İstanbul yangınları ve tulumbacılar
DEĞERLİ meslektaşım Sema Bulutlu, geçen gün Sigortacı Gazetesi Instagram canlı yayınında yangın konusunda en iyi uzmanlardan biri olan Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç ile Büyük Londra yangını hakkında yaptıkları konuşmayı paylaştı. Ben konuşmayı izlerken aklıma bizim tarihimizdeki en büyük yangın olan Beyoğlu (Pera) Yangını geldi.
BÜYÜK Beyoğlu yangını olarak bilinen 1870 yılında meydana gelen yangın, Osmanlı İmparatorluğu’nda yangın güvenliği ve yangın sigortası için bir başlangıç olmuş, Beyoğlu bugünkü şeklini bu yangından sonra almıştır.
Beyoğlu ve civarında genelde ahşap kagir olan binalar 1870 yılında meydana gelen yangından sonra yeniden yapılanma sürecine girmiş, eskisine göre çok daha kaliteli taş ve döküm demir gibi iyi malzemeden daha sağlam binalar yapılmış, cepheleri oymalı ve heykelli bina tipleri Beyoğlu’nun hem ana caddesini hem ara sokaklarını süslemeye başlamıştır.
Düzenli itfaiye teşkilatı Beyoğlu yangınından sonra kurulmuştur. Osmanlı Devleti’nde sigortacılığın yaygınlaşması da Beyoğlu yangınından sonrasına rastlar. Osmanlı Devleti’nde yaygın olarak yabancı sigorta şirketlerinin faaliyete geçmelerinin başlangıcı 1870 Beyoğlu yangını olarak gösterilir. Beyoğlu yangını sonrasında, yabancı sigorta şirketleri, İstanbul’da şube açmış, kentin yangın riskini gösteren haritaların çizimine başlanmıştır.
Beyoğlu yangınından bir süre sonra 1872’de Bank Hanson adlı bir İngiliz Bankası’nın önderliğinde Sun, Northern ve North British adındaki üç İngiliz sigorta şirketi İstanbul’da faaliyete geçmiştir. Avrupa kapitalinin Osmanlı Devleti’ne yerleşmesini hızlandırmış, devletle ve halkla ilişkilerde aracılık eden ve ticari temsilcilikler alan Levanten ve azınlık nüfusu kalkınmıştır.
Konu sigorta olunca Müslüman bir toplumda bu işin ticaretini kolayca yapmak mümkün değildi. Öncelikle Müslüman ahali sigorta işine dinsel nedenler ile karşı olduğu gibi bu işin ticaretine de sıcak bakmazlardı. Hal böyle olunca yabancı sigorta kumpanyaları konuyu padişaha kadar iletirler ve kapitülasyonlar bağlamında çözüm istemişlerdir. Bu aşamada çözüm için zamanının şeyhülislamdan fetva alınmasında bulunur. Fetvada her ne kadar Müslüman ahaliye sigorta yapma özgürlüğü verilmemiş ise de öncelikle Padişah ve ailesi, yakınları ve ticaret yapan Müslüman ahali özellikle hayat sigortası yaptırmaktan geri kalmamıştır.
Padişahların sigorta poliçesi söz konusu olunca İstanbul’u, yangınları ve yangın söndürme teşkilatının ilk çekirdeği olan tulumbacıları en iyi bilen tarihçilerimizden Reşat Ekrem Koçu’yu anımsamamak mümkün değil. “İstanbul Tulumbacıları” kitabının 13’üncü sayfasında şöyle der üstat, “İtfaiye teşkilatı ve tulumbacıların olmadığı dönemde ateşe karşı bir manevi sigorta kuruldu. Güzelliğinin seyrine doyum olmaz ahşap binaların cephelerine en yüksek yere altın yaldızlı çerçeveler için ‘ya hafız’ ve ‘İsmi Celal’ levhaları konulurdu. O dönemde halkın inancına göre; “Padişah yangına gelir ise yangın sönerdi” denilirdi. Birçok yangına askerden ve milletten önce padişahların vardığı söylenir.
Büyük ahşap İstanbul iki buçuk asır boyunca yandı, yandı kül oldu ve fakat her büyük yangından sonra çabucak imar edildi. Yine yandı yine yapıldı ve halk ateş afetine o kadar alışmıştı ki, dilimize ‘Anadolu’nun salgını İstanbul’un yangını’ diye bir darbımesel girdi.
Yangınların yerini şimdi iklim değişikliklerine bağlı olarak doğal afetler aldı. Osmanlı döneminde inançları nedeni ile sigorta kavramına soğuk bakanlar şimdi de eğitim ve gelir düzeyindeki düşüklük ve dengesizlik nedenleri ile sigortaya soğuk bakıyor. Umarım bu kısır döngü “Z” kuşağı döneminde kırılır.

