Kaynaklar kurumasın
BUGÜN şöyle bir mesaj geldi telefonuma.
“Sayın Abonemiz, mevsim normalleri üzerinde seyreden sıcaklıklarla birlikte, şehrimizde günlük ortalama su tüketiminde dikkate değer artış görülmektedir. An itibarıyla İstanbul’da baraj doluluk seviyesi %39,84’tür. Lütfen suyumuzu tasarrufla kullanarak geleceğimize hep birlikte sahip çıkalım. Desteğiniz için teşekkür ederiz. İSKİ.” Tarih 22 Temmuz 2023.
Muhakkak aynı mesaj İstanbul’da yaşayan milyonlarca aboneye gönderilmiştir. Durum vahim ama kim farkında, veya kimin umurunda.
Çok sıcak bir yaz geçiriyoruz. Ağustos ayının da çok sıcak geçeceği anlaşılıyor. Sıcaklıklardaki anormal artış, beraberinde susuzluk riskini getiriyor ve risk hızla artırıyor. Risk sadece İstanbul için söz konusu değil. Bütün ülke kavruluyor. Bu yazıyı yazarken, kulağım bir televizyon kanalında canlı olarak yayınlanmakta olan Eğirdir Gölü ile ilgili bir programda.
Eğirdir Gölü ülkemizin dördüncü büyük gölü. Maalesef bu gölde de mevcut su seviyesinin 2 metre 80 santim azaldığı ve kritik seviyeye sadece 27 santimlik bir marj kaldığı anlatılıyor. Göl, kuruma riskiyle karşı karşıya. Böyle bir durum doğarsa dünyanın en büyük gül üreticisi olan Isparta’nın gül bahçeleri sulanamayacak, mis kokulu elmalar, erik büyüklüğünde kirazlar, salkım salkım üzümler yetiştirirlemeyecek; en vahimi Isparta’lı içme suyu bulamayacak.
Programın adı ‘Eğirdir Gölü Kurumasın’. Tehdit altında olan sadece Eğirdir Gölü mü? Ülkemizim bütün kaynakları hızla kuruyor ve kurutuluyor. İnsan evladının kendi kendine ihaneti sonunda ortaya çıkan küresel ısınmadan hepimiz direkt veya endirekt olarak çeşitli derecelerde sorumluyuz. Öyle fazla şikayet etmeye hakkımız da yok. Etme, bulma dünyası bu…
İngilizlerin bir özdeyişi var: “God made the country, and man made the town.” Anlamı aşağı yukarı şöyle. “Allah doğayı, kırı, bayırı, çayırı yarattı, onun düzenini kurdu; insan evladı da onun içinde yaşanacak olan köyü, kasabayı, şehri inşa etti ve yaşamın kurallarını koydu.”
Görülüyor ki bu ikisi, özde ve sözde birbirilerinden tamamen farklı. Birincisi tamamen ilahi, ikincisi ise tam tersine maddeci ve sosyal bir anlam taşıyor. Bu açıdan bakıldığında tamamen dünyevi. Her iki kavram da, birbirilerinden tamamen bağımsız.
Yüce Allah kusursuz olarak tam bir denge içinde doğayı yaratıp bizlere cömert bir şekilde sunmuşken; bizler büyük bir aymazlıkla doğal düzenin bozulması konusunda hoyrat davranarak ihanet etmeye devam ettik.
Maddeci bakış açımız tamamen para kazanmaya dayalı. Para kazanalım derken, doğayı bitirdik. Üretimin temel kaynağı olan doğayı acımasızca yok ettik. Asıl dostumuz olan doğayı talan ettik.
Aşık Veysel’in konuyla ilgili eserinden alıntılar yaparak yazıyı sonlandıralım.
“Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sâdık yârim kara topraktır
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sâdık yârim kara topraktır
Âdem’den bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyva yedirdi
Her gün beni tepesinde götürdü
Benim sâdık yârim kara topraktır
Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sâdık yârim kara topraktır
Hakikat ararsan açık bir nokta
Allah kula yakın kul da Allah’a
Hakkın gizli hazinesi toprakta
Benim sâdık yârim kara topraktır”
Maalesef, doğanın temelini oluşturan toprağa, havaya, suya ve canlılara sahip çıkamadık. Dostumuz kim, düşmanımız kim bilemedik. O zaman çare yok, faturayı ödeyeceğiz…
İstanbul, 22 Temmuz 2023
