Görevlere aykırılık halinde ödeme yapma yükümlülüğü ortadan kalkabilir
Türk Ticaret Kanunu (TTK) sigorta ettirene “prim ödeme borcu” yanında (TTK’daki niteleme ile) birçok “yasal yükümlülük” de yüklemiş bulunmaktadır. Öğretinin “görev” veya “külfet” sözcüğü ile ifade ettiği bu davranış yükümleri şunlardır: Sözleşme öncesinde sigortacıya devredilecek rizikolar hakkında tam ve doğru bildirimde bulunma görevi; rizikoyu ağırlaştırmama ve eğer ağırlaşmışsa sigortacıya bildirme görevi; rizikonun gerçekleştiğini sigortacıya haber verme görevi; rizikodan kaynaklanacak zararları önlemek veya (bu mümkün olamıyorsa) en düşük düzeyde tutmak üzere önlem (koruma önlemleri) almak görevi; sigortacıya bilgi ve belge sağlamak, rizikonun gerçekleştiği yerde değişiklik yapmamak ve sigortacının incelemelerde bulunmasına izin vermek görevi- TTK 1435 ilâ TTK 1448). Bu sayılanlara ek olarak TTK ayrıca tarafların sigorta sözleşmesinde üzerinde anlaşacakları (çoğu hâlde sigorta ettirene rizikonun gerçekleşmemesini sağlama bakımından yüklenecek) görevlerin (sözleşmesel görevler) hangi temel kurallara (sınırlara) tabi olacağını da belirlemiştir (TTK 1449). Görev (veya külfet) olarak isimlendirilen davranış yükümlerine aykırılık sigortacıya bunlara uyulmasını sağlamak için dava açmak hakkı vermediği gibi, bu nedenle tazminat istemek hakkını da vermemektedir. Görevlere uyulmaması sadece sigorta ettirenin sigorta teminatından yararlanma olanağını tamamen veya kısmen (kendiliğinden veya sigortacının gerçekleştireceği bir hukuksal işlem üzerine) ortadan kaldırmaktadır. Görevler yalnızca sigorta ettirene değil, fakat sigorta ettiren tarafından başkası lehine sigorta yapılmış olması halinde sigorta korumasından yararlanacak kişi olan sigortalıya da yüklenmiştir. Görevlere aykırılık üzerine sigortacı sigortalıya ödeme yapmaktan da (duruma göre tamamen veya kısmen) kurtulmuş olmaktadır. Ayrıca, görevlerin yalnızca zarar sigortalarında değil, sigortacının rizikonun gerçekleşmesi üzerine bundan bir zarar meydana gelmiş olup olmadığını ve eğer meydana gelmişse bunun parasal karşılığının ne olduğunu dikkate almaksızın ödeme yapmakla yükümlü olacağı tutar sigortalarında da geçerli olduğunu vurgulayalım. Aşağıda TTK’nun bazı görevlere aykırılık olasılığı için öngördüğü (herhangi bir işleme gerek olmadan kendiliğinden veya sigortacının işlemi sayesinde sonuç doğuran) yaptırımları ele alacak ve bunların amaca uygun olup olmadığını değerlendireceğiz.
