Sözleşme öncesi bilgilendirmede değişiklik ihtiyacı

 Sözleşme öncesi bilgilendirmede değişiklik ihtiyacı

Aydınlatma (sözleşme öncesi bilgilendirme) yükümlülüğü sigortacılıkta en çok tartışılan konulardan biri. Her ne kadar Türk Ticaret Kanunu aydınlatma yükümlülüğü maddelerinde sigorta yaptırana sadece 14 günlük itiraz hakkı verilse de, sigortalıyı yanlış bilgilendirmenin irade bozukluğuna neden olması nedeniyle Borçlar Kanunu’nda itiraz süresi 365 gün olarak görülüyor. Duraksamalara son vermek için yasal kurallarda değişiklik ihtiyacı bulunuyor.

“Sigortacının sözleşme öncesi sigorta ettiren adayını bilgilendirme yükümlülüğü” tüketicilerin korunması düşüncesinin sigorta hukukundaki temel yansımalarından biridir. Ancak tüketici mevzuatından farklı olarak sigorta mevzuatı yalnızca tüketiciler hakkında değil, sigorta yaptıran herkes hakkında düzenleme getirmektedir. Bu yönüyle sigorta mevzuatı tüketici mevzuatından daha geniş bir uygulama alanına sahiptir.

Sigortacının sigorta yaptırmak isteyen sigorta ettiren adayını bilgilendirme yükümlülüğü Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1423’te (her nedense “aydınlatma” deyimi kullanılarak) aşağıdaki gibi düzenlemiştir:
b) Aydınlatma yükümlülüğü MADDE 1423- (1) Sigortacı ve acentesi, sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce, gerekli inceleme süresi de tanınmak şartıyla kurulacak sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerini sigorta ettirene yazılı olarak bildirir. (…..)
(2) Aydınlatma açıklamasının verilmemesi hâlinde, sigorta ettiren, sözleşmenin yapılmasına ondört gün içinde itiraz etmemişse, sözleşme poliçede yazılı şartlarla yapılmış olur. Aydınlatma açıklamasının verildiğinin ispatı sigortacıya aittir.
(3) Hazine Müsteşarlığı, çeşitli ülkelerin ve özellikle Avrupa Birliğinin düzenlemelerini dikkate alarak, tüketiciyi aydınlatma açıklamasının şeklini ve içeriğini belirler.

Bu yasal düzenleme fazla ayrıntı içermemektedir. Ayrıntılar kısaca “Bilgilendirme Yönetmeliği” olarak bilinen “Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik”te yer almaktadır.

Yönetmelik uyarınca (m.5, 7, 8 ve 9)

– Bilgilendirme sigorta ettirene ve sigorta sözleşmesine taraf olmak isteyen kişilere yapılacaktır.

– .. Bilgilendirmenin yazılı olarak yapılması esastır. Bilgilendirmenin yazılı yapılması halinde “bilgilendirme metni” iki nüsha olarak düzenlenecek ve sigorta ettirene imza karşılığı verilecektir. Sigortacı bir nüshayı saklayacaktır.

– Tarafların fiziki olarak karşı karşıya gelmelerinin söz konusu olmadığı hallerde (veya işin niteliği öyle gerektirmekteyse) bilgilendirme kalıcı veri saklayıcısı aracılığıyla da yapılabilir.

“Kalıcı veri saklayıcısı” bilginin kaydedilmesini, değiştirilmeden kopyalanmasını sağlayan ve bilgiye ulaşmaya olanak veren SMS, e-posta, Internet, disk, CD, DVD, hafıza kartı gibi araç ve ortamları ve Sigorta Bilgi Merkezi veya e-Devlet üzerinden kurulacak yapıları ifade etmektedir. Kalıcı veri saklayıcısı ile bilgilendirme halinde sigortacı bilgilendirme metnini kayıt altına almakla yükümlüdür.

– Bilgilendirmenin “çağrı merkezi” üzerinden veya “telefon” aracılığıyla yapılması da mümkündür. Ancak görüşmenin kayıt altına alınmış olması şarttır.

– Sigortacı, sigorta ettirene teknik konulardan yardımcı olmak, yapılacak sigorta işleminin özellikleri, sigorta teminatı ve sigortanın işleyişi hakkında her türlü bilgiyi sağlamak ve onu yanıltıcı davranışlardan kaçınmak zorundadır.

– Sigortacı bilgilendirme yaptığını kanıtlama yükü altındadır.

