kaldırılmasının amaçlandığı açık bulunan sigortaların da birer yangın sigortası niteliğinde olduğu ve buna ilişkin hesaplanan primlerin de yangın sigorta primine dahil olması gerektiği ifade edildi.
Bu durumda, konuya yönelik teknik tartışmaları geride bırakarak poliçenin üstünde “yangın” ibaresi varsa poliçeye ait tüm primler YSV’ye tabidir noktasına gelindi.
1991 yılında İçişleri Bakanlığı’na verilen Gelirler Genel Müdürlüğü özelgesinde “Toplu halde poliçelerde gösterilen primlerin Yangın Sigortası Vergisi’ne esas olan kısmının açık olarak belirtilmek suretiyle beyannameye dahil edilmesi hususunda ilgili sigorta şirketlerine gerekli duyurunun yapılması gerekmektedir” ifadesine yer veriliyordu.
Konuya, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) da 2021 yılında taraf olarak, Türkiye Sigorta Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği ile paylaşmış olduğu yazısında “Bu kapsamda, sigortacılık tekniği çerçevesinde yalnızca doğrudan yangın riskine isabet eden ve bu kapsamda ana teminata ilişkin olarak alınan primler yangın sigortası primi olarak değerlendirilmektedir. Ek teminat olarak sunulan hâller ise bu kapsam dışında kalmaktadır” ifadelerinin yer aldığı görüşünü paylaştı.
SEDDK söz konusu görüşünü 2022 yılında da korudu ve daha da netleştirerek “Yangın sigortaları yalnızca Yangın Sigortası Genel Şartları’na tabi olan poliçeleri ve bunların yangın ana teminatına ilişkin primlerini ilgilendirmektedir” ifadesi ile paket poliçelerdeki yangın sigortası genel şartlarına tabi sözleşmelerdeki yangın ana teminatlarının YSV’ye tabi olduğunu değerlendirdi.
Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından 2022 yılında bir belediye başkanlığına verilen özelgenin sonuç kısmında “Bu itibarla, ilgili belediyelere verilecek beyannamelerde yangın sigortası vergisine esas olacak matrah, yangın sigortası muameleleri dolayısıyla alınan primler olup, toplu halde poliçelerde gösterilen primlerin yangın sigortası primlerine isabet eden kısmı da bu matraha dahildir. Bu nedenle, yangın, deprem, sel, hırsızlık vb. zararları içeren toplu sigorta poliçelerinde yangın sigortasına ilişkin primlerin ayrıca gösterilerek bu prim tutarı üzerinden yangın sigortası vergisi hesaplanması gerekmektedir” değerlendirmesine yer verildi.
SEKTÖRÜ NASIL ETKİLEYECEK?
Ancak gelinen noktada güncel 2025 tarihli Danıştay Kararı ışığında, söz konusu kararın etkisinin 2 temel konuda sektöre yansıyabileceği kanaatindeyiz. Birincisi, ödenecek YSV’ler sigortalılardan tahsil edildiği için sigortalıların maliyetleri ciddi oranda (tüm primlerin %10’u kadar) artabilecek, ikinci seçenekte de poliçeler ikiye bölünerek yangın sigortası teminatları için ayrı bir poliçe yapılarak ilerlenmesi karşımıza çıkabilecek.
Aslında konu ilk kez yargı aşamasına geldiğinde çoğu sigorta şirketi, mevcut poliçelerinin dispozisyonunda revize gerçekleştirerek poliçeleri üzerinde hangi primlerin yangın teminatlı olduğunu göstermiş olup, ayrıca YSV hesaplamasına konu olan primleri de ödenen prim, BSMV (Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi) gibi mali satırların altında göstererek olası bir süreçte haklı yaklaşımlarını ispat edecek aksiyonlarda bulundu.
Diğer bir konu ise YSV’de yaşanan hatalı ödemeler. YSV ödemesinin hangi belediyeye yapılacağı konusunda uzun yıllardır uygulama farklılıkları bulunurken, tam anlamıyla bir uygulama birliği oluşmadı.
