Trafik zararları tazminat hesaplamasında gereken yasal altyapı acilen oluşturulmalı
“Destekten yoksun kalma, sakatlık ve değer kaybı tazminatlarının hesaplanması konusunda acilen yasa çıkarılmalıdır. Aksi halde sorun çözümlenmemiş olarak kalacaktır. Yasa çıkarmak zahmetli olabilir. Fakat ülkemizde trafik zararlarının nasıl tazmin edileceği önem taşıyan ve geniş kitleleri ilgilendiren bir konu olduğundan bunu önemsemek ve gereken yasal altyapıyı oluşturmak lazımdır.”
Danıştay 8’inci Dairesi Türkiye Barolar Birliği’nin açtığı dava sonunda Zorunlu Trafik Sorumluluğu Sigortası Genel Şartları’ndaki (kısaca ZTSGŞ) bazı ifadeleri ve bu genel şartların bazı eklerini iptal etmiştir. İptal edilen EK-1 değer kaybı tazminatının nasıl hesaplanacağına; EK-2 sakatlık tazminatının nasıl hesaplanacağına ve EK-3 destekten yoksun kalma tazminatının nasıl hesaplanacağına ilişkin kuralları içermekteydi.
SORUN
Trafik kazaları sonucunda ölüm, bedensel zarar ve mal zararları (ve ayrıca bu zararlardan kaynaklanan bazı kayıplar, mesela kazanç kaybı) meydana gelmektedir. Trafik kazasından kaynaklanan en vahim sonuç kuşkusuz ölümdür. Eğer ölüme yol açan trafik kazası nedeniyle kaza yapan araç veya araçların işletenleri sorumlu ise, ölenin desteğinden yoksun kalanlar bu yüzden uğradıkları zararların giderilmesini hem sorumlu işleten(ler)den hem de işletenin sorumluluğunu temin etmeye yönelik ZTS poliçesini düzenlemiş olan sorumluluk sigortacısından isteme hakkına sahiptirler.
Kazanın sakatlığa sebep olması halinde de hukuksal durum benzerdir. İşleten ve ZTS teminatını sağlamış olan sigortacısı zarar görene (sakat kalmış olan kazazedeye) karşı tazminat ödemekle yükümlü olmaktadırlar.
İşletenin sorumluluğu sınırsızdır. Diğer bir anlatışla işleten zararın tamamından sorumludur. Buna karşılık sorumluluk sigortacısı zorunlu teminat limitlerine kadar yükümlülük altındadır. Bu limiti aşan zararları (aştığı oranda) ödemesi gerekmemektedir. Zorunlu limiti aşan zararları işletenin tek başına karşılaması lazım gelecektir. (Bununla birlikte bu limiti aşan zararlar, eğer varsa kısaca İMM olarak adlandırılan isteğe bağlı sorumluluk sigortasından karşılanabileceklerdir).
Kaza, araçlarda hasara yol açmışsa hem bu hasar hem de bundan kaynaklanan (araçtaki) değer kaybı için sorumluluk doğabilir. Değer kaybı da hem işletenin hem de sigortacısının sorumlu olduğu zarar kalemlerinden bir diğeridir.
