Eksik sigortayla mücadele için “takseli sigorta”

 Eksik sigortayla mücadele  için “takseli sigorta”

Kurlarda yaşanan hareketlilik ve ekonomik piyasadaki dalgalanmalar nedeniyle ortaya çıkabilen eksik sigorta durumuna karşı alınabilecek önlemlerden biri takseli sigorta yani anlaşmalı değer üzerinden yapılan sigortalar. Anlaşmalı değer üzerinden yapılan sigortalar sigorta değeriyle ilgili çekişmeleri önlerken, sigortacının ödeyeceği tazminat tutarının saptanmasını kolaylaştırıyor.

1956 tarihli önceki Türk Ticaret Kanunu kara sigortalarını düzenlerken anlaşmalı değer (mutabakatlı kıymet) esasına göre yapılan sigortaları aşkın sigortanın (aşkın kısım bakımından) geçersizliği kuralının bir “ayrık hali” (istisnası) olarak düzenlemişti. İlgili hüküm şöyle idi:

C) Tazminat esası:

I – Aşkın sigorta:

1. Umumi olarak:

Madde 1283 –. Sigorta bedeli sigorta olunan menfaatin değerini aşarsa sigortanın bu değeri aşan kısmı batıldır. …… şu kadar ki menfaat değeri tarafların rey birliği ile seçtikleri bilir kişiler tarafından önceden takdir ve tahmin edilmiş ve taraflarca kabul olunmuşsa sigortacı bu değere itiraz edemez.

1956 tarihli önceki TTK m.1283 hükmü emredici nitelik taşımaktaydı. Buna aykırı sözleşme koşullarının geçersizliği öngörülmüştü (1956 tarihli TTK m.1264 fk.3).

1956 tarihli (önceki) TTK deniz sigortalarına ilişkin düzenlemesinde ise daha fazla ayrıntı bulunmaktaydı. Denizcilik sigortalarına ilişkin hüküm de şu şekildeydi:

IV – Takselenmiş poliçe:

1. Takse:

Madde 1350 – Taraflar mukavele ile sigorta değerini muayyen bir para olarak tesbit ederlerse bu para taraflar arasında sigorta değeri için esas olur. Takse esaslı surette fahiş ise sigortacı indirilmesini istiyebilir. Umulan kar takselenmiş ise taksenin mukavele yapıldığı sırada ticari tahminlere göre elde edilmesi mümkün görülen karı aşması halinde sigortacı bunun indirilmesini isteyebilir.

1956 tarihli (önceki) TTK’da yer alan anlaşmalı değer üzerinden yapılmış sigortalara ilişkin düzenleme yalnızca bir fıkra bakımından emredici idi. 2011 tarihli önceki TTK m.1351 fk.2’de mevcut olan “taksenin esaslı surette fahiş olması halinde sigortacının bunun indirilmesini isteyebileceği” hükmüne aykırı sözleşme koşulları geçersiz sayılmıştı (2011 tarihli TTK m.1264 fk.3).

Şu anda yürürlükte olan 2011 tarihli TTK ise emredici olmayan (tarafların aksini serbestçe kararlaştırabilecekleri) şu hükmü benimsemiş bulunmaktadır:

c) Takseli sigorta

MADDE 1464- (1) Taraflar sözleşme ile sigorta değerini belirli bir para olarak belirlemişlerse, bu para taraflar arasında, sigorta değeri için esas olur.

(2) Takse esaslı şekilde fahiş ise, sigortacı taksenin indirilmesini isteyebilir. Umulan kazanç takselenmiş ise, taksenin sözleşme yapıldığı sırada ticari tahminlere göre elde edilmesi mümkün görülen kazancı aşması hâlinde sigortacı bunun indirilmesini isteyebilir.