Sayıştay’ın Muğla Büyükşehir Belediyesi’ne ilişkin 2015 yılı raporunda yangın sigortası vergisinin itfaiye hizmetleriyle ilgili olduğu ve itfaiye hizmetlerinin de büyükşehir belediyelerinde olduğu argümanıyla tahsil yetkisinin büyükşehir belediyelerine ait olduğu ifade edilmişti.
Benzer konuda verilen Danıştay 8. Dairesi’nin 05.05.1997 tarih ve E.1995/2674 K.1997/1486 sayılı kararında, “3030 sayılı yasanın 6/A-m maddesi hükmüne göre itfaiye hizmetlerini yürütmek ve bununla ilgili her türlü araç gereçleri temin etmek, denetlemek ve sair işleri yapmak büyükşehir belediyesinin görev alanına girdiğinden dolayı, Yangın Sigorta Vergisi’nin büyükşehir belediyesince tahsili gerektiği, 3030 sayılı yasanın 18. maddesi ile belirlenen büyükşehir belediyesinin gelirleri arasında Yangın Sigorta Vergisi’nin yer almamış olmasının, bu verginin büyükşehir belediyesince tahsiline engel olmadığı, bu durumda 2464 sayılı Belediye Gelirleri Yasası’nın 40. – 44. maddelerine göre alınan Yangın Sigorta Vergisi’nin büyükşehir belediyesi tarafından tahsil edilmesi gerektiği yolundaki dava konusu işlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı” ifadelerine de yer verildi.
Böylelikle büyükşehir belediyesi bulunan yerlerde YSV’nin büyükşehir belediyesine ödenmesi gerektiği sonucuna varılabilmekle birlikte 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nda, yangın sigortası vergisinin tahsili veya bunlardan alınacak paylara ilişkin olarak açıkça bir düzenlemeye yer verilmiyor.
Bununla birlikte, büyükşehir belediyesi olmayan yerlerde muhatabın il belediyesi mi, ilçe belediyesi mi yoksa belde belediyesi mi olduğu da tartışmayı büyütüyor.
Anayasa’nın 73. maddesinde belirtildiği üzere vergi, kamu giderlerini karşılamak üzere ödendiği için yangınla ilgili hizmeti hangi belediye sağlıyorsa ilgili verginin de o belediye tarafından tahsil edilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Bu durumda da yangınla ilgili hizmetleri hangi belediye yürütüyorsa YSV’nin de o belediye tarafından tahsil edilmesi gerektiği yaklaşımı öne çıkmakla birlikte, belde belediyelerinin durumu da burada farklı uygulamaya sebebiyet veriyor. Sektörde tekdüze bir uygulama bulunmaması nedeniyle mevzuatsal olarak bir düzenleme ya da belirleme ihtiyacı bulunuyor.
Üçüncü bir konu ise; birçok sigorta şirketinin ya uzlaşarak sonuca erdirdiği ya da Sayıştay raporlarını dayanak göstererek yargı sürecine başvurduğu konu belediyeler tarafından düzenlenen cezalar. Sürece, bazı sigorta şirketlerinin YSV’ye konu primlerini hatalı raporlamaları sebebiyle ödediklerinden çok farklı tutardaki prim bilgilerinin Sayıştay ile paylaşılması sonucunda belediyelere ödenen YSV’ler ile raporlanan YSV bilgileri arasındaki farklılıklar bu duruma sebep oluyor.
Dördüncü konu ise doğrudan belediyelerden gelen vergi ceza ihbarnamelerinin hukuki durumu. Bu konuya yönelik belediyelerin matrah takdiri yapması nedeniyle vergi tekniği açısından eksik incelemeye dayalı usulüne aykırı bir tarhiyat yapıldığı argümanıyla bir tartışma karşımıza çıkıyor.”