– Bilgilendirme asgari olarak şunları kapsayacaktır: Sigortacı ile acenteye ilişkin unvan ve iletişim bilgileri, akdedilecek sözleşmeye ilişkin genel uyarılar, verilen teminatlar, teminat dışında kalan hususlar ve ek anlaşma ile teminata dahil ettirilebilecek hususlar, özel hükümler ve klozlar, tazminata ilişkin genel bilgiler ile tazminat ödeme kurallarını, şikâyet ve bilgi talepleri ile tahkim üyeliğine ilişkin bilgiler, kamu otoritesi tarafından talep edilecek diğer bilgi ve belgeler.

-Sigorta sözleşmesinin kurulması sırasında bilgilendirme yükümlülüğü gereği gibi yerine getirilmemiş ve bu durum sigorta ettirenin kararına etkili olmuş ise sigorta ettiren sigorta sözleşmesini feshedebileceği gibi, varsa uğradığı zararın tazminini de talep edebilir.

TTK ile Bilgilendirme Yönetmeliği arasında önemli farklar vardır. Şöyle ki:

– TTK, bilgilendirme yükümlülüğü kapsamında “kurulacak sözleşmeye ilişkin tüm bilgilerin” aktarılması gerektiğini hükme bağlarken Bilgilendirme Yönetmeliği sınırlı (asgari) bir kapsamla yetinmiştir.

Kanımızca sigortacı yasada tanımlanan “tüm bilgileri aktarma” yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılabilmek için (yapılacak sigorta sözleşmesine ilişkin bulunan) sigorta genel ve özel şartlarını sigorta ettiren adayına vermiş olmalıdır.

– TTK bilgilendirmenin “yazılı” yapılmasını şart koşmuş olmakla birlikte, Yönetmelik bazı hallerde) sözlü olarak ve kalıcı veri saklayıcısı aracılığıyla bilgilendirme yapılmasına izin vermektedir.

– Fikrimizce TTK 1423(3)’te ilgili kamu otoritesine “bilgilendirmenin şekil ve içeriğini” (Avrupa Birliği düzenlemelerini dikkate alarak) belirleme yetkisi tanınmış olması aynı maddenin ilk fıkrasıyla “çok açık çelişki” içindedir. TTK 1423(1) şekil konusunda “yazılı olarak bilgilendirme yapılmasını” ve içerik konusunda da “yapılacak sözleşmeyle ilgili tüm bilgilerin (kısaca her hususun) bildirilmesini” zorunlu kılarak açık bir düzenleme getirmiştir. İlk fıkradaki yasal zorunluluğun üçüncü fıkrada kamu otoritesinin takdirine bağlı olarak gevşetilebilmesi tutarlı görünmemektedir.

– TTK, bilgilendirme yükümlülüğüne aykırı davranan sigortacının tazminat ödemekle yükümlü olacağı konusunda hüküm içermediği halde, Yönetmelik sigorta ettirenin tazminat isteyebileceğini açıkça belirtmiştir:

TTK yalnızca, bilgilendirme yapılmaması durumunda sigorta ettirenin 14 gün içinde sözleşmenin kurulmasına itiraz edebileceğini öngörmektedir. Yönetmelik ise (bilgilendirme yapılmamasının kararını etkilemiş bulunması olasılığında) sigorta ettirenin sözleşmeyi feshedebileceğini hükme bağlamıştır. Kanımızca tazminat yükümlülüğünün (hukuksal sorumluluğun) Bilgilendirme Yönetmeliği’nde öngörülmesi geçersizdir. Yönetmelik sorumluluk hakkında (kurucu) düzenleme getiremez. Bu gibi bir düzenleme ancak kanun ile (yasama organı eliyle) yapılabilir. Ancak bu noktada belirtmemiz gerekir ki, bilgilendirme yükümlülüğünün ihlâli halinde sigortacının (bu ihlalin yol açtığı zararlardan) sorumluluğu yasal temele sahiptir.