Yukarıda sayılan zararlar için ödenmesi gereken tazminat tutarlarının nasıl hesaplanması gerektiği ülkemizde uzun zamandır tartışmalı olan bir husustur. İlk defa 1992 yılında büyük hukukçu Prof. Dr. Tahir Çağa Türkiye’de yargı tarafından hüküm altına alınan ölüme ve bedensel zararlara ilişkin tazminat tutarlarının gereğinden yüksek hesaplandığını belirlemiş ve tebliğ konusu yapmıştı (bkz. Prof. Dr. Tahir Çağa, Ölüm ve Cismani Zarar “Destekten yoksun kalma, sakatlık ve değer kaybı tazminatlarının hesaplanması konusunda acilen yasa çıkarılmalıdır. Aksi halde sorun çözümlenmemiş olarak kalacaktır. Yasa çıkarmak zahmetli olabilir. Fakat ülkemizde trafik zararlarının nasıl tazmin edileceği önem taşıyan ve geniş kitleleri ilgilendiren bir konu olduğundan bunu önemsemek ve gereken yasal altyapıyı oluşturmak lazımdır.” Hallerinde Ödenecek Tazminatın Hesabına Dair, Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu IX, Ankara 1992, s.3-30; ayrıca bkz. Prof. Dr. Tahir Çağa/ Prof. Dr. Ahmet M. Gökçen/ Prof. Dr. Tevfik Güran, Ölüm ve Cismani Zarar Hallerinde Ödenecek Tazminatın Hesabına Dair, Ölüm ve Cismani Zarar Hallerinde Zararın ve Tazminatın Hesap edilmesi Sempozyumu, Ankara 10-11.XII.1993 (basım tarihi 1994) s.21-36). Sorun tatmin edici bir çözüme bağlanmış olmadığı için kanımızca bu tartışmalar sürecektir.
ZTS zaman içinde sigortacıların çoğunlukla zarar ettikleri bir sigorta türü olmuştur. Tazminat tutarlarının hesaplanması alanında kabul edilen ilkeler ve bunlar doğrultusunda uygulanan zararı hesaplama formülleri de sigortacılar tarafından devamlı şekilde bunun temel nedenlerinden biri olarak gösterilmiştir.
Sigortacıların artan yakınmaları sonunda ZTSGŞ ve bu genel şartların dayanağını oluşturan Karayolları Trafik Kanunu’nda (KTK) trafik kazalarından kaynaklanan zararların sigorta genel şartlarında saptanan hesaplama yöntemleri doğrultusunda hesaplanmasına olanak veren bir hukuksal altyapı oluşturulmuştur.
Ancak zarar hesaplarının sigorta genel şartlarında saptanmış olan formüllere göre çıkarılması sigorta şirketlerine karşı dava takip eden avukatlar tarafından tepkiyle karşılanmış ve bu çözümün terk edilmesi yönünde güçlü talepler ortaya çıkmıştır. Bir yandan zarar hesabının ZTSGŞ’ndaki hesap formülleri uygulanarak yapılmasına olanak sağlayan KTK hükümlerinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunulmuş; diğer yandan da ZTSGŞ’ndaki hesap formüllerinin iptali amacıyla yönetsel yargıda dava açılmıştır.
İlk önce Anayasa Mahkemesi KTK hükümlerinin iptali istemini yerinde görerek ZTSGŞ’nın dayanağını yıkmıştır. Son olarak da Danıştay ZTSGŞ’nin zarar hesabına ilişkin hükümleri hakkında iptal kararı vermiştir. Aşağıda Danıştay’ın kararını kısaca değerlendireceğiz. Bunu yaparken, Danıştay kararı Anayasa Mahkemesi’nce daha önce verilen karardan geniş ölçüde esinlenmiş olduğu için, Anayasa Mahkemesi’nin benimsediği gerekçelere de kısaca temas edeceğiz.
AYM VE DANIŞTAY’IN KARARLARI
Anayasa Mahkemesi’nin 14/02/2023 tarih ve 32104 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 29/12/2022 tarihli ve E: 2021/82, K: 2022/167 sayılı kararında şu gerekçeler yer almaktadır:
“… Motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin değer kaybı, destekten yoksun kalma ve/veya sürekli sakatlık zararına uğraması halinde işletenin ve kazadan dolayı olası sorumlu diğer kişilerin tazminat borçlarının kapsamı 6098 sayılı Kanun’a (Türk Borçlar Kanunu) göre belirlenmektedir.
Uğranılan zararın gerçek tutarının ne olduğu anılan Kanun kapsamında açılan davalara ilişkin yargı kararlarıyla şekillenmiştir.
