Sigortalının her bilinçli eylemi zarara yönelik olmasa da teminatı ortadan kaldırabilir
“Sigortalının bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği bütün eylemler, amaç bu eylemden doğan zararı meydana getirmek olmasa dahi, sigortacının ödeme yükümlülüğünden kurtulmasına yol açabilecektir.“
Türk Ticaret Kanunu (TTK) rizikonun kasten gerçekleştirilmesi konusunu iki ayrı hükümde (“Genel Hükümler” kısmındaki TTK 1429 ve “Zarar Sigortaları” bölümündeki sorumluluk sigortalarına ilişkin TTK 1477’de) düzenlemiştir. Bu hükümler aşağıdaki gibidir: cc)
Rizikonun gerçekleşmesinde kusur
MADDE 1429- (1) Sigortacı, aksine sözleşme yoksa, sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların hukuken fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin ile yükümlüdür. Sigorta ettiren, sigortalı ve tazminat ödenmesini sağlamak amacıyla bunların hukuken fiillerinden sorumlu oldukları kişiler, rizikonun gerçekleşmesine kasten sebep oldukları takdirde, sigortacı tazminat borcundan kurtulur ve aldığı primleri geri vermez.
(2) 1495, 1503 ve 1504’üncü maddenin ikinci fıkrası hükmü saklıdır. 5. Kasten neden olma
MADDE 1477- (1) Sigortacı, sigortalının, sorumluluk konusu olayı kasten gerçekleştirmesinden doğan zararlardan sorumlu olmaz.
TTK 1429 sigorta ettiren, sigortalı ve bunların (sigorta tazminatının ödenmesini sağlamak amacıyla hareket eden) eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kastının;
TTK 1477 ise sigortalının kastının sigortacının sorumluluğunu kaldıracağını öngörmüştür. Öte yandan
TTK 1429(1) cümle 2 “rizikonun gerçekleşmesine kasten sebep olunması”
TTK 1477 ise “sorumluluk konusu olayın kasten gerçekleştirilmesi” ifadelerini içermektedir. Sigorta hukukundaki kast kavramı, borçlar hukukunda tanımlandığı gibidir. Kısaca sonucun bilerek ve isteyerek meydana getirilmesi anlamına gelmektedir. Sigorta hukukunda kast halinde sigortacının sorumlu olmaması kuralı “sübjektif istisna” (sigortalıdan kaynaklanan teminat dışı hal) olarak değerlendirilmektedir. Aşağıda kastın mal sigortalarında ve sorumluluk sigortalarında ne şekilde anlaşılıp uygulanacağına ilişkin açıklamalarda bulunacağız. Sigorta hukukumuz “kast” ve “kast dışındaki haller” arasında ayrım yapmış olduğundan “ağır ihmal” ile kast arasında kalan “olası kast” (dolus eventualis) ve “bilinçli ihmal” (culpa lata cum scientia) hallerinde sigortacının teminat sağlamakla yükümlü olup olmadığını belirlememiz de uygulama açısından önemlidir.
SİGORTACININ KAST HALİNİ ÖNE SÜRMESİ
Sigortacının kast savunmasının kabul görmesi için aşağıda sayılan olguların gerçekleşmiş ve bunların her biri bakımından kastın varlığının saptanmış olması lazımdır:
• Rizikonun gerçekleşmesi ve buna sigortalının veya (sigorta tazminatının ödenmesini sağlamak amacıyla) eylemlerinden sorumlu olduğu bir kimsenin neden olmuş bulunması
• Sigorta sözleşmesinin gerektirdiği güvenlik standartların sağlanmaması Aslında gerçekleşmiş olmayan bir rizikonun sigortalı tarafından gerçekleşmiş gibi takdim edilmesi TTK 1429’un dışındadır. Bu halde meydana gelen bir rizikodan değil yalnızca sigortalının bu yoldaki bir iddiasından söz edilebilir. Buna karşılık sigortalının kötü niyetle kasten yangın çıkarması TTK 1429 kapsamındadır. Rizikonun gerçekleşmiş olup olmadığı her sigorta sözleşmesi bakımından ayrıca özel olarak (o sigorta sözleşmesinin bunu nasıl tanımlamış olduğu göz önünde tutularak) değerlendirilir. Genel bir anlatışla riziko, sigortacının edimini ifa etmesi gereğini ortaya çıkaran olaydır. Rizikonun sigortalı tarafından gerçekleştirilmiş olması onun rizikoya eylemi (mesela evini ateşe vermesi) veya ihmali (mesela mumu söndürmeden dışarı çıkması) nedeniyle neden olmasını ifade eder. Sigortalının ihmali ile rizikoya kasten yol açmış sayılmasından bir zarar tehlikesi mevcut olduğu ve