Mutluluk ilişkileri yönetimi

FİLOZOF ve felsefe hocası Prof. Dr. İonna Kuçuradi’nin 12 Şubat 2021 tarihli Cumhuriyet’e yayımlanan röportajında “Yaşanan / duyulan bir şeydir mutluluk. Bu böyle ise bu olumsuzluklar içinde de ‘mutlu’ olunabilir” şeklinde bir ifadesi var.
Ne kadar da yaptığımız işe dokunan bir ifade. Sunduğumuz hizmet tamamen olumsuzluklar odaklı. Tabii olumsuzluk olmasın ama olacaksa da biz o günler için varız değil mi? Dolayısı ile, Sn. Kuçuradi’nin ifadesinden hareketle, müşteri ile ilk temas anından hasar ödeme sürecinin tamamlanması ve/veya poliçe yenileme anına kadar yaptığımız şey aslında mutluluk ilişkileri yönetimi, hatta sadece mutluluk yönetimi.
Pazarlama, Satış, Ürün Yönetimi, Risk Analizi ve Yönetimi, Hasar Yönetimi, bakım ve iyileştirme süreçleri vs… Hepsi normal giden bir yaşamda veya olumsuzlukların yaşandığı anlarda dahi müşterinin mutlu olması odaklı ve amaçlı süreçler aslında. Sanıyorum mesleği icra eden yeni kuşakların en birincil hedefi de bu olmalı.

Anımsama Tepesi

İngilizcesi “Reminiscence Bump” ve psikolojide otobiyografik hafıza konusu içinde kullanılırmış bu terim. Durham Üniversitesi’nden Kelly Jakubowski’nin 11 Şubat 2021 tarihinde “The Conversation” web sitesinde yayımlanan makalesinde neden gençlik yıllarımızdaki müziğe takıntılı olduğumuz sorgulanıyor ve ben de Queen sevgimin nedenini keşfetmiş oluyorum. Efendim Jakubowski ve birkaç meslektaşının yaptığı araştırmaya göre çoğumuz ergenlik dönemimizdeki ve o dönemde yaşadığımız mutlu olaylar ile paralellik kurduğumuz müzik eserleri konusunda yaşam boyu sürecek bir birliktelik oluşturuyormuşuz. Kalabalık bir denek grubu ile yapılan araştırmaya göre bireylerin çoğunluğunun en sevdiği müzik eserleri 10 ile 30 yaş arasındaki dinledikleri oluyormuş ve en belirgin yaş da 14 yaşmış. Hoş benim Queen’ci olmam Bohemian Rhapsody ile olmuştu ve sene 1975-1976 idi. Ama 14 yaşında olduğum 1978’de de We Will Rock You ile sallamışlardı dünya müzik listelerini.

Pamuk Eller

12 Şubat 2021 tarihli Oksijen gazetesinde yayımlanan bir habere göre kendi ülkeleri dışında çalışan kişilerin ülkelerindeki yakınlarına veya banka hesaplarına yolladıkları paranın miktarı 2019 yılı itibarıyla 714 milyar dolar. Kaynak da Göçmen Politikaları Enstitüsü. Habere göre bu rakam dünyadaki toplam yabancı sermaye yatırımlarından yüksek ve hemen hemen Türkiye’nin milli gelirine eşit. Habere göre sadece 9 milyon Filipinlinin ülkelerine yılda gönderdiği para 30 milyar dolar. Bu da neredeyse Türkiye’nin yıllık turizm geliri.
Öte yandan Avrupa’da yaklaşık 4 milyon göçmen işçisi bulunan Türkiye’nin bu başlık altındaki gelir kalemi sadece 1,5 milyar dolar. Haberde bu rakamın geçmişte daha yüksek olduğu ama üçüncü kuşağa ulaşan göçmenlerin artık yatırımlarını bulundukları ülkelerde yapmayı yeğlediği söyleniyor.
Hani döviz gereksinimi filan… Yorumsuz aktarıyorum haberi.

Yok Böyle Bir Yer

Thomas Moore ünlü Ütopya eserinde insanların sahip oldukları ile birbirinden ayrılmadığı, tüm kaynakların herkesçe eşit kullanıldığı, kimsenin aç ve açıkta olmadığı, düşünce ve vicdan özgürlüğünün sonsuz kullanıldığı bir ülke tarif eder.
Günümüzde böyle bir ülkenin olamayacağını anlamak için çok fazla bilmeye, araştırmaya filan gerek yok. Kaldı ki en eşit olunması gereken şu aşı konusunda bile dağıtımın ne kadar adaletsiz yapıldığını, kimi ülkelerin nüfusunun birkaç katı aşı alabilirken kimilerinin tek bir aşıya bile ulaşamadığını üzülerek gördük.
Eski Yunan’da ‘Eu” ön eki iyi bir hali tanımlamak için kullanılıyor. ‘Ou’ ön eki ise olmayan, yok gibi bir anlam katıyor sonrasındaki kelimeye.
Bizim Ütopya’nın orjinali Outopia. Topia yer anlamında bir kelime. Outopia da olmayan yer, yok öyle bir yer anlamına geliyor.
Kısacası dostlar, eğer aranızda sonsuz eşitlik ve özgürlük arayışında olanlarınız varsa bilin ki yok aslında böyle bir yer ve bulamayacaksınız.
Bu defa da böyle potpori yapayım dedim.
Görüşmek üzere,