İşletenin tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sözleşme yapılmış olan sigorta şirketinin tazminat borcunun kapsamı ise dava konusu kurallara göre belirlenmektedir.
Başka bir ifadeyle haksız fiil niteliğindeki trafik kazasından doğan söz konusu zararların tazmininden dolayı sorumlu olan kişilerin tazminat sorumluluklarının hesaplanması farklı kurallara tabi kılınmaktadır.
Bu da zarar görenin gerçek zararının karşılanmaması riskini ortaya çıkarmaktadır. Bu çerçevede işleten ve olası diğer sorumluların 6098 sayılı Kanun’a göre hesaplanan tazminat borçlarının kapsamı ile sigorta şirketinin dava konusu kurallara göre hesaplanan tazminat borcunun kapsamı farklılaşabilecektir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre hesaplanan değer kaybı, destekten yoksun kalma ve sürekli sakatlık tazminatlarının dava konusu kurallara göre hesaplanan değer kaybı, destekten yoksun kalma ve sürekli sakatlık tazminatlarından yüksek bir miktara tekabül etmesi hâlinde üçüncü kişinin zararının, bu zararı teminat altına alması için öngörülmüş olan zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında karşılanamaması söz konusu olabilecektir. Bu durumun zarar gören kişi aleyhine sonuç doğuracağı ve karayolu zorunlu trafik sigortasının öngörülmesinin temelinde yatan mağdurun gerçek zararının karşılanması amacıyla bağdaşmayacağı açıktır.”
Danıştay 8. Dairesi de ZTSGŞ’ndaki tazminat hesaplamalarına ilişkin hükümlerin iptali talebiyle açılan davada Anayasa Mahkemesi’nin kararına yollamada bulunmuş ve
“Kanuni dayanağı ortadan kalkmış Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nda değişiklik yapılmasına ilişkin ….. dava konusu düzenlemelerin iptali gerekmektedir”
sonucuna varmıştır.
GEREKÇELERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda (özetle) belirttiğimiz (Danıştay tarafından da kabul edilen) gerekçeleri hakkında şunlar söylenebilir:
- Ülkemizde yargı tarafından hüküm altına alınacak tazminat tutarlarının nasıl hesaplanacağına ilişkin temel kuralların Türk Borçlar Kanunu’ndaki düzenlemeye tabi olacağı kuşkusuzdur.
- Trafik kazasından doğan zararlara ilişkin tazminat hesaplamalarının da bu “genel” nitelikli kurallara aykırı düşmemesi gerekir.
- Mesela TBK m.49 fk.1 “zararın giderileceğini” belirtmektedir. Türkiye’de (Amerika Birleşik Devletleri’nde olduğu gibi) zararı aşan (cezalandırıcı) tazminatlara hükmedilemez.
- TBK m.55 fk.1 cümle 1, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların TBK hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağını öngörmektedir. Fakat TBK’nda destekten yoksun kalma zararının nasıl belirleneceği hakkında özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Bedensel zararın kuruşlandırılması da yasada düzenlenmiş değildir.
- Öte yandan, TBK m.55 fk.1 cümle 2 anlamlı görünmemektedir. Bu cümleye göre “rücu edilemeyen SGK ödemeleri” ile “ifa amacını taşımayan ödemeler” zarar hesabında dikkate alınmayacaktır. Rücu edilemeyen SGK ödemeleri zarar karşılığı yapılan ödeme niteliğini taşımamaktadır. Zarar karşılığı olmadığından zaten bunlar tazminat hesabından düşülmeyecektir. “İfa amacını taşımayan ödeme” deyiminin de hangi anlama geldiği belirsizdir. Bir ödeme ifa amacıyla (bir borcun yerine getirilmesi için) yapılmıyorsa bağış niteliğindedir. Bağışın ise (zarar verici olaydan kaynaklanan ve tazminat tutarından düşülmesi gereken bir mali avantaj sayılarak) “denkleştirmeye” tabi tutulmaması da normaldir. Zarar görene (mesela trafik kazasında sakat kalan kişiye) bu zarardan kaynaklanan olumsuz etkileri azaltmak için bir başkası bağışta bulunursa, bunun zarar görenin sorumluluğunu (tazminat yükünü) azaltmaması makuldür. Zarar karşılığı olmayan bazı ödemeler ise ifa amacıyla gerçekleştirilir. Mesela sigortacının hayat sigortası kapsamında kazada ölenin (aynı zamanda onun desteğinden yoksun kalmış olan) mirasçılarına veya kaza sigortası kapsamında doğrudan kazazedeye yaptığı ödemeler sigorta sözleşmesinden doğan borcun “ifası” niteliğindedir. Ancak bu ödemelerin de zarardan sorumlu kişiye yüklenen tazminat borcundan indirilmemesi (onun sorumluluğunu tamamen veya kısmen sona erdirmemesi) lazım gelir.
