T Hesabı
SONBAHARIN ortasındayız, kış gelmek üzere. Ben de istatistiklere göre sonbaharımdayım, kışa çok zaman var gibi hissetsem de…
Hayata neo-klasik yaklaşım düşüncemden epistemolojik bir kopuşu temsil eden heteredoks bakış açımı ve giderek ön plana çıkan davranışsal ve nöro tepkilerimi paylaşayım bu mevsimsel farkındalık ile…
Yaşam zor. Hep zordu, her devirde, her coğrafyada, her toplumda. Fakat mikro düzeyde en büyük zorluğu yaratanlar insanlar. Çoğu zaman da en yakınınızdakiler, en sık gördükleriniz, karşılaştıklarınız, en çok bir arada olduklarınız.
Hata insana mahsustur. Fakat sürekli hata yapan, üstelik de bunu aynı konuda yapan insanları çıkaracağım süreçlerden ve hayatımdan; ya da tek kelime vır vır etmeden o süreçleri de üzerime alacağım.
İletişim iki taraflı bir eylem, ileten ve iletilen. İletilen kişi olduğum durumlarda nasıl dönüş yapıyorsam ileten kişi olduğum süreçlerde de aynı nitelik ve hızda dönüş bekliyorum artık. Buna uyulmadığını, gösterdiğim özen ve saygıya denk bir dönüş olmadığını/ olmayacağını anladığım anda o kişi/kurum ile iletişimi keseceğim kesinlikle.
“Hayır” demeyi daha çok deneyeceğim, kırılacak, bozulacak, yanlış anlayacak diye anlamsız ve gereksiz incelikler dönüp beni yoruyor ve kafamı dolduruyor. Gerektiği her yerde ve her durumda “Hayır” bundan sonra.
Ortada bir sorun var ve nedenini anlamak, bir daha olmasının önüne geçmek yerine suçlu arayan, ya da kendi suçsuzluğunu önceleyen insanlar ile ilişkimi keseceğim kesinlikle.
Bir sorunu ya da olumsuzluğu kişisel algılayan, kendi başına gelen bir felaketmiş gibi değerlendiren; şanssızlık, kader kurbanlığı bunalımlarına giren insanları da uzaklaştıracağım hayatımdan.
Toplaşıp bir yere gidildiğinde esas amacın bir arada olmak, hep birlikte keyifli ve kaliteli zaman geçirmek olduğu gerçeğini unutup kendi farklı önceliklerini empoze etmeye çalışan, o topluluğun uyum ve huzurunu bozan insanlara da yer yok bundan sonra, ya amaca uyarlar ya gelmezler ya da bensiz olur o gidişler.
Haftalık ajandamda bir sürü “X uğrayacak”, “Y’ye uğra”, “Z ile yemek” notları var, telefon görüşmelerinde seslendirilen niyetlerin belirsiz bir zamana ertelenmiş halleri. Ama yer tutuyor gündemimde, haftadan haftaya taşıyorum sürekli o notları. Uğrayacaksan/ uğrayacaksam ya da yemek yiyeceksek zamanını ve yerini şimdiden belirleyelim, ya da boş yere ajanda yeri işgal etmeyelim.
Bir kurumu, bir durumu, bir takımı, bir akımı, vs. tek taraflı, sabit fikirle, at gözlüğü ile savunan, ileri sürüp ilgili ilgisiz her gündemle bağdaştırmaya çalışanlara da sağır ve dilsiz olacağım, birlikte olduğumuz ortamlarda görmezden geleceğim ve yok sayacağım kendilerini o saplantıları sürdüğü müddetçe.
Gücü, mevkiyi, varlığı olur olmaz her fırsatta göstermekten hoşlanan, bunları ön plana alan kişileri de görmezden gelip gerekirse yok sayacağım benzer şekilde.
Alınganlık çok yıpratan bir duygu. Bu duyguyu yaşayacağımı hissettiğim anda karşımdaki kişiyle açık açık paylaşacağım neden öyle hissettiğimi, karşımdakinin de aynı şekilde davranmasını isteyerek.
“T Hesap” üniversitenin ilk aylarında öğrendiğim bir kavram. Bir tarafta borçlar, bir tarafta alacaklar aslında. Ama o T’ye birbirinin zıttı, karşılığı olan her şeyi yerleştirebilirsiniz. Verdiğin değer/ gördüğün değer, harcadığın emek/harcanan emek, gösterdiğin hoşgörü/gördüğün hoşgörü, başkalarını önemsemen/senin ne kadar önemsendiğin…
Bu yaşıma kadar ilişkilerde hesap adamı olmadım, bundan sonra da olamam. Ama bundan sonra bu tip hesapları yapıp, çoğu seferinde alacaklı olduğumu görsem de düşüncelere dalmayacağım. Çözüm alacaklı olmaya devam edip kafaya takmamak belki de. Kafaya takmayınca da gereksiz konularda alacaklı olmanın önüne de geçeceğim sanki.
Yılbaşlarında alınır böyle kararlar ama son dönemde üst üste öyle şeyler yaşadım ki daha da beklememe gerek yok.
Görüşmek üzere,