GÖREVE AYKIRILIK HALİNDE UYGULANABİLECEKLER
TTK değişik görevlere aykırılık hallerinde uygulanabilecek 5 farklı yaptırım öngörmektedir: Cayma, fesih, ek prim talep etme (kabul edilmemesi durumunda cayma veya fesih), edim yükümlülüğünden kurtulma ve riziko olasılığında ödenecek tutardan indirim yapma. Cayma, sözleşmeyi (ilk yapıldığı ana kadar) geriye etkili olarak sona erdirme hakkıdır. Hukuksal açıdan bir “yenilik doğuran hak” niteliğini taşır. Yenilik doğuran hak, bir kişinin tek taraflı irade beyanıyla yeni bir hukuki durum yaratmasına veya mevcut bir hukuki ilişkiyi değiştirmesine imkân veren haktır. Cayma hakkı, cayma beyanı sigorta ettirene ulaşınca kullanılmış olur (sonuç doğurması için ulaşması gereklidir). Cayma hakkı kullanılınca sigorta sözleşmesi hiç kurulmamış hale gelir. Eğer o sözleşme uyarınca daha önce yerine getirilmiş edimler (mesela prim ödemeleri veya sigorta tazminatları) var idiyse, bunların da kural olarak (yasa aksini öngörmemişse) geri verilmesi gerekecektir. TTK caymayı sözleşme öncesi bildirim görevine aykırılığın caymış veya sözleşmeyi feshetmiş sayılır. Edim yükümlülüğünden kurtulma, sigortacının gerçekleşen riziko nedeniyle ödeme yapma borcunun ortadan kalkmasıdır. TTK bu yaptırımı sözleşme öncesi bildirim görevinin kasten (bilerek ve isteyerek) ihlal edilmiş olduğunun riziko gerçekleştikten sonra belirlenmiş olması (ve gerçekleşen riziko ile bildirilmeyen veya yanlış yahut eksik bildirilmiş olan husus arasında nedensellik bulunması) hali için öngörmüştür. TTK edim yükümlülüğünden kurtulma sonucunun meydana gelmesini sigortacının beyanda bulunması gibi bir zorunluluğa bağlamamıştır. Dolayısıyla göreve kasıtlı aykırılık varsa, sigortacı (ihtar veya ihbarda bulunma gibi) herhangi bir hukuksal işlem yapması gerekmeksizin ödeme yapma borcundan kurtulmuş olacaktır. Sigortacının ödeyeceği tazminattan veya (tutar sigortalarında) bedelden indirim yapma hakkı, sözleşme öncesi “Görevler yalnızca sigorta ettirene değil, fakat sigorta ettiren tarafından başkası lehine sigorta yapılmış olması halinde sigorta korumasından yararlanacak kişi olan sigortalıya da yüklenmiştir. Görevlere aykırılık üzerine sigortacı sigortalıya ödeme yapmaktan da (duruma göre tamamen veya kısmen) kurtulmuş olmaktadır.” riziko öncesinde belirlenmiş olması hali için hükme bağlamıştır. Sigortacı bu hakkını TTK’nda öngörülen süre içinde kullanmak zorundadır. Aksi halde hak “düşmüş” olur. Fesih, sigorta sözleşmesinin ileriye etkili olarak (feshin hüküm doğurduğu andan itibaren) ortadan kaldırılmasını sağlar. Fesih de hukuksal açıdan bir yenilik doğuran haktır. Cayma hakkında olduğu gibi burada da sigortacı yasanın belirlediği süre içinde hakkını kullanmalıdır. Fesih anına kadar doğmuş olan borçlar geçerlidir ve daha önce yerine getirilen edimlerin geri verilmesi istenemez. TTK fesih yaptırımını, rizikonun ağırlaştırılmaması ve eğer ağırlaşmışsa sigortacıya bildirilmesi görevinin ihlali olasılığı için düzenlemiştir. Bundan başka sözleşmesel göreve aykırılık da sigortacının sözleşmeyi feshetmesine imkân veren bir haldir. Prim farkı isteme, sözleşme öncesi bildirim görevine ve ayrıca rizikonun ağırlaştırılmaması ve eğer ağırlaşmışsa sigortacıya bildirilmesi görevine aykırılığın riziko öncesinde saptanması olasılığında (ilk halde cayma hakkı; ikinci halde de fesih hakkı yerine) söz konusu olabilir. Prim farkı yasada öngörülen süre içinde istenmiş olmalıdır. Eğer sigorta ettiren bu istemi kabul ederse başlangıçta kararlaştırılan prim değişmiş olur ve sigorta ilişkisi yeni (artmış) prim üzerinden