Değişim rüzgârı 2
ZAMAN hızla geçiyor.
“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” demiş bir düşünür. Hızla geçen zamanın beraberinde getirdiği değişime ayak uydurmak mümkün mü?
Geçsin günler, haftalar, aylar, mevsimler, yıllar
Zaman sanki bir rüzgâr ve bir su gibi aksın
Sen gözlerimde bir renk kulaklarımda bir ses
Ve içimde bir nefes olarak kalacaksın
diyerek; hiç olmazsa sevgilisini değişmeyen bir renk, bir ses ve bir nefes olarak içinde saklamak isteyen Behiç Koryürek’in güftesini, Erol Sayan yine böyle notaya çevirmiş ve ortaya ölümsüz bir eser çıkmış. Şiirlere, bestelere konu edildiğine göre galiba sevgiliye duyulan aşk dışında her şey değişiyor.
Bu değişime ayak uydurmak benim yaşımdakiler için çok da kolay olmuyor. Hepimiz farklı nesillerin çocuklarıyız. Tabii, ‘çocuk’ derken, kendimi de bu kapsam içine sokarak ironi yaptığımı belirtmeme gerek yok. Sosyologlar, yaptıkları araştırmalar sonunda, yirminci yüzyıldan itibaren dünyaya gelenleri X, Y, Z kuşakları olarak adlandırmışlar. Bu ayırım, 1965 yılından başlayıp günümüze kadar geçen dönemde doğanları temsil etmek üzere yapılmış. Peki, daha öncesi yok mu? Tabii ki var. Bu dönem; ‘Sessiz Kuşak’ ve ‘Baby Boomer-Bebek Patlaması Kuşağı’ olarak ikiye ayrılıyor.
1927-1945 döneminde doğanlara “Sessiz Kuşak” diyoruz. Toplumsal olaylara karşı sessiz kalmaları öğütlenen, bu yüzden de “Sessiz Kuşak” olarak adlandırılan bu nesil, en çok zorluklar yaşayan, cefakar, sebatkar ve sabırlı bir nesil. Dedelerimizden ve ninelerimizden oluşan bu nesil bizim Cumhuriyetimizin kuşağıdır. Maalesef, sayıları ve toplam nüfus içindeki oranları giderek azalıyor.
Bu neslin ortak özellikleri; uyumlu, kanaatkar ve otoriteye saygılı olmalarıdır. Mevcut düzeni değiştirmek veya karşı çıkmak yerine sessiz kalmayı tercih etmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı ve Büyük Buhran’ı görmüşlerdir. Savaş ve yokluk görmelerinden dolayı; başarı, güç, daha iyi bir gelecek gibi hırsları vardır. Diğer nesillere nazaran daha ciddi ve kadercidirler. Teknolojik gelişmelerin sanayi sektöründe yarattığı değişimlere ayak uydurmuşlardır. En genç yaşta ebeveyn olan kuşak, bu kuşaktır.
1946-1964 yılları arasında doğanlar ise ‘Baby Boomer’ yani ‘Bebek Patlaması Kuşağı’ olarak adlandırılıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünya nüfusundaki azalmayı kapatmak için olmalı, tüm dünyada bebek doğum oranlarında büyük bir patlama yaşandı. En az 3 olsun, 3 de yetmez 5 olsun kampanyasının ilk ürünü olan bu nesile “Bebek Patlaması Kuşağı” denmesinin sebebi de bu olmalı. Ben de bu kuşağın ürünüyüm. Bu nesil, gençler durumdan çok memnun olmasa da, hala hayatın birçok alanında söz sahibi durumda ve hala direniyor. Gittikçe yaşlandığımız için gençlerle aramızdaki çatışma da artıyor. Özelliklerimiz ise şöyle;
Teknolojinin çok yavaş yaygınlaştığı bir dönemde büyüdüğümüz için, teknolojiye uyum sağlayamıyoruz. Çalışmak için doğmuşuz, iş sadakatimiz yüksektir. Kampanyaya rağmen, bir önceki kuşağa göre doğum oranımız daha az. Önceki nesillere göre çok daha rahat ortamda büyüdüğümüz için, dünyayı değiştirme ve toplumsal gelişmelerde daha fazla söz hakkına sahip olmuşuz.
Bizden sonra gelen kuşak; X Kuşağı. Bu kuşak ve bundan sonra gelen kuşaklarla aramızda sıkı bir birbirimizi anlayamamak gibi ciddi bir sorun var. Galiba bu durumdan biz daha fazla sorumluyuz. Değişime bir türlü ayak uyduramıyoruz. Hala direniyoruz ama biliyoruz ki COVID-19’un en sevdiği kuşak biziz.
Sayfa bitti ama yazı bitmedi. Sonraki yazım yine bu kuşak farklılıkları ile ilgili olacak.