bunu önleme olanağı bulunduğu halde hareketsiz kalarak rizikoyla sonuçlanan sürecin gelişmesine (başvurulabilecek uygun önlemlere -tıpkı sigortalı olmayan birinden beklenecek şekilde- başvurmayıp) engel olmadığı zaman söz edilir. Tehdit etmekte olan bir zarar tehlikesinin varlığına ek olarak, rizikonun hareketsiz kalınarak kasten gerçekleştirilmiş sayılması için sigortalının bunu önleme olanağına sahip bulunması da lazımdır. Bu da rizikoyla sonuçlanan süreçten haberi olmasına bağlıdır. Sigortalının bu süreçten ağır ihmali sonucunda bilgi edinmemiş olmasının ise kasta ilişkin yasa hükümlerinin uygulanmasına yeterli görülüp görülmeyeceği tartışmaya açıktır. Sigorta konusu malı tehdit eden bir tehlikenin mevcut olmadığı, yalnızca soyut olarak rizikonun gerçekleşmesi olasılığının bulunduğu hallerde sigortalı hareketsiz kalmışsa, kasta ilişkin yasa hükümleri uygulanmaz (ancak bu son halde rizikoyu önlemeye yönelik sözleşmesel görevlere veya rizikoyu ağırlaştırmama görevine aykırılık söz konusu olabilecektir). Zarar tehdidi yaratan bir tehlikenin var olduğu hallerde sigortalının hangi davranışları sergilemesi gerektiği somut sigorta sözleşmesi dikkate alınarak belirlenecektir. Almanya’da yargı bu hususta (sınırları çok da kesin olmayan) “güvenlik standartları” kavramına başvurmaktadır. Buna göre sigortalı rizikonun meydana gelmemesi bakımından sigorta ilişkisinin gerektirdiği ölçüde güvenli davranmış olmadığı takdirde sigortacı (diğer koşulların da var olması kaydıyla) kast savunmasını öne sürebilecektir. Ancak güvenlik standartları konusunda kesin bir kıstas benimsenmemekte ve her sigorta türü bakımından ayrı değerlendirme yapılması gerektiği kabul edilmektedir. Hırsızlık sigortasındaki standartlar ile yangın sigortasındaki standartların farklı olması doğaldır. Gereken standartların sağlanmış olup olmadığı değerlendirilirken sigortası olmayan bir kimsenin nasıl davranmış olacağını esas almak da uygun bir çözüm olabilir. Öte yandan, yasa uyarınca alınması şart olan veya sözleşmesel görev (TTK 1449) olarak sigortalıya yüklenen güvenlik önlemlerine uyulmuş bulunması, gereken güvenlik standartlarının her halde sağlanmış olduğunu göstermeyebilir.
KAST- OLASI KAST – BİLİNÇLİ İHMAL
Yukarıda da belirtmiş olduğumuz gibi kast meydana gelen sonuca bilerek ve isteyerek yol açılmasıdır. Burada sonucun bilinmesi bakımından sigortalının “kesin bilgi” sahibi olması aranmamakta; sonucun meydana gelmesini mümkün görmüş olması yeterli görülmektedir. Sonucun istenmesi bakımından ise değişik halleri ayrı ayrı değerlendirmek lazımdır: Sigortalının kötü niyetle sigorta tazminatını tahsil etmek üzere rizikoyu gerçekleştirmiş olması olasılığında sonucu istemiş olduğu kuşkusuzdur. Almanya’da ve ülkemizde sigorta hukuku öğretisi olası kastın da sigortacının sorumluluktan kurtulması için yeterli olduğunu kabul etmektedir. Buna karşılık bilinçli ihmal halinde sigortacının edim yükümlülüğünün devam edeceği öngörülmektedir. Olası kast sigortalının rizikonun meydana gelebileceğinin bilincinde olmasına rağmen, bunu umursamayarak eylemini sürdürmesi halinde söz konusu olur. Bilinçli ihmalde de durum benzerdir. Aradaki fark ise bilinçli ihmalde sigortalının rizikonun meydana gelmeyeceği olasılığına üstünlük tanımasıdır. Sigortalıda hukuka (özellikle sigorta sözleşmesine) aykırı davranma bilincinin mevcut olması kast hükümlerinin uygulanması için acaba gerekli midir? Borçlar hukuku alanında kastın varlığı, hukukun yasakladığı bir davranışta bulunma bilinciyle hareket edilmiş olması halinde kabul edilmektedir. Bu husus dikkate alındığında, aslında hukukun yasakladığı bir davranışı, böyle bir yasağın var olmadığı inancıyla gerçekleştirmiş (yanılgı içinde) olan bir kişi, kasıtlı hareket etmiş sayılmamaktadır. Sigorta hukukunda ise konu tartışmalı görünmektedir.
