“Her yer Türk”

Cem Yılmaz’ın dünyanın çeşitli yerlerine giden Türklerin başka Türklerden rahatsız olmasını ti’ye aldığı o skeç. Doğru, kendi vatandaşından rahatsız olmak tuhaf bir şey. Ama oluyor insan. Biraz havam değişsin, gündelik koşuşturmadan uzaklaşayım diye gittiğin; biraz farklı davranışlara sahip insanların çoğunlukta olduğu yerlere gitmek istemişsen hele. Bugüne kadar gitmeye hiç fırsat bulamayıp çok görmek istediğim Selanik’te idik 3 günlüğüne. Rahat bir yolculuk sonrası vardık Selanik’e. Otele yerleşip hızlı bir çevre keşfinden sonra akşam yemeği için tavernalar bölgesine gidip bir tanesine oturduk. Saat 21:00 civarı tüm mekanlar doldu ve her birinin kapısında kuyruklar oluştu. Yan masa yemeğini bitirip kalktı. Kapıda 8-10 kişilik bir bekleme kuyruğu varken yan sokaktan “ay bak şu masa boş, ben oturayım, sen de arabadan hırkamı getir” diye bir ses duydum. Hanım saksıların arasından geçip oturdu masaya ama daha eşi arabadan dönmeden garson gelip o masayı bekleyen başka misafirleri olduğunu, isterlerse kuyruğa girip beklemeleri sonrası kendilerini de bir yere alabileceğini söyledi. Hanım söylene söylene kalktı masadan. O masaya kuyruktan bir çifti aldılar. O çift hızlıca bir şeyler yiyip kalktıktan sonra garson bekleyenlerden bir baba ve oğulu aldı masaya. Oğlan menüyü eline aldı ve babasına tercüme yapmaya başladı. Garson geldi, oğlanın ilk sözü “Çok acelemiz var, yola çıkacağız, bize en çabuk şekilde getirmeniz lazım yemekleri” oldu. Garson da çok kibar bir şekilde “Mutfak çok yoğun, siparişlerinizin gelmesi yarım saati bulur” dedi. Bunun üzerine hışımla kalkıp karşıdaki büfemsi yere oturdu o baba ve oğul. Yarım saat sonra da biz kalktık ama onlar hala oturuyorlardı o büfede, yemekler yenmiş ve keyifli bir sohbet içindeydiler, hiç de yola çıkacak/acelesi olan insanlar gibi değildiler. Ertesi gün şehir merkezindeki bir alışveriş merkezine gittik. Otoparkta yer yoktu ama tur atarken şansımıza bir araç çıktı ve yerine girdik. Asansöre doğru giderken sağ taraftaki engelli park yerlerinde iki tane İstanbul plakalı lüks aracı yan yana görünce şaşırdık mı! 3. gün Atatürk Müzesi’ne gittik büyük bir heyecan ile. Hava güzel, müze kapısında uzun bir kuyruk. Kuyruğa girip en sonunda binanın avlusuna girdik. Sistem şu: Binanın alt kat kapısından girip odaları dolaşa dolaşa üst kata çıkıyorsun ve en sonunda üst kattan müzeden çıkıyorsun. Biz alt kattan içeri girmek için sıramızı beklerken bir vatandaş çift çıkışların yapıldığı kapıdan içeri girdi. Üst kattaki Atatürk mumyasına bir an önce ulaşıp, çektikleri fotoları sosyal medyada paylaşmak için oradalar belli ki, enayi yerine koydukları onlarca vatandaşı umursamadan ve hiçbirinden utanmadan. Son gün dönüş yoluna çıktık. İpsala kapısına 4-5 km kala trafik durdu. Yol 2 şerit, sol hususi araçlar için, sağ ise ağır vasıta ve yolcu otobüsleri için. Kuyruk dur ve kalklar ile kağnı hızıyla ilerlerken sağ şeritten dörtlüleri yakmış vatandaş arabaları belirmeye başladı. Anında da onlara engel olmaya çalışan bir vatandaş inisiyatifi ortaya çıktı. Bu insan barikatı sağdan gelen araçları durduruyor, o araçlardan ise açıklama olarak “Siz İstanbul’a gidiyorsunuz, oysa biz Edirne’ye”, ya da “arabada yaşlı var, ilaç saatini geçirmemesi lazım” gibi çok haklı ve geçerli(!) bahaneler duyuluyordu. Gündelik yaşamların kaosu içinde bu ve benzer davranışları çok gördüğümüz için kanıksıyoruz belki. Ya da başka önceliklerimiz varken “bir de buna kafamı takmayım” diye bilerek görmezden geliyoruz. Ama bir fırsatını bulup uzak bir yerlere gidince aynı davranışlar daha bir batıyor göze. Kuyruklarda öne geçme, bekleyen insanları hiçe sayarak hak yeme, param/gücüm var istediğimi yaparım küstahlığı, hele ben işimi halledeyim de başkaları ne yaparsa yapsın bencilliği yakışmıyor ne bu ülke vatandaşlarına ne de kimseye.

Görüşmek üzere,

Yorum yazın