1- Uygulamada ortaya çıkan bazı önemli sorunlar ve bunların mevcut düzenleme uyarınca nasıl çözümlenmesi gerektiği

TTK 1423(2) ikili bir ayrım içermekte ve sigorta ettirenin bilgilendirme yapılmaması halinde sözleşmenin yapılmasına 14 gün içinde itiraz edebileceğini; eğer etmezse sözleşmenin poliçede yazılı olan koşullarla yapılmış sayılacağını hükme bağlamaktadır. Yasanın bu elma ile armudu toplama anlamına gelen düzenlemesi uygulamada ve öğretide birçok duraksamaya, farklı yorumlara neden olmuştur.

a) Sigorta ettirenin (TTK’daki deyimle) “sözleşmenin yapılmasına ondört gün içinde itiraz etmesi”

TTK “bilgilendirme yapılmaması” halinde sigorta ettirenin 14 gün içinde sözleşmenin yapılmasına itiraz edebileceğini öngörmekte ise de, bu itiraz hakkı yalnızca bilgilendirmenin “hiç” yapılmaması halinde değil, eksik veya yanlış bilgilendirme halinde de mevcut sayılmalıdır. Sigorta ettiren itiraz hakkını kullandığı takdirde hangi sonucun meydana geleceği ve itiraz süresinin ne zaman işlemeye başlayacağı kanunda belirtilmemiştir. Bu hususta farklı yorumlar yapılabilir. Ancak, uygulamada sigorta ettirenler tarafından itiraz hakkının kullanıldığına hemen hemen hiç rastlanmamaktadır. Dolayısıyla yargının “itirazın sonucunun ne olacağına ilişkin” yerleşmiş bir içtihadı da saptanmamaktadır. Bu nedenle uygulamada kendine hiç yer bulmamış olan “sözleşmenin yapılmasına itiraz etme” olasılığı üzerinde fazla durmayacak ve yalnızca şunları belirteceğiz:

– İtiraz anına kadar sigorta sözleşmesinin geçerli olacağı, ancak itiraz hakkı kullanılınca geriye etkili olarak son bulacağı kabul edilmelidir. (itiraz bozucu şartına bağlı geçersizlik)

– İtiraz sözleşmenin bütününe yönelik olmak zorunda sayılmamalı; bir veya birkaç hükme itiraz da mümkün görülmelidir. (Ancak sigortacı itiraz edilen hükümlerin çıkarılmasını veya sigorta ettirenin istediği şekilde değiştirilmesini kabul etmezse (karşı itiraz) ne olacağı da değerlendirilmelidir).

– Bilgilendirmenin “hiç” yapılmadığı hallerde, sigorta ettirenin buna rağmen sigorta sözleşmesini kurmaya razı olması, kural olarak itiraz hakkından vaz geçme” şeklinde değerlendirilmemelidir.

– İtiraz süresinin en geç poliçenin verilmesi anında başlaması uygun olabilir.

– İtiraz anına kadar meydana gelen zararlar sigortacının sorumluluğunda sayılmalıdır.

b) Sigorta ettirenin sözleşmenin yapılmasına süresi içinde itiraz etmemesi

Ezici çoğunlukla (belki de istisnasız her zaman) söz konusu olan durum sigorta ettirenin bilgilendirme yükümlülüğü ihlâl edilmiş olmasına rağmen, yasada öngörülen süre içinde sözleşmenin yapılmasına herhangi bir itirazda bulunmamasıdır.

TTK 1423(2) “14 gün içinde sigorta ettiren tarafından sözleşmenin yapılmasına itiraz edilmezse, sigorta sözleşmesinin poliçede yazılı koşullarla yapılmış sayılacağı” hükmünü içermektedir. Günümüzde tartışma en fazla bu sonucun bilgilendirme yapılmaması olasılığında meydana gelecek yegâne sonuç olup olmadığı (özellikle, sigorta ettirenin süresi içinde itirazda bulunmaması halinde sigortacı tarafından bilgilendirmenin gereği gibi yapılmamış olmasından kaynaklanan zararların tazminini isteme hakkının ortadan kalkmış olup olmayacağı) konusunda ortaya çıkmıştır.

Yargı bu konuda değişik kararlar vermiştir. Fakat son zamanlarda daha ağırlıklı olarak yerleştiği anlaşılan içtihat sigorta ettirenin itiraz olanağını kullanmamış olması olasılığında tazminat isteme hakkını yitireceği yönündedir.