- TBK m.55 fk.1 cümle 3 ise “hesaplanan tazminatın miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesiyle artırılamayacağını ve eksiltilemeyeceğini” öngörmüştür. Yukarıda vurguladığımız gibi, hesaplanan zarar tutarına karşılık gelen tazminatın artırılması (zarardan fazlasına hükmedilmesi) esasen konu dışıdır. Tazminatın azaltılması ise TBK m.51 fk.1 ve TBK m.52 çerçevesinde hâkimin takdirinde olan bir husustur. Meselâ hâkim TBK m.52 fk.2 uyarınca hafif kusuruyla zarara neden olan sorumlu kişinin tazminat ödediği takdirde yoksulluğa düşecek olması halinde tazminatı indirebilecektir. Bu indirimin tazminat miktarı göz önünde tutularak yapılacağı açıktır. Ancak TBK m.55 fk1 cümle 3, destekten yoksun kalma tazminatları ile bedensel zarar tazminatları bakımından hâkimin bu indirim yapma imkânını ortadan kaldırmıştır.
ZTSGŞ’nin iptale konu olan hükümleri, yukarıda sayılan yasa kurallarına aykırı herhangi bir hesaplama içermemektedir.
Anayasa Mahkemesi, KTK’daki (tazminat hesaplamasının ZTS Genel Şartları çerçevesinde yapılacağına ilişkin) hüküm hakkında iptal kararı verirken KTK’da TBK kurallarına açıkça ters düşen bir hüküm olduğuna değil; yalnızca (özetle) şuna dayanmıştır:
“Trafik kazasında uğranılan zararın gerçek tutarının nasıl hesaplanacağı Türk Borçlar Kanunu kapsamında açılan davalara ilişkin yargı kararlarıyla şekillenmiştir. Oysa sigorta şirketinin tazminat borcu sigorta genel şartlarına göre belirlenmektedir. Bunun sonucunda araç işleteninin sorumluluğu ile sigortacının sorumluluğu farklı olabilecektir. Bu da zarar görenin gerçek zararına eşit tazminat alamaması rizikosunu ortaya çıkaracaktır. Eğer sigortacı daha az tazminat ödeyecek olur ise, bu sonuç ZTS’nın öngörülmesindeki amaçla (zarar görenlerin gerçek zararlarının karşılanması amacı) bağdaşmayacaktır.”
Böylece, ZTSGŞ’ndaki hesaplama kuralları öncesinde mahkemelerce hüküm altına alınan tazminatların gerçek zarara karşılık geldiği, eğer ZTSGŞ uyarınca belirlenen (sigortacının ödeyeceği) tazminat tutarları gerçek zararlardan daha düşük olur ise zarar görenlerin mağdur edilmiş olacağı (bu gibi bir tehlikenin mevcut olduğu) ve bunu önlemek gerektiği düşüncesi benimsenerek KTK hükmü hakkında iptal kararı verilmiştir.
Kanımızca bu iptal kararının dayandığı mantık hatalıdır.