TALİHSİZ BİR OLAY

1956 tarihli (önceki) TTK’nın yürürlükte olduğu dönemde, anlaşmalı değer üzerinden yapılan bir sigorta sebebiyle bir sigorta şirketi mali açıdan çok zor durumlarla karşılaşmıştı. Olay kısaca şöyle idi: Bir depo için yapılan ön ekspertizde deponun değeri eksper tarafından yanlışlıkla (yaklaşık) birkaç kat fazla belirlenmiş ve depo için bu eksper belirlemesi esas alınarak anlaşmalı değer üzerinden yangın poliçesi düzenlenmiş idi. Meydana gelen riziko sonucu deponun tam hasara uğradığı anlaşılmıştı. Sigorta ettiren poliçede yazılı olan anlaşmalı değeri talep etmiş, sigortacı bu değerin yanlışlık ürünü olduğunu ve kendisi için bağlayıcı olmaması gerektiğini savunmuştu. 1956 tarihli TTK’nın kara sigortalarına ilişkin 1283üncü maddesinin “emredici” olduğu da dikkate alınarak sigortacının savunmaları ilk derece mahkemesi tarafından kabul görmemiş ve hesaplarına istem üzerine mahkemece tedbir konmuştu. Böylece sigortacı altından kalkılması çok güç bir hale düşmüştü.

Bu olayın etkisiyle, yeni (2011 tarihli) TTK’da bir yandan anlaşmalı değer üzerinden yapılan sigortalara ilişkin yasal düzenleme emredici olmaktan çıkarılmış, diğer yandan da sigortacıya belirlenen sigorta değerinin gerçek değerden önemli ölçüde yüksek olması olasılığında, bunun indirilmesini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Bu sayede, Türk hukuku dengeli diyebileceğimiz bir çözümü bütün sigortalar için benimsemiş olmaktaydı (Daha önce, 1956 tarihli TTK döneminde yalnızca yasanın denizcilik rizikolarına karşı sigortalar faslında makul bir çözüm öngörülmüştü; fakat bu makul çözüm çok sınırlı bir alanda geçerli idi).

TAKSELİ SİGORTADA YASAL DÜZENLEME

Öncelikle belirtelim ki yasada “takseli sigorta” deyimini kullanmaya gerek yoktu. “Anlaşmalı değer üzerinden sigorta” biçiminde dilimize çok daha uygun bir deyim seçilebilirdi. Bu sebeple aşağıda “anlaşmalı değer üzerinden sigorta” deyimini kullanmaya özen göstereceğiz. Anlaşmalı değer üzerinden sigorta, zarar sigortalarının aktif sigortası (özellikle eşya sigortası) türünde karşımıza çıkan bir uygulamadır. Pasif sigortalarında (sorumluluk sigortaları ve masraflara karşı sigortalar) bu uygulama söz konusu değildir. Buna karşılık TTK 1464(2) hükmünden açıkça görüleceği gibi, anlaşmalı değer üzerinden sigorta, umulan kazancın sigortalanmasında da uygulama alanı bulacaktır. Öte yandan, anlaşmalı değer esasına, finansal çıkarın (Financial Interest) belirlenmesi alanında da başvurulabilecektir (mesela bir ana şirketin, başka ülkedeki bir yavru şirketin değerinin orada gerçekleşen bir nedene bağlı olarak düşmemesine olan çıkarı). Taşıma sigortaları alanında anlaşmalı değer yerine (sigorta primi, yükün taşıyıcı tarafından teslim alınmasına kadarki masraflar ve her halde ödenmesi gereken navlun gibi bazı eklemeler de yapılarak) yükleme yerindeki fiyat geçmektedir. Diğer bir anlatışla taşıma sigortalarında özel bir rejim söz konusudur.

Anlaşmalı değer üzerinden sigorta yaptırılmasındaki temel amaç, sigorta değerine ilişkin olası çekişmeleri önlemek ve sigortacının ödeyeceği tazminat tutarının saptanmasında kolaylık sağlamaktır. Tarafların anlaştığı değer (yasa bunu açıkça belirtmemekle birlikte) riziko anında da bağlayıcı olacağından, sigorta ettirenin riziko anındaki çıkar (menfaat, sigorta) değerini kanıtlama yükümlülüğü zorluk içermeyecektir. Eğer taraflarca anlaşılarak belirlenen sigorta değeri, sigorta bedeline (sigortacının sorumlu olacağı en yüksek tutara) eşitse, bu anlaşma eksik sigortayı da önleyecektir. Sigortacı ve sigorta ettiren arasında sigorta konusu çıkarın değeri üzerinde yapılacak anlaşma herhangi bir şekil koşuluna tabi değildir. Tarafların “çıkar değerini bağlayıcı biçimde belirlemek ve tam hasar meydana geldiği takdirde, üzerinde anlaşılan değerin, zarar tutarını kanıtlama gereği olmaksızın ödenmesini sağlamak” hususlarında uyuşmuş olduklarının saptanması anlaşmalı değer üzerinden sigorta yapılmış sayılmasına yeterlidir. Öte yandan (her ne kadar TTK 1464(1) sigorta değerinin bir tutar olarak belirlenmesinden söz etmekte ise de, bu değerin mutlaka bir tutar olarak belirtilmiş olması gerekmez. Tarafların bu konuda bir kıstas öngörmeleri de mümkündür.