sürer. İstemin kabul edilmemesi olasılığında ise sigortacı duruma göre sözleşmeden bildirim, rizikoyu ağırlaştırmama ve eğer ağırlaşmışsa sigortacıya bildirme, rizikonun gerçekleştiğini sigortacıya haber verme, koruma önlemleri alma ve bilgi, belge sağlama ve sigortacıya inceleme izni verme görevlerinde uygulama alanı bulur. Ancak hangi durumda hangi kıstasa göre indirim yapılacağı farklı şekilde düzenlenmiştir. Mesela koruma önlemleri alma görevinin ihlali durumunda (bu olgu sigortacının aleyhine sonuç doğurmuş olmak koşuluyla) indirimin kusurun ağırlığına göre yapılması lazımdır (TTK 1448(2)). Buna karşılık, sözleşme öncesi bildirim görevine kasten aykırı davranılması olasılığında, eğer riziko bu aykırılıkla bağlantılı şekilde gerçekleşmemişse, alınan prim ile alınması gereken prim arasındaki oran (başka bir anlatımla sigortacının almış bulunduğu primin kendisine bildirilmemiş olan hususu biliyor olması halinde alacak olduğu prime olan oranı) dikkate alınacaktır. Belirtmek gerekir ki “kusurun ağırlığı” ve “alınan prim- alınması gereken prim” kıstasları (adil çözümler sayılabilirse de) ülkemizde kolay uygulanabilen kıstaslar değildir. Kusurun ne ölçüde ağır olduğu farklı kişilerce farklı şekilde takdir edilebilmektedir. Alınan prim-alınması gereken prim oranına gelince: Sigortacılar çoğu halde “bilseydik sözleşmeyi hiç yapmazdık” savunmasında bulunmaktadırlar. Bu savunmanın yerinde görülmesi durumunda söz konusu oran “sıfır” olacağı için hiçbir şey ödenmemesi gerekecektir. Böylece yasada öngörülmüş olan “indirim” yaptırımı yasanın (bu hal için) öngörmediği “ödeme borcundan tümüyle kurtulma” yaptırımına dönüşmüş olacaktır. Türk hukukunda yukarıda belirtilen yaptırımlardan başka bir yaptırım öngörülmemiştir. Yurt dışında ise görev ihlali durumunda kısaca “sözleşmenin değiştirilmesi” (uyarlama) başlığı altında toplayabileceğimiz çok başka çözümlerin de benimsendiği görülmektedir. Örnek olarak, rizikonun ağırlaşmış ve bu olgunun sigortacıya bildirilmemiş olması olasılığında, ağırlaşan rizikonun teminat dışında bırakılması, ağırlaşmış riziko için daha yüksek tutarda bir muafiyet indirimi veya daha sınırlı bir teminat limiti öngörülmesini; sözleşme sırasında bildirilmesi lazım gelen önemli bir hususun sigortacıdan gizlendiğinin saptanması halinde sigorta ettirene rizikonun önüne geçmeye dönük bazı sözleşmesel görevler yüklenmesini gösterebiliriz. TTK, sigorta sözleşmesinde bu gibi değişiklikler yapılmasını önerme seçeneğini açıkça hükme bağlamış olmamakla birlikte, cayma veya fesih gibi daha ağır yaptırımlara izin verdiği durumlarda (“çoğun içinde az da vardır” ilkesi uyarınca) sigortacının bu gibi değişikliklerin kabul edilmemesi olasılığında fesih veya cayma hakkını kullanacağını bildirerek sigorta sözleşmesinin taraflar arasında bozulan dengeyi yeniden kuracak biçimde uyarlanmasını sağlamasına engel yoktur.
YAPTIRIMLARIN AKSAYAN BAZI YÖNLERİ
TTK bazı yaptırımları tutarlı biçimde öngörmemiştir. Mesela sözleşme öncesi bildirim görevinin ihlali halinde sigortacı bu durumun rizikonun meydana gelmeden önce belirlenmesi üzerine sözleşmeden cayabilecektir (TTK 1439(1)). Cayma en ağır yaptırımdır. Sigorta ettireni sigorta koruması dışında bırakmakta ve aynı sigorta sözleşmesi kapsamında daha önce almış olduğu tazminatları geri verme borcunun doğumuna yol açmaktadır. Öte yandan TTK’nda sigortacının cayabilmesi için sigorta ettirenin görev ihlalinde kusurlu olması da gerekli görülmemiştir. Cayma gibi çok ağır bir yaptırımın “masum ihlal” (görevin ihlalinde kusur olmaması) halinde dahi