Uçmak üstüne…

KULLANANLARINIZ vardır uçuş takip uygulamalarını. Geçenlerde kızım yurt dışından dönüyor, girdim uygulamaya, yazdım uçuş numarasını izlemek için ve ara ara bakıyorum ekrana.

Uçak Türkiye sınırından içeri girip İstanbul’a doğru yaklaşırken Çatalca civarında birden Karadeniz’e doğru yükselmeye başladı. Aslında kuzeye yönelirken bir yandan alçalıyor çünkü yükseklikle ilgili gösterge düzenli olarak azalıyor. Ama görüntü yukarı doğru bir hareketi yansıttığı için sen aslında alçalan bir şeyi yükseliyor sanıyorsun. Yükselirken alçalmak…

İnsanlar çok böyle. Görüntüde yükseliyorlar ama öncesinde sahip oldukları tüm değerleri birer birer terk ederek. Şirketler de çok böyle. Cirolar artıyor, sıralamalarda yükseliyorlar, sürekli reklam, PR vs. Ama müşteriye verdikleri değer yerlerde. İfadeyi tersine çevirip de aynı şeyi söylemek olası: Alçalırken yükselmek…

Hani meşhur atasözü var ya, köprüyü geçene kadar dayı demeyi öneren, biraz öyle bir şey de. Sana gereksinim duyarken, senin maddi ve manevi desteğin aranırken, seni yanında göstererek bir algı yaratacakken önemli ve değerlisin ama o köprüyü geçtikten sonra sen sadece geride kalan bir orman canlısısın onun için… Yani aslında mesele bulunduğun irtifadan önce kalkışından itibaren ne yaptığın, nasıl uçtuğun, rotanı nasıl belirlediğin, rotan üzerindeki diğer canlılara nasıl davrandığın, tutarlılık ve dürüstlük bağlamında koordinatlarının ne olduğu…

Geçtiğimiz hafta bir şirket toplantısı için yurt dışına gittim. Dönüş uçuşunun olduğu gün hava tüm rota üzerinde rüzgarlı ve İstanbul varışında da yağmurlu idi. Pencere kenarında oturduğumdan yolculuk boyunca altımızdaki bulutları ve denizdeki dalgaları gördüm hep. Ama buna rağmen pilotumuz uçak kalktığı andan İstanbul’a inene kadar o kadar iyi yaptı ki işini inişte kabine gidip tebrik etmeyi bile düşündüm kendisini.

Tabii kendi yaşamlarımızda hep böyle insanlar veya böyle kurumlar ile bezenmiş ortamlarımızın olması mümkün değil ama en azından böyle olmadığı bariz olanları çekip atmak gerekir ilişkiler yumağımızdan. Birisi ya da bir şirket çok mu istekli seninle iş yapmaya, ya da senin kendini konumlandırdığından çok farklı yerlere mi oturtuyorlar seni, zaman veya bütçe kısıtları seni bir şey yapmaya mı yönlendiriyorlar açık şekilde…

Uzak durmak, en iyi olasılıkla çok temkinli yaklaşmak lazım böylelerine. Her birimiz bu sonsuz evrende bir yer işgal ediyor, o yerden bir diğerine değişen hızlarla hareket ediyoruz. İdeali bunu yaparken uçuş izleme uygulamalarında olduğu gibi kimsenin kimseye çarpmadan hedefine varması. Ama olmuyor işte…Sürekli gelip çarpıyor birileri, bir şeyler, kimi bir defalığına, kimi yolculuğun belirli bir kısmında sürekli olarak.

En önemlisi karşıdaki kişi ya da kurumun senin alanına saygı göstermesi, seni anladığını gösterir hareketlerde bulunması, tanıdığını belli ederken gereksiz yüz-gözlere yeltenmemesi. Nasıl ki ben o uçağın aslında yükselmeyip inişe geçtiğini idrak ediyorsam kendisini yükselişte gösteren de hangi irtifada olduğunu belli ediyor er ya da geç. Uçuş dünyasında bir noktadan diğerine gitmenin en hızlı yolu genelde en yukarıdan gitmek, hem dünya yuvarlak, hem daha az trafik, hem de atmosferik olayların görece az olduğu için. Kurumlar veya bireyler de benzer nedenlerle yüksekleri seçiyor olabilir hızlı gidebilmek için. Pilot ve mürettebat işini layıkıyla yapıyorlarsa, kabini ve içindekileri etkileyecek hareketler olmuyorsa; uçuşta, inişte ve kalkışta diğer uçaklara ve çevreye risk yaratmıyorlarsa uçsunlar uçabildikleri kadar yüksekten. Ama o kadar azı becerebiliyor ki bunu… Görüşmek üzere,

Yorum yazın