Tarafların sigorta sözleşmesi öncesinde yalnızca prime ve poliçede belirtilecek sigorta bedeline esas olmak üzere sigorta konusu mal hakkında değerleme yapmış olmaları, TTK 1464 anlamında bir değer anlaşması niteliğini taşımayacaktır. Anlaşmalı değere ilişkin anlaşmanın sigorta sözleşmesi kurulurken yapılmış olması zorunlu değildir. Taraflar bu hususta sigorta süresi içinde de anlaşabilirler. Yasadaki “takseli sigorta” deyiminin veya bununla aynı anlama gelen (anlaşmalı değer üzerinden sigorta, mutabakatlı kıymet esasına göre sigorta gibi) bir deyimin sözleşmede açıkça kullanılmış bulunması tarafların sigorta değeri konusunda anlaşma yaptıkları biçiminde yorumlanabilir.

Anlaşmalı değer üzerinden sigorta, kısmi hasarın söz konusu olduğu hallerde acaba sigorta ettirenin sigorta konusu çıkarın değerini kanıtlama yükünden onu kurtarmış olur mu? Bu husus tartışmalıdır.

FAHİŞ DEĞERDE İNDİRİM HAKKI DOĞUYOR

Yasa, tarafların sigorta değerini para olarak belirleyebilmelerine olanak tanıdığına göre, üzerinde anlaşılan değerin gerçek sigorta (çıkar) değerine eşit olması şart değildir. TTK 1460 “sigorta değerinin sigorta olunan çıkarın tam değeri olduğunu” öngörmekte ise de TTK 1464’te düzenlenen anlaşmalı değer üzerinden (takseli) sigorta bunun ayrık halini oluşturmaktadır. Kanımızca yasal düzenleme şu açıdan hatalıdır: Tarafların anlaşmasının (sigortacının değerin çok yüksek (fahiş) olarak belirlenmiş olduğuna dayanarak bunun indirilmesini istemek hakkı saklı kalmak kaydıyla) “bağlayıcı” olması yerine, riziko anında gerçek sigorta değerinden önemli ölçüde yüksek olan anlaşmalı değerin “geçersiz” olacağını hükme bağlamak daha doğru olurdu.

TTK 1464(2) uyarınca anlaşmalı değerin “esaslı şekilde fahiş olması” halinde, sigortacının bunun indirilmesini isteme hakkı mevcuttur. Böylece sigortacı zararı önemli ölçüde aşan bir tazmin yükünden korunmuş olmaktadır. Sigortacının bu hakkını sigorta ettiren/ sigortacının ödeme istemine karşı bir savunma olarak ileri sürmesi yeterlidir; ayrı bir işlemde bulunması (noter ihtarı, yargıya başvurma gibi) zorunluluğu yoktur. “Esaslı fahişlik” (önemli ölçüde yüksek olma) durumunun ne zaman mevcut sayılacağı konusunda yerleşmiş bir kural bulunmamaktadır. Almanya’da anlaşmalı değerin gerçek sigorta değerinden %10’u geçen bir oranda yüksek olması halinde (duruma göre) bu ikisi arasında önemli ölçüde farkın ortaya çıkmış sayılabileceği görüşü dile getirilmektedir. Sigortacının ödeyeceği tazminat hesaplanırken dikkate alınması gereken muafiyet indirimi (deductible) ve teminat limitleri gibi tazminata ilişkin olarak öngörülen sınırlamalar anlaşmalı değer ile gerçek çıkar değeri arasında önemli bir fark olup olmadığı saptanırken hesaba katılmaz çünkü bu hususların sigorta değerinin belirlenmesi bakımından herhangi bir katkı veya etkileri yoktur.