uygulanabilmesi makul bir çözüm değildir. Cayma, sigorta ettirenin kastı veya ağır kusuru varsa söz konusu olmalıdır. Hafif kusur halinde ise sigortacıya cayma değil fesih olanağı tanınması düşünülebilir. Bundan başka cayma ve fesih hakkı sigortacının sigorta sözleşmesini görev ihlaline rağmen (kendisine bildirilmeyen önemli husus bilgisi dahilinde olsaydı dahi) yapacak olduğu hallerde de mevcut olmamalıdır. Hatta sigortacı gerçek durumu bilseydi sözleşmeyi farklı koşullarla yapacak olduğunu kanıtlasa dahi cayma ve fesih hakkından yararlanamamalıdır. Bu noktada ayrıca şunları da anımsatmamız lazımdır: TTK rizikonun gerçekleşmesinden sonra sözleşme öncesindeki bildirim görevinin ihlal edilmiş olmasına dayanılarak sözleşmeden cayılmasını uygun görmemiş ve esas olarak ödenecek tutardan indirim ve sigortacıya kasten bildirilmeyen hususun rizikonun meydana gelmesine etki etmiş bulunduğu (bildirilmeyen husus ile riziko arasında bağlantı mevcut olduğu) hallerde de edim yükümlülüğünden kurtulma yaptırımına yer vermiştir. TTK rizikonun ağırlaştırılmaması ve eğer ağırlaşmışsa sigortacıya bildirilmesi görevi hakkında da kanımızca tutarlı olmayan hükümler içermektedir. Rizikonun ağırlaşmış olduğu (ancak henüz rizikonun meydana gelmediği) hallerde sigortacı bu ağırlaşmayı öğrendiği takdirde sözleşmeyi feshedebilecektir (TTK 1445(1)). Şu hâlde yalnızca rizikonun ağırlaşmış olması fesih için yeterlidir. Sigorta ettirenin ağırlaşmaya kendisinin neden olması veya izin vermiş bulunması yahut süresi içinde durumu sigortacıya bildirmemiş olması aranmayacaktır. Buna karşılık rizikonun gerçekleştiği hallerde yaptırım uygulanabilmesi için sigorta ettirenin “ihmalinin belirlenmiş olması” ve ağırlaşmaya ilişkin “bildirim görevinin ihlal edilmiş olduğunun saptanması” gerekli görülmüştür (TTK 1445(5)). Buradan anlaşıldığına göre yaptırımı tetikleyen husus ağırlaşmaya yol açmış bulunmak değil, bunu sigortacıya bildirmemiş olmaktır. Ancak TTK yaptırım için ayrıca “kusur” ve “nedensellik” koşullarını da aramaktadır. Bu nedenle riziko ağırlaşmasına kendi kusurlu davranışıyla yol açan fakat bunu sigortacıya bildirmemekte (mesela ansızın ortaya çıkan bir rahatsızlık dolayısıyla yoğun bakım ünitesinde tedavi gördüğü için) kusurlu sayılamayacak bir sigorta ettirene yaptırım uygulanması mümkün olmayacaktır. Sigortacı, meydana gelen riziko ile ağırlaşma arasında nedensellik bulunmadığı takdirde de yaptırım uygulayamayacaktır. Bununla birlikte, sigorta ettirenin görevi kasten ihlal etmiş olduğu hallerde eğer ağırlaşma ile rizikonun gerçekleşmesi arasında nedensellik bulunmuyorsa, sigortacının yalnızca ödeyeceği tutardan indirim yapması söz konusu olabilecektir. Sorumluluktan tümüyle kurtulma bu olasılıkta mümkün değildir. Sigortacının ödeme yükümlülüğünden tümüyle kurtulması yalnızca ağırlaşma ile rizikonun gerçekleşmesi arasında nedenselliğin kurulabildiği ve sigorta ettirenin kasıtlı görev ihlalinde bulunduğu durumlarda mümkündür. Öte yandan TTK 1445(5), sigorta ettirenin (rizikonun gerçekleşmesiyle arasında nedensellik bağı mevcut olan bir riziko ağırlaşması hakkında) sigortacıya kasten bildirimde bulunmamış olması halinde sigortacının edim yükümlülüğünden kurtulma yaptırımından yararlanabilmesini “sözleşmeyi feshetmesi” koşuluna bağlamıştır. Burada sözleşmenin feshedilmiş olması koşulu kanımızca tamamen gereksizdir. Yasada sigortacının riziko ağırlaşmasını haber verme görevini kasıtlı olarak ihlal etmiş olan sigorta ettirene karşı edimle yükümlü olmayacağının öngörülmesi yeterli idi. Rizikonun meydana gelmesi bakımından