Bu çözümün temelinde şu düşünce yatmaktadır: Sigorta ettiren, bilgilendirme yapılmaması halinde 14 gün içinde itiraz etmediği zaman sigorta sözleşmesi TTK 1423(2) uyarınca “poliçede yazılı olan şartlarla yapılmış olacağına” (daha doğrusu “yapılmış sayılacağına”) göre, sigorta ettiren sözleşmenin kurulması sonrasında kendisine ulaştırılan poliçeyi incelemeli ve varsa itirazlarını bildirmelidir. Bunu yapmazsa, bilgilendirme yükümlülüğüne aykırılık “düzelmiş” olur. Poliçeyi okumayan ve itiraz etmeyen sigorta ettirenin “ihmalinin sonuçlarına katlanması” gerekir. TTK 1423 çerçevesinde, bilgilendirme yükümlülüğünün ihlali durumunda meydana gelecek sonuca ilişkin güncel düşüncelerimiz aşağıda sunulmuştur:

– Sigorta poliçesi sigorta sözleşmesinin yapıldığını ve koşullarını kanıtlamaya yöneliktir.

– TTK 1424(1) uyarınca sigorta poliçesi sözleşme yapıldıktan sonra sigortacı tarafından düzenlenir ve 24 saat içinde sigorta ettirene verilir.

– Kanımızca sigorta ettirenin kendisine ulaştırtılan poliçeyi incelememesi (ve itiraz etmemesi) sigortacının bilgilendirme yükümlülüğüne aykırı davranmasına bağlı sonuçları kural olarak ortadan kaldırmaz (aykırılığı düzeltici etki yaratmaz).

– Sigorta ettirenin ispat aracı olan poliçeyi inceleme gibi bir yükümlülüğü yoktur.

– Tersine sigortacının bir taraftan tam ve doğru bilgilendirme yapmış olma, diğer taraftan da poliçeyi tarafların kurduğu sözleşmeye uygun şekilde düzenleyip verme yükümlülüğü söz konusudur. Nitekim TTK 1425(2) sigortacının yapılan anlaşmadan farklı içerikte poliçe düzenlemesini yasaklamakta ve bu gibi bir durumda anlaşmadan “geçersiz” olacağını öngörmektedir.

– Sigortacı bilgilendirmeyi eksik veya yanlış yapmış ve sigorta ettiren, eksik veya yanlış bildirilen husus hakkında bilgi sahibi olsa idi hiç yapmayacak veya farklı içerikte yapacak olduğu bir sözleşmeye razı olmuşsa, irade bozukluğu söz konusudur. Borçlar hukuku öğretisi bilgilendirme (aydınlatma) yükümlülüğüne aykırı davranılarak kasten eksik veya yanlış bilgi verilmesi halini “aldatma” (TBK m. 36) kapsamında değerlendirmektedir.

– Sigorta ettirenin eksikliği (veya yanlışlığı) 14 gün içinde fark etmesi daha önce de altını çizdiğimiz gibi uzak bir olasılıktır. Nitekim uygulamada bu gibi bir durum ile çok ender olarak karşılaşılır. (Sigorta ettiren çoğu halde yanıltıldığını -rizikonun yanıltılmış olduğu hususla bağlantılı biçimde gerçekleşmesi üzerine- anlayacaktır). Buna rağmen sigorta ettirenin (sigortacının sorumlu olduğu) irade bozukluğunun süresi içinde itiraz etmemiş olması sebebiyle hiçbir sonuca yol açmayacağını ve bundan sigortacının yarar sağlayacağını kabul etmek uygun bir çözüm değildir.

– Türk Borçlar Kanunu’nun irade bozukluğu hakkındaki düzenlemesi uyarınca sigorta ettiren yanıltıldığını öğrendiği andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirme hakkına sahiptir (TBK m.39). Kaldı ki, yanıltılma (aldatılma) halinde uğradığı zararı isteme olanağı da saklıdır. TTK 1423(2)’nin TBK’ndaki 365 günlük (bir yıllık) süreyi (sigorta ettirenin yanıltıldığını henüz anlamamış olduğu haller de dahil olmak üzere) 14 güne indirmiş sayılması ise doğru bir düzenleme olarak nitelenemez.

– Bilgilendirmenin gereği gibi yapılmaması sebebiyle zarara uğramak ile sözleşmeyi (itiraz etmeyerek) belirli bir içerikte kurmuş sayılmak farklı şeylerdir. Ancak, şu hususu tartışmak gerekebilir: Acaba sigorta ettiren kendisine verilen poliçeyi inceleyerek farkına varabileceği bilgilendirme eksiklikleri (veya hataları) nedeniyle sözleşmenin yapılmasına itiraz olanağından yararlansa idi bilgilendirme yapılmamasının yol açtığı zarara uğramaktan tamamen veya kısmen kurtulabilir miydi? Bu soruya verilecek yanıt olumlu ise, acaba bu hal TBK m.52 fk.1 anlamında zararın doğmasında veya artmasında etkili olan bir davranış (karşı kusur) olarak nitelenebilir mi? Eğer nitelenebilirse, yargıç takdirine göre somut durumda sigortacıya yüklenebilecek tazminatı indirebilecek veya kaldırabilecektir.

