Hey Gidi Babalar 3

DÜN benim doğum günümdü. Sizin için sıradan bir gün olabilir ama benim için önemli bir gün.

Şansa bakın bugün de ‘Babalar Günü’. Kısacası benim için çifte bayram.

Herkesin doğum günü, başkası için çok önemli olmasa bile, kendisi için önemli değil midir? Tabii ki önemlidir. Nasıl önemli olmasın ki? Hepimiz bu dünyaya geleceği kurtarmak için gelmedik mi? O halde göreve getirildiğimiz günü kutlamak istememiz en tabi hakkımız.

Ama gelin görün ki; bırakın geleceği kurtarmayı, vakit ilerledikçe birçoğumuz paçamızı bile kurtaramadığımızın farkına varıyoruz. Bunu da bize en iyi doğum günlerimiz anlatıyor.

Doğum günleri aslında sadece bir kandırmaca… Galiba hayata bir şey katamadığımızı örtbas etmek için doğum günümüzü kutluyoruz. Edip Cansever’in dizelerine konu ettiği gibi, her doğum günü geleceği kurtarmak için vaktin kalmadığını bir kez daha bize hatırlatıyor;

Ne yazık! Vakit de yok kurtarmak için geleceği

Düşünsek bile şimdiden-düşünemiyoruz ya

Üstelik ne çıkar bundan ve ne katardı yaşamamıza

Hiçbir şey! Çünkü ne varsa içimizde gelecek için Sanki bir öyküsü bu hayatı süslemenin.

İşte doğum günleri de hayatın bir süslemesi, bir makyajı. Aile çevresinde ufak bir kutlama… Doğum gününüzü hatırlayacak kadar size yakın olan dostlardan hediyeler, kutlama mesajları. Bankalardan ve iletişim şirketlerinden gelen sahte mesajlara ne demeli? Sanki umurlarındaymışız gibi…

Hatırlayanlara ve hatırlatanlara candan teşekkürler. Hepsi iyi de neyi kutluyoruz? Niye kutluyoruz? Bırakın geleceği, bugünü dahi kurtaramayışımızı mı?

İşin sevindirici yanı, dünya için önemsiz ve fakat benim için önemli olan bugünün, dünya için de önemli bir gün sayılan “Babalar Günü”nün hemen bir gün öncesine denk gelmesi… Birçoğu samimiyet taşımayan kutlama mesajları devam ediyor. Ama hiç biri gerçek bir dostun kutlaması kadar sıcak değil.

Evet, bugün de Babalar Günü’ydü. Daha da önemli bir gün olan “Anneler Günü”nden esinlenerek, “Bari bu güngörmez babaların da şu fani dünyada bir günleri olsun” görüşüyle; ama ille de aynı ticari zihniyetle ihdas edildiğini zannettiğim Babalar Günü, umarım birçok evlat ve eş tarafından, paralarının babaların cebinden çıktığı hediyelerin sunulmasıyla “Babacığım, evimizin direğisin” diyerek kutlanmış, ve evrensel evlatlık görevi bir tamam yerine getirilmiştir. Kuşkusuz anneler de, babaların ‘direk’ olduğu gerçeğini kendilerine hissettirerek, bu mutlu günlerinde eşlerinin yanında yerlerini almışlardır.

Babaları benim babam gibi çoktan rahmeti rahmana ulaşan ben yaştakiler ise, parasal bir külfete katlanmadan, babalarının ruhuna bir Fatiha hediye etmekle manevi huzura ermişler, ama içlerinden “Yahu, sen de geleceği kurtaramadın, ama böyle erken gidip beni yalnız bırakacak ne vardı?” diyerek sitem etmekten de kendilerini alamamışlardır.

Hey gidi babalar, hey… Hiçbiriniz geleceği yakalayamadınız, her şey geçmişte kaldı.

Biz de hiçbir şey yakalayamadık ve yakalayamayacağız. Bizler de sizler gibi her şeyi geçmişte bırakacağız. Sonuç; sıfıra sıfır, elde var sıfır.

“Baba!

Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!

Ne zulüm, ne ölüm, ne korku

başımı eğemez!

Yalnız senin elini öpmek için eğilir başım.”

Nazım Hikmet’in dizeleriyle tüm ebediyete intikal eden tüm babalarımızın ve babalık sorumluluğunu üstlenebilmiş tüm babaların ‘Babalar Günü’nü kutluyorum.

Not: Bu yazı, ‘Babalar Günü’ ile ilgili üçüncü yazım. Birincisini on beş yıl önce, ikincisini on yıl önce yazmışım. Bakalım on yıl sonra dördüncüsünü yazma şansım olacak mı?

İlginizi Çekebilir