Suistimal

Suistimal kelime kökeni bakımından Arapçadır. Suistimal kelimesi, yanına etmek fiilini alır. Bu sayede bir deyim haline gelmiştir. Her iki şekilde kullanımı da yaygındır. Suistimal Türk Dil Kurumu’na göre görevi kötüye kullanmak demektir. Sadece görev değil herhangi bir yetkiyi ya da otoriteyi etik olmayan amaçlar için kullanmaktır. Bu bakımdan kullanımı olumsuz bir anlam da içermektedir. Son günlerde bu konu biraz fazla gündeme geldi, yazılı halde etrafta türlü suç isnatları yapılıyor. Bu yüzden hepimize bir hatırlatma olsun istedim.

1940’lı yıllarda Amerikalı bir suç bilimci ve sosyolog olan Donald R. Cressey doktora tezi için araştırma yaparken, dolandırıcılık faaliyetlerinin nedenlerini açıklamayı amaçlayan çığır açan bir teori geliştirmiştir. Cressey, fonları zimmetine geçiren 200 mahkûmu analiz ederek, bu suçlara dahil olmalarına yol açan bir davranış modeli belirledi. “Suistimal veya Dolandırıcılık Üçgeni” olarak adlandırdığı bu teoriyi, baskı, fırsat ve rasyonelleşme olmak üzere 3 temel unsura bağladı.

Suistimal Üçgeni Teorisi
Suistimal Üçgeni Teorisi, bireylerin finansal suçlara nasıl karıştıklarını anlamak amacıyla bu davranışlara katkıda bulunan psikolojik ve çevresel faktörlere ışık tutar. Bu teoriye göre suistimal davranışının temelinde 3 ana unsur bulunmaktadır.

  1. Baskı: Teorinin ilk unsuru olan “baskı”, bireyleri suistimal eylemlere yönelten itici sebep veya motivasyonu ifade eder. Finansal zorluklar, kişisel borç, bağımlılık veya para gerektiren acil durumlar bireyler üzerinde büyük bir baskı yaratarak, bu sorunlara bir çözüm ararken dolandırıcılık eylemlerine yönelmelerine neden olabilir.
    Özellikle finansal krizin çığ gibi büyüdüğü şu dönemde çalışanların geçim kaygıları onları geri dönülmez suç yöntem ve alternatifleri ile para kazanma yöntemlerine yönlendirmiş durumdadır. Bu gerçek suçun aklanması veya suçu hafifletici bir sebep asla olamaz ancak yöneticilerin bu dönemlerde kontrol mekanizmalarını güçlendirmeleri adına önemli bir gösterge olmalıdır.
  2. Fırsat: Suistimal Üçgeni teorisinin ikinci unsuru, yolsuzluğa olanak tanıyan uygun koşulların varlığına odaklanır. Zayıf iç kontrol, yetersiz denetim, görev ayrımının olmaması bireylere sistemin içindeki boşluklardan yararlanma ve dolandırıcılık eylemlerinin tespit edilmeden gerçekleştirilebilme fırsatını sunar.
    Operasyonu yüksek, para sirkülasyonunun yoğun olduğu iş birimlerinde bu fırsat zemini var ise, diğer şartlarla birleşen ortam suistimalin yapılabilmesine büyük olanak sağlamaktadır. Hayatında zimmetine para geçirmemiş bir kişinin zimmetine büyük bir para teslim ettiğinizdeki davranışına bakmak lazım gelir.
  3. Rasyonelleşme: Teorinin üçüncü ve son unsuru, bireylerin yolsuzluk eylemlerini haklı çıkarma sürecini içerir. Bireyler, yaptıklarının haklı veya kabul edilebilir olduğuna kendilerini ikna ederler. Bu gerekçelendirme, “Bu parayı hak ediyorum” veya “Herkes yapıyor, ben neden yapmayayım?” gibi düşünceleri içerebilir. Diğer meslektaşlarının suistimali aleni bir şekilde herkes tarafından biliniyor ve hatta cezalandırılmayıp , kabul görüyor ise, bunu gören birey, kendinde de bu hakkı meşrulaştırma yanılgısına çok kolaylıkla düşebilir.

Yolsuzluğun potansiyel finansal zararları göz önünde bulundurulduğunda, şirketlerin bu tür faaliyetleri tespit etmek ve önlemek adına güçlü mekanizmaları hayata geçirmeleri ve eğitime, tecrübeye, deneyime büyük özen göstermeleri ve vitrin ile uğraşırken dükkanının içini boş bırakmamaları gerektiği de zaruri olarak ortaya çıkmaktadır. Yolsuzluk olan bir ortamda itibarı ne kadar cilalayıp parlatsak yine de fayda etmez. Her sektör mesleğine leke süren bu tarz davranış sahibi kişileri derhal sistemden men etmelidir, resmi olarak hukuki yollara başvurulmalıdır ve iş sonuna kadar takip edilmelidir. Hiçbir suç cezasız kalmamalıdır.

Yorum yazın