– Yukarıda sigorta ettirenin poliçeyi incelemek gibi bir yükümlülüğünün olmadığını belirtmiş idik. Bu sebeple sigorta ettirenin hak yitirmesine en az yol açacak biçimde yorum yapmak doğru olacaktır. Bununla birlikte, tüketici olmayan ve uzak görüşlü (basiretli) davranmak yükümlülüğü altında bulunan sigorta ettirenler (tacirler) için sigortacının ödeyeceği tazminattan indirim gündeme gelebilir. Özellikle tüketici olmayanlar için bu kapıyı tamamen kapatmamak uygun görülebilir.

– Bilgilendirme yükümlülüğü kapsamındaki (sigorta ettirene eksik veya yanlış bildirilen) her husus zarara neden olmaz. Yalnızca sigorta ettirenin kararını etkileyebilecek nitelikteki bilgiler zarara yol açmaya elverişlidir.

Bunlar sigortacının kimliği, sigortacıya düşen edimin esaslı noktaları ve vergiler de dahil toplam prim gibi hususlardır. Sigorta ettirenin aldığı yanlış bilgi yüzünden gereksinimini karşılayacak bir sigortayı yaptırmaması ve bu nedenle rizikonun gerçekleşmesi üzerine sigorta teminatından yoksun kalması da tazmini gereken bir zarardır. Sigorta ettiren tarafından yurt dışından sigorta teminatı elde edilmesinin beklenebilir olmadığı durumlarda; bir rizikonun yurt içinde sigortalanması söz konusu olmamakta ise, bu rizikonun sigorta kapsamında olmadığı bilgisinin sözleşme öncesinde verilmemesi o riziko sebebiyle zarar gören sigorta ettirenin tazminat istemesine yeterli neden oluşturmaz. Buna karşılık, bir teminatın yurt dışı sigorta pazarından elde edilmesinin hukuka uygun bulunduğu hallerde sonuç farklı olabilecektir.

– Sigorta ettirenden farklı bir kimsenin çıkarını koruyan “başkası lehine sigorta” söz konusu olduğunda, acaba sigorta ettirene yapılan bilgilendirmenin tam ve/veya doğru yapılmamış olması yüzünden zarar gören bir sigortalı tazminat isteyebilir mi? Kanımızca bu soruya olumlu yanıt verilebilir.

NE YAPILMALI?

Bugün yürürlükte olan kurallar çerçevesinde kanımızca uygulamanın yukarıda açıklamaya çalıştığımız sonuçları hasıl edecek şekilde (bu doğrultuda yorumlar benimsenerek) yerleştirilmesi ve sürdürülmesi doğru olacaktır. Ancak her maddesi ayrı bir sorun yumağı olan TTK bu şekliyle yürürlükte kaldığı sürece, farklı (kanımızca hatalı) anlayış ve uygulamalarla karşılaşılması olasılığı çok güçlüdür. Nitekim yargı itiraz süresi geçtikten sonra artık sigortacıdan tazminat istenemeyeceğini kabul eden kararlara imza atmıştır. Duraksamalara son vermek üzere yasal kurallarda değişiklik şarttır.

Bunun hangi temeller üzerine yapılandırılacağına gelince: Önce, ülkemizde (bankalar dışındaki) acenteler tarafından uygulanmadığı (kâğıt üzerinde kalmış olduğu) görülen bilgilendirme zorunluluğunun tamamen farklı bir anlayışla toptan kaldırılması veya kapsamının çok daraltılmasının mı daha uygun bir çözüm oluşturacağı; yoksa mevcut yükümlülüğün “sigortacı tarafından sigorta ettirenin gereksinimleri saptanarak ona tavsiyede ve uyarıda bulunmayı da kapsayacak biçimde genişletilmesinin” mi tercih edilmesi gerektiği konusunda karar verilmelidir. Gelecek yazımızda, bu hususlar üzerinde duracak ve alternatifli önerilerde bulunacağız.

İlginizi Çekebilir