Şiddet
Arapça bir kelime. “Sertlik, katılık, zorluk vs.” anlamlarına gelen “şidda(t)” kelimesinden dilimize geçmiş. Oysa bu kelimenin İngilizcesi olarak kullanılan “Violence” Latincedeki “Violentia” kelimesinden geliyor ve İngilizce’de rastlanan ilk kullanımı “yaralamak için fiziksel güç kullanmak” Yani dilimizdeki kullanım şekli ile Arapça kökünden çok İngilizcesine benziyor sanki.
Şiddet kelimesinin eşlikçileri cinayet, vahşet, katliam vs. gibi olgular da şiddetin sonuçları.
Okullarımızda son günlerde yaşanan olaylar tabii ki şiddet ama bence bunun çok üstünde bir toplumsal sorunun ve sıkıntının da göstergesi.
‘Bizim zamanımızda’ konusuna hiç girmeyeceğim çünkü kıyaslamanın zamanı değil.
Şimdi acilen düşünülmesi gereken “neden”leri nesnel ve cesurca belirleyip “nasıl”ları zaman geçirmeden uygulamaya başlamak.
Suç işlemek, hatta suç işlemeyi düşünmek birey için doğal bir durum ne yazık ki. Yine ne yazık ki ne yasalar, ne cezalar, ne ahlak, ne de aile veya çevresel etkenler suç oranlarını düşürmek konusunda başarılı değil.
Evet, diziler şiddet içeriyor, evet, sanal alemlerde suç odaklarına rast gelmek çok olası ama bunların hiçbiri 14 yaşında bir çocuğun çantasına 5 tabanca ve 7 şarjör koyup hedef gözetmeksizin yüzlerce mermiyi boşaltması için yeterli açıklama getirmiyor.
Benzer şekilde statlardaki holiganlık, ev içi şiddet, trafikte şiddet, akran zorbalığı v.b olgular da tekil nedenler sonucu değil.
Hepsi yıllar içinde artarak büyüyen, büyüdükçe yayılan, yayıldıkça da maalesef normalleşme emareleri gösteren sıkıntılar.
Şiddete başvuran kişinin gerçeği azalan seçenekler, artan yalnızlık ve dışlanmışlığı, bazen aşağılanma ve hor görülme, bazen de şiddetin doğal olduğunu söyleyen çevresi. Gitgide maddileşen bir dünyada bu konudaki farklılıklar ve yoksunluklar bireyleri en küçük yaşlarında bile etkiliyor ki okullar o etkilenmenin en kolay ortamlarından biri. Benzer şekilde yetişkinler de iş yerlerinde, gezindikleri / gittikleri yerlerde, dolaştıkları sosyal medya ortamlarında o etkilenmeden paylarını alıyorlar
Tuttuğu takım bir maç kaybedince her şeyin bittiğini düşünen taraftar, beklediği terfiyi alamayınca dünyası kararan beyaz yakalı, statü sembolü olarak gördüğü telefonu ya da otomobili alamayan işçi…
Şiddet anlık bir şey değil. Nedenleri var, gelişme süreci var, patlama anına kadar görülebilecek emareleri var. Evet, önlemek de her şekilde mümkün.
Kimseyi dışlamamak, yalnızlaştırmamak lazım. Şahit olduğumuz dert ve yakınmaları sadece dinlemek değil, anladığını ve paylaştığını hissettirmek lazım. Bu dünyada çözülmeyecek hiçbir şeyin olmadığını, her gecenin bir sabahı olduğunu bıkmadan, usanmadan seslendirmek lazım. Konuşmak, paylaşmak ve anlamak bu işin ilacı çünkü çoğunlukla konuşmanın bittiği, kelimelerin tıkandığı yerde çıkıyor ortaya şiddet.
Geçmişini unutup geleceğini ön göremeyen bireylerin sayısı ne kadar azalırsa huzurlu, barışçıl ve yapıcı bir topluma dönüşmek mümkün
Ve en nihayetinde şiddete yol açan tüm dış etkenlerin ivedilikle tespit edilip kontrol altına alınması, azaltılması için ne pahasına olursa olsun mücadele etmek lazım. Görüşmek üzere.
