Kurumlar için ayakta kalma mücadelesi

Genellikle yazılardaki paragraf girişlerinde, “son yıllarda, günümüzde veya bugünlerde” diye yazarak başlarız…

Bu giriş bana her zaman, klasik, heyecan uyandırmayan, ezberci ve üretemeyen bir sözcük gibi gelir. Ancak, geçmişi tüm birikimleriyle anlatmak için bundan daha farklı bir sözcükte gelmez aklıma. Geride bıraktığımızı bugüne taşımak için kullanmak zorunda hissederim kendimi, her nedense…

Evet, son yıllarda kurumların çoğu, planladıkları hiçbir stratejiye bağlı kalarak çalışamadılar. Nedeni belli. Küresel olumsuzluklar ve karar vericilerin eylemleri.

Kurumların böylesine beklenmeyen etkiler karşısında hızlı ve esnek bir tutum alması o kadar da kolay olmamaktadır. Günümüz şartlarını da dikkate aldığımızda, bir kurumun hayatta kalması ve mücadelesini kesintisiz devam ettirmesi çok daha büyük kararlılık gerektirmektedir. Kurumun kendini korumasını etkileyen ve yaşamını devam ettirmesini gerektiren bazı faktörler ön plana çıkmaktadır.

Kurumsal bazda, ayakta kalabilmeyi (buna hayatta kalabilme de diyebiliriz) etkileyen ve en önemli faktör, o kurumun yaşı ve hacmidir. Verilen hizmet ölçeği, pazarın büyüklüğü, büyüme performansı, teknolojik yenilenmesi ve üretilen ürünün yaşam süresi bu faktörlerden bazılarıdır. Ama İnsan kaynağı da önemlidir diyeceksiniz ancak bu faktör biraz da yönetim şekliyle dikkate alındığı için, kurumların pazardaki yaşam mücadelesinde belirleyici bir faktör olarak değil, kendi düzeylerinde yönetim performansı olarak dikkate alınmaktadır. Kurumlar stratejik kararlarını ve eylem planlarını hazırlarken değişen dış ve iç çevre şartlarında kendilerine rekabetçi bir konum sağlayacak ve firmanın bulunduğu pazar içerisinde, başarılı olma potansiyelini artıracak dinamikleri dikkate alırlar. Bu, bir kurumun faaliyet gösterdiği endüstri içerisindeki pozisyonunu belirleyen bir etki yaratacaktır. Bununla birlikte, kurumların mevcut veya yeni kuruluş şeklinde üretime katılmış olması da önem kazanmaktadır. Yeni kurumların mevcut koşullara kendilerini hızla uyumlu hale getirebilmesi çok daha kolay görünmesine karşın, mevcut firmaların olumsuzlukları deneyimlemiş olmaları da önemli faktör olarak görünmektedir.

Kurumlar ayakta, dik durabilmeleri için kendilerini yenileme ve büyüme şartlarını da yerine getirmek zorunda kalırlar. Bu öncül şartın oluşması yönetim performansının nasıl olduğuyla ilgilidir. O halde, kurumların gelişiyor ve büyüyor olmaları, onların hayatta kalma performansının göstergesidir. Yaşam mücadelesi veren kurumların dönemsel olarak yaşadığı değişime yönelik süreçler, onları başlangıç düzeylerine göre ya durağan, ya küçülmüş, ya da büyümüş olarak tanımlama olanağı vermektedir. Bu durumda firmanın kendi pozisyonunu aynen koruması veya küçülmesi beklenmeyen bir durum olarak karşılanırken, firmanın büyümesi de istenilen bir durum olarak değerlendirilir. Kurumun büyümesi, yaşam mücadelesinin sağlıklı bir şekilde yürütüldüğünün bir göstergesi olarak değerlendirileceği için eylemlerin gerçekliğinin de bir belirtisi olacaktır.

Böylesine özet bir girişten sonra, vurgulamam gerekir ki, pandemi koşullarında kurumların yeniden değerleme ihtiyaçlarını gerçekleştirerek, hayatta kalma mücadelesini yönetmek ve kendini yeniden restore etmesi gerekebilir. Başka bir ifadeyle, kurumu bir mimari restorasyon projesi düzeninde sağlamlaştırma, temizleme bütünleme, yenileme ve yeniden yapma aşamalarından geçirilmesi gerekecektir.

Zaman içerisinde kurumlar, görünür verimlilik düzeylerinde kendi rekabet güçlerini öğrenme ve yola devam etme ya da nasıl devam edebilirimin yanıtını bulma durumunda kalacaklardır. Bu yanıtı bulurken aşağıdaki konuları dikkatlice gözden geçirmek ve değerlendirmek gerekebilir. Yaşam mücadelesi için ön plana çıkacak konuların başında;

Zaman boyutlu yapılanma,

Hedeflerin gerçekliliği,

Yönetim ve örgütsel süreçlerin değerlendirilmesi,

Kurum boyutunda müşteri ve tedarikçi ilişkileri,

Finansal ve teknolojik varlıkların sürdürülebilirliği,

Kaynak yaratma becerilerinin kazanılması, gelmektedir.