“Levrek Marin”

SABAH 10.00’daki Zoom toplantısına katılım sağlamak için gerekli hazırlıkları yaptım, kameranın görüş alanındaki yerlere çeki düzen verdim.

Toplantı verimli geçti. Konuşmalar bitince katılımcılardan biri “ekrandan fotoğraf çekinelim mi?” dedi ama kimseden olumlu dönüş alamadı.

Tabii ki de bazı anları kalıcı kılmak için fotoğraflar önemli ama her şeyin de fotoğrafı olmaz ki, her yer fotoğraf olunca telefonlar, bilgisayarlar şişiyor, sonra seçip silmek için epey zaman ayırmak gerekiyor. Gibi gibi gibi…

Geçenlerde kullanmadığım ama içinde eski fotoğraflarım olan bir telefonumu ödünç verdiğim arkadaşımı aradım, “telefonu ne zaman geri iade edeceksin?” diye sordum. O da bana “gelecek hafta ilk fırsatta sana getiriyor olacağım” dedi.

Günlük koşuşturmalar noktasında insan bazen önemli şeyleri unutuyor gerçekten. Aslında olabilitesi olmayan hedeflerin peşinde koşmak da zaman kaybı. Tabiki insanın hedefleri olmalı, kolayda olmamalı bu hedefler, ama gündelik öncelikleri unutup sadece hedeflerin peşinde koşmak da yalnış, sonunda yanlız kalabilir insan…

Trafik gibi bir konu dil ve dildeki bozulma. Sıkılmasam her gün yazabilirim bu iki konuda. Yıllar içinde zaman zaman değindim her ikisine de ve ne yazık ki her geçen yıl daha da kötü oluyor durum.

İster trafik, ister konuşma veya yazışmada bir düzen olmalı kesinlikle. Üstelik bunun içten gelen bir refleks ya da önsezi olmasına da gerek yok, fazlaca düşünmeden kurallar ile belirlenmiş davranış ve kalıpları benimsemek yeterli.

Kabul ediyorum reklamların, görsel unsurların ya da sosyal medyanın büyük etkisi altındayız. Buralarda güldüğümüz, hoşumuza giden çok şeyi gündelik konuşmaların içine yerleştiriyoruz. Bir süre hoş bir espri yapma, o deneyimi anımsatma amaçlı gibi gitse de sonrasında dile yerleşiyor bu bozuk, hatalı kelime ya da ifade kalıpları.

İtiraz etmiyorum, dil de toplumun ve uygarlığın gelişimine paralel değişimler geçirmeli.

Kesinlikle hemfikirim, okul veya kitap dili ile sokak dili, sohbet dili farklı.

Öte yandan “levrek marin” de olmamalı. Eti marine ediyor ama levreği marin yapıyor. Çocukluğundan beri bakkaldan rafine şeker alıyor, bir kez bile rafin şeker demiyor ama sipariş verirken levrek marin istiyor.

Bu vatandaşın, tüketicinin hatası değil büyük ölçüde. Dekorasyon, demirbaş bir tarafa sadece proje çizimine bile servet ödediği lokantasının üç kuruşluk menüsünü bilen birine sormadan bastırıyor o girişimci. Ya da daha kötüsü bilen biri diye gittiği kişi de levrek marin diye biliyor o mezeyi.

Bir şeyin fiyatını soruyorsun, “yaklaşık 28,50 Lira” diyor adam. Merak ediyorum yaklaşığı 28,50 Lira ise gerçek fiyatı ne o şeyin.

“Nasılsınız inşallah?”ı konuşma diline yerleştiren metin yazarı işi özelinde çok başarılı. Ama bu ifade şeklinin espri olduğunu bilmeden kullanan milyonlar var ve karşısındakine soru mu soruyor, iyi bir dilek ya da temenni mi aktarıyor farkında değil bu kişiler.

Sabah ekonomik göstergelerden hızlıca bahseden sunucu kurdaki orandan bahsediyor, oranın tek boyutlu değil iki boyutlu bir işlemin sonucu olduğundan haberi olmayan haberci.

Sayı ile rakam arasındaki farkı bilmeyen, bilmediği gibi birini diğerinin yerine kullanan milyonlar var ülkede.

Keyfim kaçıyor bozuk dil ortamında. Karşımdaki samimi olduğum biriyse düzeltiyorum her şeye rağmen, değilse geri çekiyorum kendimi o ortamdan.

Bozuk dil sadece kulak tırmalamakla kalmıyor, iletişimi bozuyor, ortak kültürün oluşmasına zarar veriyor, geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki devamlılığı ve aktarımı zedeliyor.

Dilin önemli olduğu ve özenle kullanıldığı aile ortamlarında yetiştim, okuduğum okullar ve çalıştığım kurumlar da çoğunlukla benzer yerlerdi. Konuya şahsi ilgim nedeniyle bu konuda fazla hassas ve tepkili de olabilirim ama bu konuda en duyarsız insanın bile itiraz edemeyeceği bir kötüye gidiş, bir bozulma var ne yazık ki.

Görüşmek üzere,

İlginizi Çekebilir