İlki: Deprem sigortalarının düzenli olarak yapılması alışkanlık haline gelmeli
İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alper İlki, “Öncelik depremde yıkılma ve can kaybına neden olma riski yüksek olan binaları dönüştürmek olmakla birlikte, deprem sonrası normal hayata en kısa zamanda ve en problemsiz şekilde dönebilmek için, dünyada deprem riskinin en yüksek olduğu ülkelerden birinde yaşamanın getirdiği bir pratik olarak, zorunlu deprem sigortalarımızın düzenli olarak yapılmasını bir alışkanlık haline getirmeliyiz” dedi.
1999 Kocaeli ve Düzce depremlerinin ülkemizde önemli bir milat oluşturduğuna dikkat çeken İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alper İlki, “Bu milat sonrasında tüm toplum kesimlerinde deprem bilinci önemli oranda artmış, son 20 yılda başta İstanbul’da olmak üzere ülke çapında deprem kayıplarını azaltacak önemli adımlar atılmıştır. Bunlar arasında; yapı denetim sisteminde yapılmış olan iyileştirmeler, İstanbul’daki okul binalarının çok büyük bölümünün deprem etkilerine karşı güçlendirilmesi veya yenilenmesi, yüksek risk taşıyan önemli hastane binaları ile başta köprü ve viyadükler olmak üzere ulaşım altyapısının depreme dayanıklı duruma getirilmesi veya yenilenmesi, kentsel dönüşüm yasasının çıkarılmış olması, Deprem Yönetmeliğimizin 2007 ve 2018 yıllarında mevcut binaların güçlendirilmesini de içerecek şekilde yenilenmesi, depremler sonrasında hasar tespit işlemlerinin doğru ve hızlı yapılmasına yönelik yapılmış olan düzenlemeler ve eğitim faaliyetleri, DASK’ın kurulması ve zorunlu deprem sigortası sisteminin getirilmesi, tarihi eserlerimizin restorasyon çalışmaları sırasında deprem güvenliklerinin de ön planda ele alınması ve İstanbul’da yürütülmekte olan bölgesel ve bina bazlı deprem risk çalışmaları ilk anda akla gelen başarılı çabalardır” dedi.
‘DEPREM UNUTULMAMALI’
“Depremlerin olumsuz etkilerinin azaltılmasına yönelik faaliyetler zorlu, yüksek maliyet ve uzun süre gerektiren gayretler olup, önümüzde hala yapılması gereken çok şey bulunmaktadır” diyen İlki, deprem riskine karşı yapılması gerekenler hakkında şunları söyledi: “Dünyadaki tüm deprem ülkeleri için geçerli olan şu değerlendirme ülkemiz için de geçerlidir: Deprem etkilerini azaltmak üzere yapılan çalışmalar hiçbir zaman yeterli değildir, her zaman riski ve kayıpları azaltmaya yönelik yapılabilecek ilave çalışmalar söz konusudur. Vatandaşımıza düşen en önemli görev; deprem tehdidini unutmamak, alınacak önlemler ve verilecek doğru kararlarla depremlerde kayıpları azaltmanın mümkün olduğunu bilmek ve her zaman depreme dayanıklı yaşam ve çalışma alanları talep etmek olmalıdır. Unutulmaması gereken çok önemli bir nokta da en büyük deprem sonrasında bile yapılarımızın önemli bölümünün ayakta kalacağı, can kayıplarının depremden etkilenen bölgede yaşayan nüfusun oldukça küçük bir bölümü olacağı ve aslında çok büyük çoğunluk için hayatın bir şekilde devam edeceğinin bilinmesidir. Doğal olarak öncelik depremde yıkılma ve can kaybına neden olma riski yüksek olan binaları dönüştürmek olmakla birlikte, deprem sonrası normal hayata en kısa zamanda ve en problemsiz şekilde dönebilmek için, dünyada deprem riskinin en yüksek olduğu ülkelerden birinde yaşamanın getirdiği bir pratik olarak, zorunlu deprem sigortalarımızın düzenli olarak yapılmasını bir alışkanlık haline getirmeliyiz.”
40 BİN BİNA YIKILABİLİR
Alper İlki, olası deprem ile ilgili tahminleri de aktardı: “İstanbul özelinde araştırmalar, önümüzdeki 30 yıl içinde Mw=7 ve daha büyük bir deprem olma olasılığını yaklaşık %65 olarak vermektedir, ki bu ortalama olarak yıllık yaklaşık %2.5 düzeyinde bir olasılığa karşı gelmektedir. Bu oldukça yüksek bir olasılıktır. Olası depremin büyüklüğüne göre İstanbul’da 6.000-40.000 binanın çok ağır hasar görebileceği ya da tamamen yıkılabileceği tahmin edilmektedir. Bu sayılar ve oranlar depremin karakteristiklerine ve bina stokunun tekil özelliklerine bağlı olarak çok daha olumlu ya da olumsuz durumlar da söz konusudur.”
