Melisa Kokusu
10 gündür Yalıkavak’tayım ve birkaç gün daha buralardayım. Yıllardır kesintisiz en uzun tatilim olacak bu ve sizler bu yazıyı okuduğunuzda ne yazık ki bu tatil de geride kalmış olacak.
En son Kurban Bayramı’ndan birkaç hafta önce buralardaydım ve o dönemde buralara yaşanacak akını ve kalabalıkları düşünüp Eylül başına ertelemiştik bir sonraki gelişimizi.
Öyle de yaptık, iyi de yaptık, geldik, gördük ve işte izlenimler…
Yalıkavak, Bodrum Merkez, Gümüşlük, Gündoğan…Tüm esnaf dertli. Özellikle Batılı turist ve yabancı yatçıların gelmiyor olması çok vurmuş bu kesimi. Yerliler belki idare ettiriyor bir ölçüde ama hem fiyatlar, hem de alışveriş/ziyaret sıklığı önemli darbe vurmuş cirolara.
Maske, mesafe, hijyen konusu da karışık. Buralarda yaşayan, özellikle 40 yaş üstü kesim yüksek yüzdeyle riayet ediyor önlemlere. Fakat aynı özeni gençler ile günü birlikçilerde görmek zor. Sıcaktan ve kalabalıktan bunalan bir kısım insanın maskeyi çene altı aksesuarı veya bileklik olarak kullanıyor olması da cabası.
İşletmelerde, özellikle de restoran ve kafelerde görünür alanlarda uyarılar ve yeterli hijyen malzemesi mevcut. Hemen tüm işletmelerde müşteriler için maske de bulunuyor. Fakat aynı özeni masa düzeni ve masalara servis ekiplerinde görmek zor. Mevsim ve yöre itibarı ile neredeyse tüm işletmelerin açık havada olması bir derece rahatlatıcı belki ama yine de önlemler konusunda bariz bir boşlama ve önemsememe tavrı da var.
O yüksek sezon trafiği, tek bir yer bulunamayan otoparklar ve normalin 3-5 katı süren yolculuklar bitmiş çok şükür. Fakat yine de ana arterler ve belli bölgelerde hala geçici tıkanmalar var. Sanıyorum bu da birkaç yıl öncesine göre 3-5 kat artan yerleşik nüfusun sonucu.
Sezon sonu, sezon dışı gelmenin en iyi yanlarından biri de istediğin yere gidebiliyor olman, hatta çoğu yere rezervasyonsuz bile gidip iyi masalar bulma fırsatı. Bildiğimiz ve özlediğimiz yerlerin hepsine gitmeye çalıştık ve gittik de. Yüksek sezonda yer bulmanın çok
zor olduğu bu yerlerin en kalabalığında bile ancak yarı yarıya civarında idi doluluk. İşletme sahipleri için pek de olumlu olmayan bu durum bizim gibi geçiciler için mutluluk veren bir durum tabii. Koşuşturma ve gürültüsüz, zamana karşı her şeyi bir an önce tüketme çabasındaki kitlelerden uzak sakin ve huzurlu bir yemek keyifli bir tatilin olmazsa olmazı.
Ciddi bir su sorunu var buralarda. Aynı şekilde diğer altyapı konularında da sıkıntılar var. Sebep aynı, plansız ve çok hızlı artan yapılaşma, bunun sonucu artan nüfus, bir de üstüne pandemi nedeniyle tam zamanlı yaşamaya başlayanlar.
Tabii aynı sokak boyunca önce lağım, sonra kebap, ama en sonunda da insanı kendinden geçiren müthiş bir melisa kokusu. Kokulardaki çelişki başka başlıklar altında da var tabii ama her şeye rağmen iklimin uygunluğu, insanının düzgünlüğü ve onlarca yıldır perçinlenen bohem ve renkli yaşam algısı ile cazibesi artarak devam ediyor buraların. Öyle ki en yakınlarımdan bir kısmı kalıcı yerleştiler buraya. Önemli bir diğer kısmı senenin en az yarısını burada geçiriyorlar. Benim gibi bir grup da her fırsatta gelenler.
Biraz çocukluğumun Kadıköy’ü oldu Bodrum yarımadası. O Kadıköy’de evim, ailem, arkadaşlarımın çoğunluğu, okulum, spor yaptığım tesis, gittiğim sinema &tiyatro… hepsi vardı. Bodrum da gitgide böyle bir yer olmakta bazılarımız için.
Öte yandan yine de şehirde yaşamakta direniyorum ve benim için hala kısa bir kaçış ya da en kabası birkaç haftalık bir tatil beldesi burası. Bir gün tamamen gelir miyim buralara hala kestiremiyorum, gelirsem yapabilir miyim bilmiyorum da. Ama mesela şimdiden önümüzdeki yılbaşını buralarda geçirmek için eş-dostla görüşüyorum.
Akşam bir dostumuza yemeğe gidiyoruz ve dönüşte yine o müthiş melisa kokusu eşlik edecek bize eve girerken…
Düşününce zor geliyor insana bunları bırakıp gitmek ama bir sonraki gelişin coşkusu ve heyecanı için de dönmek gerek kesinlikle.
Görüşmek üzere,
