İyi Olan Kazansın

İyi Olan Kazansın

Bu yazıyı yazmaya başladığım tarih 13 Temmuz 2026 akşam saatleri ve yazı yarın 22:00’daki Fransa-İspanya maçından önce tamamlanıp dergiye gönderilmiş olacak. Diyorum ki bu Fransa Dünya Şampiyonu olacak. Çünkü en iyi takım onlar, en yaratıcı oyuncular onlarda. Turnuva başlarken mantığım Fransa veya İspanya derken Kolombiya ve Senegal’den de sürpriz başarılar bekliyordum ama sürpriz olmadı. TV’den ilk izlediğim Dünya Kupası 1974. Aslında 1970 Dünya Kupası maçlarını da kısmen izlemiştim. O yıllarda sinemalarda film başlamadan ya da film aralarında hem yerel hem uluslararası maçların bant yayınları olurdu, ama TV karşısına oturup izlediğim ilk Dünya Kupası 1974’te idi. Ve o turnuvada bir anda fanatik bir Hollanda taraftarı oldum. Cruyff, Haan, Rensenbrink, Krol, Neeskens, Rep, Suurbier, de Kerkhof kardeşler vs…Uzaydan gelmiş bir takım gibiydi o takım.

Sonraki Dünya Kupasında da Hollanda saflarında idim ama hem 1974 hem de 1978’de finale kadar çıkıp orada kaybetti o sıra dışı takım. 1982 finalini Bostancı’daki bir büfede seyretmiştim. O kupanın başından itibaren takımım Brezilya olmuştu ama o turnuvada bir şey yapamadı Brezilya. Aynı Brezilya ancak 1994’te şampiyon oldu ve sevindirdi beni. O şampiyonluktan sonra da bir takımım olmadı bir daha. İyi oynayan kazansın dedim; çoğunlukla zayıftan yana yer aldım; o 1974 ve 1978’deki Hollanda tadını ve heyecanını veren bir takım bekledim belki de. Tabii 2002’deki unutulmaz başarımıza değinmeden geçilmez. O turnuvanın şampiyonu olan Brezilya’ya tek golle yenilmesek belki de biz alacaktık o kupayı finalde.

Bu 50 küsur yıllık Dünya Kupası deneyimim boyunca çok şey değişti. En başta futbol değişti. Futbol artık sadece topla oynanan bir spor değil. Futbol bir sanayi. Futbol bir uluslararası ilişkiler ve politika ortamı. Futbol bir yayın sanatı ve propaganda gücü Ben ortaokulda iken bir sakız firması ülkelerin bayraklarının koleksiyonuna yönelik bir kampanya düzenlemişti. Aldığın her sakızdan bir ülke kartı çıkıyor, o kartta o ülkenin bayrağı, başkenti, nüfusu vb. bilgiler oluyordu. Bunun yanında o bayrakları yapıştıracağın bir boş kitap da veriliyordu. Tabii koleksiyonunu tamamlamak için sürekli sakız al, bazı nadir bulunan bayraklar için daha da çok sakız al vs. Bu uğurda ne kadar para harcamadım bilemiyorum ama benim diyen biri kadar bir ülke bilgim oluştu o sayede, bayrağı görür görmez ülkeyi doğru tahmin etme, başkentini anında söyleme filan. Bugün o kitaptaki ülke sayısından en az 50-60 tane fazla ülke var yeryüzünde. Bugün o kitaptaki ülkelerin bir kısmı bölünerek bir sürü farklı ülke haline geldi, bir kısmının adı değişti, bir kısmı ise yok oldu. 1990’lar öncesi kupalarda hep sürpriz yeni yıldızlar çıkardı sahneye çünkü o yıldızları aradaki 4 yılda takip edebileceğimiz bir medya, bir iletişim ortamı yoktu. O sayede de her turnuvada “bu sefer kim çıkacak bakalım?” heyecanı vardı. Oysa şimdi neredeyse tüm oyuncuları tanıyoruz.

Kupadaki oyuncuların büyük çoğunluğu maçlarını her hafta izleyebildiğimiz liglerin takımlarında oynuyor ve sürekli gözümüzün önündeler. Ve açık söylemeliyim ki 1990 öncesi aldığım tadı almıyorum Dünya Kupalarından. Endüstrileşen her şey gibi futbolun da bir ölçüde tat alma kriterleri değişti. Yazımın bitim tarihi 14.07.2026 ve saat sabah 11 küsur, hala akşamki maça 10 küsur saat var ve favorim aynı, bakalım ne olacak? Görüşmek üzere…

Yorum yazın