Üçü bir arada

ÜÇÜ bir arada… Meşhur kahve markası gibi değil mi?
Sütlü, şekerli kahveli.
Benim için Haziran ayı da bu minval üzere oldu. Bayramı, Babalar Günü’nü ve doğum günümü bu ayda kutladım.
Kısacası üçü bir arada…
Hepsi bir arada yaşandı ama hiç birinin eski tadı yok.
“Bayram”lardan başlayalım; nerede o çocukluk günlerimizin eski bayramları?
Aile, akraba ve dost ziyaretlerinden eser kalmadı. Zaten ailemizden ve akrabalarımızdan kalanların sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Elini öpüp bayramlarını kutlayacak büyüklerimiz kalmadı gibi bir durum var. Biz de ancak onları ebedi istirahgahlarında ziyaret edip bayramlarını kutluyoruz.
Dostlar deseniz, hepsi dokuz günlük tatilin her dakikasını ve ceplerindeki paralarının her kuruşunu tatil beldelerinde harcamakla meşguller. Eskiden en azından telefonla arayıp bayramımızı kutluyorlardı; şimdi ise inernetten kendilerine gelen klişe mesajları “iletildi” notuyla göndermekle bu angaryadan kurtulmuş olduklarını zannediyorlar. Allah’tan hala hatırlayıp, en azından telefonla arayan vefalı dostlarımız, meslektaşlarımız, öğrencilerimiz ve kardeşlerimiz var da insan biraz teselli buluyor.
Boş veriyor insan; zaten bizim için bundan sonra yaşadığımız her dakika bayram…
Gelelim “Babalar Günü”ne… “Anneler Günü”nden esinlenerek, “Bari bu güngörmez babaların da şu fani dünyada bir günleri olsun” görüşüyle; ama ille de aynı ticari zihniyetle ihdas edildiğini zannettiğim Babalar Günü de “Üçü Bir Yerde”nin diğer bir ayağı olarak Haziran ayında kutlandı.
Evlatlarımız, “Babacığım, evimizin direğisin” diyerek; gönüllerinden geçen hediyeleri sunmakla evrensel evlatlık görevlerini bir tamam yerine getirip, bizim nasıl bir “direk” olduğumuzu bir kez daha hatırlattılar. Babaları benim babam gibi çoktan rahmeti rahmana ulaşan biz yaştakiler ise, onların ruhlarına bir fatiha hediye etmekle manevi huzura ermeye çalıştık.
Dediğim gibi Haziran ayında doğdum ve son olarak “Doğum Günü”me gelerek, “Üçü Bir Yerde”yi Teoman’ın bir şarkısıyla tamamlıyorum.
“Bugün benim doğum günüm
Hem sarhoşum, hem yastayım
Bir bar taburesi üzerinde
Babamın öldüğü yaştayım
Bugün benim doğum günüm
Kelimeler büyüyor ağzımda
Bildiğim tüm hayatlar
Paramparça, paramparça.”
Bu sadece sevdiğim bir şarkının sözleri, Allah’a şükürler olsun hayatım paramparça filan değil.
Şarkıda söylendiği gibi ne sarhoşum, ne de bar taburesi üzerindeyim.
Gerçek olan şu ki babamın öldüğü yaşa çok yaklaştım. Babam 75 yaşında aramızdan ayrıldı. Bundan sonra bana Can Yücel’in dediği gibi bana da “Boş ver be yaşı başı” demek düşüyor. Usta, şiirini şu dizelerle bitiriyor; ben de yazımı öyle bitireyim.
“Yaş 70’e gelse bile, hayat daha bitmemiş.
Sen mi biteceksin?
Çekeceksen bile bayrağı,
Yaşadım ulan dibine kadar diyemeyecek misin?”
Evet, Haziran ayında Üçlemeyi tamamladım. Darısı yeni
Haziranlara…
Bundan sonra Ustaya kulak verip, pes etmeden hayata asılabildiğimiz kadar asılmaktan başka çare yok.
İstanbul, 23 Haziran 2024

Yorum yazın