hiçbir etkisi olmamış bir ağırlaşmanın kasten bildirilmemesi halinde sigortacı sözleşmeyi fesih zorunda olmaksızın yaptırım (indirim) uygulayabilmekteyken, rizikonun gerçekleşmesine etki eden bir ağırlaşma için ancak fesih işleminde bulunarak yaptırım uygulayabilmesi kanımızca çelişkilidir. Sigortacının görev ihlali halinde fesih hakkıyla donatılmış olması rizikonun gerçekleşmediği durumlar için uygun düşen bir çözüm sayılabilir. Ağırlaşan riziko ek prim veya sözleşme hükümlerinin değiştirilmesi yoluyla sigortalanabilir hale getirilememekte ise (sigortacının riziko üstlenme sınırlarının aşılması), böyle bir rizikoyu taşımak istememekte haklı görülmesi gereken bir sigortacının sözleşmeyi sonlandırma dışında seçeneği bulunmayacaktır. Sözleşmenin son bulması halinde sigorta ettiren, daha cesur biçimde riziko üstlenebilen başka bir sigortacı ile yeni bir sigorta sözleşmesi yaparak sigorta koruması elde edebilecek ve çıkarını güvence altına alabilecektir. Buna karşılık rizikonun meydana geldiği hallerde, sigorta ettirenin o riziko için koruma elde edebilmesi artık mümkün değildir. Sigorta süresi içinde riziko ağırlaşmasının söz konusu olduğu olduğu her durumda, sigorta ettirenin mevcut sigorta sözleşmesinden hiç yararlandırılmayacak olması da aşırı katı bir sonuçtur. Yasa, rizikonun gerçekleşmesine ilişkin dengeli ve değişik çözümler üretmek ihtiyacını duymuş ve rizikonun ağırlaşmış olmasına rağmen kural olarak sigortacının (en azından) kısmi bir ödeme ile yükümlü olacağını öngörmüş; sigortacının edim yükümlülüğünden yalnızca rizikonun ağırlaşma nedeniyle meydana gelmiş ve bu ağırlaşmanın da kasten sigortacıya bildirilmemiş olduğu durumlarda kurtulacağını (ancak bunun için ek bir koşul olarak sözleşmeyi feshetmesi gerektiğini) hükme bağlamıştır. Fesih koşulu fikrimizce anlamsızdır. Belirtelim ki TTK, rizikonun gerçekleşmesi ile nedensellik içinde olan bir riziko ağırlaşmasını bildirme görevinin kasıtlı şekilde ihlal edildiği durumlarda sigortacının sözleşmeyi feshetmeye mecbur olmaksızın edim yükümlülüğünden kurtulacağını hükme bağladıktan sonra sigortacıya ayrıca (ek bir imkân olarak) sözleşmeyi derhal feshetme hakkını da kuşkusuz tanıyabilirdi. Rizikonun kısmi hasara yol açtığı durumlarda sigortacı zaten TTK 1428(2) uyarınca fesih olanağına sahiptir. Ancak TTK 1428(2)’deki fesih hakkı tazminat ödendikten sonra kullanılabilmektedir. Uygulamada ödemenin bazen (inceleme ve araştırmaların tamamlanması geciktiği için) rizikonun meydana gelmesinden uzun zaman sonra gerçekleştirilebildiği dikkate alınırsa, kasıtlı görev ihlali durumuna ilişkin olarak sigortacıya derhal fesih hakkı verilmesinin yararlı olacağı düşünülebilir. Riziko ağırlaşmasına ilişkin TTK 1445(7) hükmü de sorunludur. Bu hüküm uyarınca ağırlaşma ile bağlantılı şekilde meydana gelen rizikonun, sigortacıya tanınan “fesih bildirimi süresi” veya “feshin hüküm ifade etmesi için verilen süre” içinde gerçekleşmiş olduğu durumlarda, ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oran dikkate alınarak indirim uygulanacaktır. “Fesih bildirimi süresi” (esas olarak) sigorta ettirenin rizikoyu ağırlaştırmama ve eğer ağırlaşma söz konusu olmuşsa bunu sigortacıya bildirme görevini ihlal etmiş olduğunun sigortacı tarafından öğrenilmesi üzerine sigortacının uygulayabileceği fesih yaptırımı için yasada öngörülen bir aylık süredir (TTK 1445(1)). Bu süre başladıktan sonra ancak henüz dolmadığı bir anda riziko gerçekleşirse, sigortacının ödeyeceği tutardan indirim yapılacaktır. TTK böylece fesih hakkının doğduğu ancak henüz kullanılmadığı