MAL SİGORTALARI SORUMLULUK SİGORTALARI
TTK 1429 “rizikonun” TTK 1477 ise “sorumluluk konusu olayın” kasten gerçekleştirilmesini aramaktadır. TTK 1401 rizikoyu “kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlike” olarak tanımlamıştır. Buna göre zarar sigortalarında riziko sigortacı tarafından karşılanması gereken zararı meydana getiren sebep anlamına gelmektedir. Sorumluluk sigortasına ilişkin TTK 1473 ise bu sigortaya konu olan sorumluluğu “sigortalının sözleşmede öngörülen ve zarar daha sonra doğsa dahi, sigorta süresi içinde gerçekleşen bir olaydan kaynaklanan sorumluluğu” biçiminde tanımlamıştır. Dolayısıyla buradaki olay sözcüğü “sigortalının sorumluluğuna yol açan hukuka aykırı davranışını” (zararın nedenini) ifade etmektedir. Şu halde, yasa hükümlerinin sözü dikkate alınırsa, hem TTK 1429’un hem de TTK 1477’nin (ilki sigortalının uğradığı; ikincisi de sigortalının sorumlu olduğu) zarara yol açan olayı esas aldığı ve olayın kasten gerçekleştirilmesi halinde sigortacının sorumlu olmayacağını öngördüğü düşünülebilir. Bu düşünce benimsenirse kastın zarar bakımından da söz konusu olması gerekli görülmeyecektir. Ancak kanımızca kast hem davranışa hem de bundan doğacak (sigortacıya aktarılması söz konusu olan zarara) ilişkin bulunmalı diğer bir anlatışla zarar verme kastı da aranmalı ve zarara yönelik kast mevcut olmadığında sigortacının ödeme yapması gerekeceği kabul edilmelidir. Aksi durumda sigortalının bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği bütün eylemler, amaç bu eylemden doğan zararı meydana getirmek olmasa dahi, sigortacının ödeme yükümlülüğünden kurtulmasına yol açabilecektir. Almanya’da sorumluluk sigortalarında rizikonun kasten meydana getirilmesine ilişkin bulunan VVG §103 açıkça “sigorta ettirenin üçüncü kişinin uğradığı zarara hukuka aykırı şekilde ve kasten neden olması halinde sigortacının edim yükümlülüğünden kurtulacağını” hükme bağlamıştır. Böylece kastın zarara yönelik olması gerektiği yasada öngörülmüştür. TTK 1477’de kastın olaya ilişkin olacağı anlamına gelen bir düzenlemeye yer verilmiş olması kanımızca hatalıdır. Kast zarara (da) ilişkin bulunmalıdır.
ZORUNLU SORUMLULUK SİGORTALARINDA KAST
Sorumluluk sigortaları isteğe bağlı ve zorunlu sorumluluk sigortaları olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Kast halinde sigortacının sorumlu olmayacağını öngören TTK 1477’nin isteğe bağlı sorumluluk sigortalarında uygulama alanı bulacağı kuşkusuzdur. Buna karşılık zorunlu sorumluluk sigortalarında, zarar gören üçüncü kişileri koruma amacına üstünlük tanınarak farklı bir çözüm benimsenmesin daha uygun olup olmayacağı tartışmalıdır. “Zarar görenle ilişkide ifa yükümlülüğü” başlığını taşıyan TTK 1484 “sigortalıya karşı ifa borcundan tamamen veya kısmen kurtulmuş olsa dahi, sigortacının zarar görene karşı zorunlu sigorta tutarına kadar sorumlu olacağını” hükme bağlamaktadır. Bir görüş TTK 1484’ün kasta ilişkin TTK 1477’yi devre dışı bırakması gerektiği yönündedir. Bir diğer görüş ise zarar görenleri korumaya yönelik TTK 1484’ün uygulanabilmesi için ilkönce sigorta kapsamında bir ifa borcunun doğması gerektiğini, TTK 1477’de bir (sübjektif) istisna (teminat dışı hal) öngörüldüğünü, bu nedenle ifa borcu doğmadığını, bu nedenle sigortacının sorumlu olmayacağını kabul etmektedir. İsviçre Sigorta Sözleşmeleri Kanunu (LCA) sorunu açık bir yasa hükmüyle çözmüştür. LCA 59(3)’e göre zorunlu sorumluluk sigortalarında sigorta kapsamındaki olayın kast veya ağır kusurla gerçekleştirilmiş olduğu zarar görene karşı savunma olarak ileri sürülemez. Kanımızca İsviçre hukukunun benimsediği kural isabetlidir ve bizde de aynı çözümün geçerli olduğu kabul edilmelidir.
