Uyanış
Yok, bir gerilim filmi ya da TV dizisinin adı değil. Doğanın uyanış zamanı geliyor. Mart ayı ile birlikte bizim buralar Haziran sonuna kadar yeşilin tüm tonları ile bezenecek. Ağaçlar yeni tomurcuklar verecek, orman gürleşecek, çiçekler açacak, soluduğumuz hava bile daha temiz gelecek hepimize. Çocuklar daha dinlenmiş girecekler derslerine, çalışanlar daha enerjik bitirecekler iş haftalarını, yaşlılar daha güvenle ve rahatça çıkacaklar sokaklara.
Ben kesinlikle baharcıyım. Ne kışın soğuğu ne de yazın sıcağı. Hava hep bahar olsun, ama yağmur ama güneş, kalın, kat kat giyinmeye gerek olmasın, pencereler hep açık, sabahlar hep aydınlık olsun.
Kazma kürek yaktırsa da Mart ayı esas olarak Eylül sonuna kadar sürecek bir kreşendonun ilk ayı benim için, uzayan günler, çeşitli tatiller, açık havada geçirilen vakit, tabii ki deniz; ama güneşten ve çok sıcaktan hep kaçarak…
Ne yazık ki eski baharlarımız da kalmadı artık. Eskiden 4 eşit mevsim olarak öğrendiğimiz takvim yılı belki yine 4 mevsim toplamda ama 1,5 mevsim yaz; 1,5 mevsim kış, kalan 1 mevsim de ilk ve son baharlar gibi pratikte. Baharların eksilen günleri de yaz ve kışın içine kısa süreli ve beklenmedik anlar olarak serpiştirilmiş durumda.
Geçtiğimiz hafta hissedilen sıcaklık 0 derecelerde iken birkaç gün sonra hafta sonunda deniz kenarında tişörtler ile güneşlenen insanlar vardı Kilyos’ta. O güneşli ve sıcak günden sadece 3 gün sonra birden bir kar yağışı başladı aynı bölgede ve hissedilen sıcaklık eksi 6 derecelerde. 3 gün önce tişörtleriyle güneşlenen o insanlar bugün parkaları ile bile birkaç dakika duramazlar aynı sahilde.
Tabii alışıla gelen düzen değişince uyanışlar da bozuluyor. Nasıl erken açan bahar çiçekleri ani bir soğuma ile soluyorsa bahar geliyor diye depreşen ruhlar da benzer şekilde içlerine dönüyor, karamsarlaşıyorlar.
Ama her ne olursa olsun ana döngü değişmiyor, dün ilk cemre havaya düştü, haftaya suya, sonraki haftaya da toprağa düşünce bahar tamamdır!
Geçtiğimiz günlerde “bana en uygun iklim nerede?” diye bir araştırma yaptım internette. Uygundan kastım ise yıl boyu ılıman bir iklim, yani aşırı soğuk ve sıcakların uğramadığı şehirler. En tepede San Diego çıktı. Sonraki 10 seçenek içinde en yakını da 4,5 saat uçuş süreli Lizbon. Lizbon dışındaki tüm yerler okyanus aşmayı gerektiren uzaklıkta. Bırakın gerçekten gidip yerleşmeyi araştırma yaparken bile çok uzak yerler hepsi.
Ama düşüncem şu temel olarak: İklim bana ne kadar dostça davranırsa ben de kendime ve çevreme aynı şekilde davranabilirim. Hatta yaşama ve işime bakışım da aynı ılımanlığa sahip olur. Öte yandan dünyanın en uzun gecelerinin yaşandığı topraklarda mutluluk endekslerinin yüksek olmasına şaşırdığımız kadar dünyanın en ılıman iklimlerinin yaşandığı topraklarının çoğunun şu ya da bu konuda ekonomik, teknolojik açılardan çok da aman aman yerler olmadıklarını da unutmamak gerekir ayrıca.
Ne olursa olsun hiçbir düzensiz, beklenmedik veya olumsuz gelişme uyanmaya engel değil. O tabiat bir şekilde uyanacak, o kışın kasveti ve az renkliliği yerini aydınlık ve renk cümbüşlerine bırakacak. Ne kadar zorlu ve karamsar bir dönem geçildiyse geçilmiş olsun aydınlık ve ılımanlık yeniden dizginleri ele alacak, olumluluk ve iyimserlik egemen olacak. Eski ve klasik bir TV repliğinde olduğu gibi havalar nasıl olursa olsun havamız hep güzel olsun ayrıca? Görüşmek üzere