bir sırada meydana gelen rizikolar için “tümü veya hiç” ilkesinin değil, “kısmi ödeme” çözümünün geçerli olacağını benimsemiş olmaktadır. Fesih hukukta kural olarak hüküm doğurmaya başladığı andan sonrası için sözleşme ilişkisini sona erdirir. Bu ana kadar doğmuş olan hak ve borçlar geçerlidir. TTK 1445(7) ise bu ilkeyle uyumlu olmayan bir biçimde (mevcut fakat henüz kullanılmamış olan) fesih hakkının sonuç doğuracağını (sigorta ettirenin sigortacıdan ödeme alma hakkını kısmen yitirmiş olacağını) öngörmüştür. TTK 1445(7) çerçevesinde riziko ağırlaşmasını bir şekilde riziko öncesinde öğrenmiş olan sigortacı, öğrenme tarihini izleyen (mesela) 18’inci günde gerçekleşen riziko için (rizikonun gerçekleşme anı fesih beyanının yapılabileceği bir aylık süre içinde olduğundan) indirim uygulayabilecektir. Bununla birlikte bu indirim bakımından sigorta ettirenin ihmalinin dikkate alınıp alınmayacağı yasada yazılı değildir. Kanımızca kusurlu görev ihlali söz konusu değilse sigortacının indirim yapamaması gerekir. TTK 1445(7)’deki “feshin hüküm ifade etmesi için verilen süre” ile ne kastedildiğine gelince: Sigortacının feshe ilişkin beyanında sigorta sözleşmesinin fesih bildirimi sigorta ettirene ulaştığı anda değil de daha sonraki bir anda (mesela ulaşmayı izleyen onuncu günün sonunda) hükümden düşeceğini açıklaması bu kapsamda sayılabilir. Yukarıda (rizikonun ağırlaşması ile meydana gelişi arasında nedensellik bağı kurulabilen hallerde) kasıtlı olarak ağırlaşmayı sigortacıya bildirmemiş olan sigorta ettirene karşı sigortacının ödeme yapmaktan kurtulmasının ancak sözleşmeyi feshetmesi koşuluyla mümkün olabileceğini öngören TTK 1445(5) hakkında yaptığımız gözlem, sözleşmesel görevleri düzenleyen TTK 1449(1) hükmü bakımından da geçerlidir. TTK 1449(1) “sigortacıya karşı yerine getirilmesi gereken ve sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün ihlali hâlinde, sigortacının sözleşmeyi kısmen veya tamamen feshederek ifadan kurtulabileceğine ilişkin sözleşme hükümleri” ile ilgilidir. Burada da TTK, sigortacının edim yükümlülüğünden fesih işlemi sayesinde kurtulacağını öngörmektedir. Bu düzenleme kanımızca yalnızca rizikonun gerçekleşmediği haller bakımından anlamlıdır. Sigortacı, eğer sözleşmesel görevin ihlal edildiğini riziko gerçekleşmeden önce belirlemiş olursa, sigorta sözleşmesi hükümleri kendisine bu hakkı verdiği takdirde, fesih bildiriminde bulunabilecek ve bu sayede (sözleşme ileriye etkili olarak son bulmuş olacağı için) daha sonra gerçekleşecek rizikoların yol açtığı zararları ödemekten kurtulmuş olacaktır. Buna karşılık, rizikonun gerçekleşmiş olduğu durumlarda, (fesih geriye etkili sonuç doğurmayacağı için) sigortacının “sözleşmeyi feshederek ödeme borcundan kurtulması” konu dışıdır. Zaten sigorta sözleşmelerinde rizikonun meydana gelmiş olduğu hallere ilişkin olarak “sigortacının sözleşmeyi feshederek ifadan kurtulacağı” değil (basitçe ve sadece) “sigortacının gerçekleşen riziko dolayısıyla sorumlu olmayacağı” hüküm altına alınır. Ancak TTK sigorta ettireni korumak amacıyla sigortacının yalnızca “sözleşmesel görev ihlali kusurlu ise ve bu ihlal ile rizikonun meydana gelmesi arasında nedensellik varsa” yaptırım uygulayabileceğini (isabetli şekilde) hükme bağlamıştır (TTK 1449(1) ve (3)). Dolayısıyla rizikonun gerçekleştiği hallerde yaptırım uygulanabilmesi için hem görev ihlalinin kusurlu olması hem de bu ihlal ile rizikonun meydana gelmesi arasında nedensellik bağı kurulabilmesi lazımdır. Sigorta sözleşmesinde feshe ilişkin hüküm bulunması ise gereksiz ve anlamsızdır.