Bir kere, zarardan sorumlu kişinin tazminat ödeme yükümlülüğü ile sigortacının tazminat sorumluluğu aynı olmak zorunda değildir. Uygulamada baştan beri de aynı olmamıştır. Bunun en canlı kanıtları İMM (isteğe bağlı sorumluluk teminatı) ile sigorta teminatı dışında kalan hallerdir. ZTS zararı yalnızca belirli bir tutara kadar karşılamakta, bunu aşan tutardan işleten tek başına sorumlu olmaktadır. İşleten, eğer arzu ederse isteğe bağlı ek sigorta teminatı (İMM teminatı) alabilmektedir. Bundan başka, işletenin sorumlu olduğu bütün zararlar sigorta koruması altında bulunmamaktadır. Birçok hal sigorta teminatının dışındadır. Bu hallerde de işleten tek başına sorumlu olacaktır. Görüldüğü gibi, zarardan sorumlu kişi ile sigortacının sorumluluğunun aynı genişlikte olması gerektiği yolundaki düşünce (ve buna dayandırılan gerekçe) yerinde değildir.
İkincisi, ZTSGŞ’nda benimsenmiş olan hesaplama kurallarının “yanlış” olduğu veya “olabileceği” kanıtlanmaya muhtaç bir husustur. Danıştay tarafından iptal edilen ZTSGŞ Ek-1, Ek-2 ve Ek-3’teki zarar hesaplama yöntemleri bildiğimiz kadarıyla (hatta kamu otoritesinin de bilgisi dahilinde) çok titiz ve uzun çalışmalar ve tartışmalar, görüşmeler ile belirlenmiştir. Mahkemelerin ve Yargıtay’ın hesaplama yöntemi konusunda uzmanlığı olmadığı ve olamayacağı ise açıktır. Yargı bazı formüllerin doğruluğunu bilirkişilerin raporları doğrultusunda kabul etmiştir. Bu raporların bilimsel değerinin olup olmadığı hususunu bilim insanlarına sormak gerekir.
Bir makine hasarı söz konusu olduğunda bunun tutarının nasıl hesaplanacağına yargı tarafından karar verilmesi nasıl doğru değilse, destekten yoksun kalma zararı, sakatlık zararı ve değer kaybının nasıl hesaplanması gerektiği hususunda yargı kararlarının belirleyici olacağını kabul etmek de aynı şekilde doğru değildir. Yargı bu konuda bilimi izlemekle ve bilimin ne dediğine göre karar vermekle yükümlü olmalıdır. Bilimin ne dediği ise bilim kurumları ve orada görev yapan uzmanlardan öğrenilecektir.
BUNDAN SONRA NE YAPILMASI GEREK?
Şu anda eskiye dönülmüştür. Destekten yoksun kalma, sakatlık ve değer kaybı tazminatlarının hesaplanması konusunda acilen yasa çıkarılmalıdır. Aksi halde sorun çözümlenmemiş olarak kalacaktır. Yasa çıkarmak zahmetli olabilir. Fakat ülkemizde trafik zararlarının nasıl tazmin edileceği önem taşıyan ve geniş kitleleri ilgilendiren bir konu olduğundan bunu önemsemek ve gereken yasal altyapıyı (bilim temelinde ve gecikmeden) oluşturmak lazımdır. Özellikle belirtelim ki TBK hükümleri bu saydığımız tazminatların nasıl hesaplanması gerektiği konusunda hiçbir ayrıntı içermemektedir. Genel nitelikli bir yasal düzenleme ile bunların hesabında dikkate alınması gereken ilke ve formülleri öngörmek gerektiği düşüncesindeyiz. Kaldı ki bu yalnızca trafik kazalarını ve ZTS poliçesi düzenleyen sigortacıları ilgilendiren bir sorun değildir. İş kazaları başta olmak üzere, başkalarının ölümüne veya bedensel zarara uğramasına yol açılan bütün hallerde tazminatın nasıl hesaplanacağı sorunu karşımıza çıkmaktadır.
