Ve Niyahet Bodrum

PANDEMİDEN bugüne hayatımız bir başka düzene dönüştü.
İçinde bulunduğumuz durum, karamsarlığıyla ünlü İngiliz nüfus bilimci ve politik iktisat teorisyeni Thomas Malthus’un (1766-1834) Nüfus Kuramı’nı ispatlayacak hale geldi.
Malthus tarafından ortaya atılan büyüme kuramına göre insan nüfusu 2, 4, 8, 16, 32 gibi geometrik bir artış gösterirken; başta gıda arzı olmak üzere kaynaklardaki artışın 1, 2, 3, 4, 5 gibi aritmetik bir artış göstermesi, nüfusun yeterli gıdaya sahip olamayacağı gerçeğiyle yüzleşeceğimiz sonucunu doğuruyor.
Çok karamsar bir görüş olmakla birlikte Malthus, nüfus artışının savaşlarla, salgın hastalıklarla durdurulabileceği sonucunun kaçınılmaz olduğunu savunuyor.
“Nüfus’un Prensipleri” adlı makalesinde geçmiş ve anlık durumu değerlendirerek “İnsan Mutluluğu” üzerindeki olumsuz etkilerini inceliyor.
Sanayi Devrimi’nin başlangıcı sayılan 1750’de 800 milyon olan dünya nüfusu 1800’lerde 1 milyara ulaşmış. Şimdi ise 8 milyar 250 milyon olduğu tahmin ediliyor.
Gel de mutlu ol… Malthus’un Kuramı, önce pandemiyle devreye girdi, savaşlarla devam ediyor. Şükürler olsun henüz açlık sınırında değiliz ama ekonomik gücümüz ağır yara aldı. Maalesef toplumun büyük bir kısmı mutsuz.
Bu mutsuzluktan uzak kalmamız tabii ki mümkün değil. Pandemiden bu yana yaşadığımız sağlık sorunları, acı kayıplarımız son 3 yıldan bu yana Bodrum’a yaptığımız mutluluk kaçamaklarından bizi mahrum etti. Bu da Bodrum özlemimizin daha da artmasına neden oldu. “Ahh Bodrum” diyerek iç çekmelerimiz arş-ı alayı sardı. Ne yaptık, ettik ve deniz, doğa ve Bodrumlu hemşerilerimiz ve komşularımız bizi bekliyor diyerek atlayıp geldik Bodrum’a.
Geldik de ne oldu? 3 yıldan beri kullanılmayan bir evin tekrar yaşanacak hale gelmesi için 10 gündür ırgat gibi çalışıyoruz. Arada bir ufak deniz kaçamakları dışında temizlikten başımızı kaldıramıyoruz. Bodrum gibi bir yerde ustalarla uğraşmak da işin tuzu, biberi.
Beraber olmaktan keyif aldığım birçok komşum ve dostum vardı. Onlarla gerçekten hoşça zaman geçiriyorduk ama gelin görün ki birçoğu ekonomik nedenlerle evlerini kiraya vermişler. Etraf tanımadığımız insanlarla dolu.
Bir de hiç tanışmadığımız hemşerilerimiz var ki, şükürler olsun hala mevcudiyetlerini devam ettiriyorlar. İsimlerini Bodrum’un taşlarına yazmışlar. Aslında onlar beni tanımıyorlar. Hiçbirisi ile tanışmadım ama olsun, onlar benim dostlarım. Ben onları tanıyorum ya, yeter bana.
Kim mi onlar? En başta Halikarnas Balıkçısı ile onun kadim dostu Herodot geliyor. Birisi M.S.20’nci yüzyılda yaşamış büyük Türk edebiyatçısı, hümanist ve doğa dostu; diğeri M.Ö.5’inci yüzyılda Bodrum’da yaşamış Yunanlı tarihçi ve antik yazar. Aralarında 25 asır fark var ama sanki ikisi de aynı yıllarda yaşamış gibi çok yakın dost.
Halikarnassoslu Herodotos, kendisi Yunanlı olsa bile bizim hemşerimiz. Gezilerinde gördüğü yerleri ve insanları anlattığı, “Herodot Tarihi” (Historia) olarak bilinen eseriyle ilk tarih yazarı ve tarihin babası olarak tarafından tanınıyor.
Herodot Bodrum’da yaşadığı için nasıl Halikarnassoslu Herodotos adını almışsa, aynı topraklarda yaşayan dostu Cevat Şakir Kabaağaçlı da Bodrum’un antik çağlardaki adı olan Halikarnasos’tan esinlenerek Halikarnas Balıkçısı adını almış. Bodrum’u Bodrum yapan kişi.
Eski Yunan kültürünün Ege kıyılarımızdan doğduğunu düşünerek, oradaki kültürü kendi kültürümüz olarak almamızı isteyen yazar bu düşünceleri ile “Mavi Hümanizma” hareketini başlatmış. İşte bu nedenle Herodotos’un çok yakın dostu.
Balıkçı ve Herodot’un dışında Bodrum’un yetiştirdiği kişiler arasında Turgut Reis, Neyzen Tevfik gibi önemli isimler ve Askona Mehmet gibi renkli kişiliğe sahip başka hemşerilerimiz de var. Onlar da beni tanımaz ama onları tanımayan var mı?
Şimdi hepsi, sanki Poseidon’la İlyada el ele tutuşmuşlar; Akdeniz’in Ege’yle buluştuğu sularda, tirhandillerle, guletlerle, sessiz sakin Bodrum’u bekliyorlar.
İyisiyle, zoruyla tekrar Bodrum’dayız ya, şimdilik bu da yeter bana…

Yorum yazın