Anlaşmalı değerin gerçek sigorta değerinden önemli ölçüde yüksek olduğu ve poliçeye sigorta bedeli olarak bu yüksek değerin yazıldığı hallerde, rizikonun meydana gelmesi öncesinde tarafların anlaşmalı değerin gerçek değere indirilmesini isteme hakkı acaba mevcut mudur? Aşkın sigortaya ilişkin TTK 1463(1) uyarınca sigorta bedeli sigorta değerinden yüksek ise, aşan kısım geçersiz sayılmakta, sigorta bedeli aşkınlık oranında indirilmekte ve buna paralel olarak aşkın kısma isabet eden prim de indirime tabi tutulmakta ve daha önce tahsil edilmiş idiyse geri verilmektedir. Bu çözümün anlaşmalı değer esasına göre yapılan sigortalarda da geçerli sayılması uygun düşecektir. Bununla beraber TTK 1464(1) anlaşmalı değerin gerçek sigorta değerinden yüksek olduğu hallerde, yalnızca sigortacıya taksenin indirilmesini isteme hakkını tanımış görünmektedir. Sigortacının bu hakkını hiç kuşkusuz riziko öncesinde de kullanabilmesi lazım gelir. Fakat taraflar arasında eşitliği sağlama bakımından, riziko öncesinde aynı hakkın sigorta ettirene de tanınması lazımdır. Rizikonun gerçekleşmesi olasılığında ise, Türk hukuku değere ilişkin anlaşmanın önemli ölçüde yüksek olduğu oranda kendiliğinden geçersiz olacağını değil, sadece sigortacının bunun indirilmesini isteyebileceğini hükme bağladığından, sigortacı bu doğrultuda tercih kullandığı anlamına gelen bir adım atmadıkça, sigorta sözleşmesi yüksek değer üzerinden yürürlükte kalmayı sürdürecektir.

Anlaşmalı değer üzerinden yapılan sigortalarda, sigorta bedeli anlaşma ile belirlenen değerden daha aşağı bir tutar olarak saptanmışsa acaba eksik sigorta kuralı uygulanacak mıdır? Anımsanacağı gibi eksik sigortaya ilişkin TTK 1462 sigorta bedelinin sigorta değerinden az olduğu hallerde, kısmi hasarın (aksine sözleşme yoksa) sigorta bedelinin sigorta değerine olan oranına göre tazmin edileceğini hükme bağlamaktadır. Ele aldığımız olasılıkta eksik sigorta uygulamasının yapılması gerekir. Ancak burada sigorta bedelinin gerçek sigorta değerine olan oranı değil, anlaşmalı değere olan oranı esas alınmalıdır. Sigortacının yasal haleflik hakkı bakımından, anlaşmalı değer üzerinden ödenen (yüksek) tazminat değil, riziko sebebiyle meydana gelen gerçek zarar belirleyicidir.

SİGORTACI DA SİGORTALI DA KAZANIYOR

Tarafların sigorta değeri konusunda anlaşma olanağına sahip bulunmaları acaba son aşamada sigortacının mı yoksa sigorta ettirenlerin mi yararınadır? Üzerinde anlaşılan değerin gerçek değerden yüksek olması (fakat arada esaslı bir farkın bulunmaması ve bu nedenle de sigortacının sigorta bedelinin indirilmesini isteme hakkının devre dışı kalması) sonuçta sigorta ettirene özellikle tam hasar durumunda gerçek zararından fazla bir tazminat alma olanağını vermektedir. Bu yönden, anlaşmalı değer üzerinden sigortanın sigorta ettiren açısından yararlı olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, sigortacının primi anlaşmalı değerin bir yüzdesi olarak aldığı hallerde, çok sayıda benzer malın (mesela çok sayıda geminin) anlaşmalı değer üzerinden sigortalanması sigortacının da kazançlı çıkmasına imkân sağlayacaktır. Çünkü tam hasar hallerinin ender gerçekleşeceği ve kısmi hasar hallerinde sigortacının (anlaşmalı değer üzerinden sigorta yapılmış olsa dahi) onarım tutarını ödeyeceği ve bu bakımdan anlaşmalı değer üzerinden yapılmış bulunmayan sigortalarla kayda değer bir fark olmadığı; kaldı ki sigortacının anlaşmalı değerin aşırı yüksek olması durumunda bunun indirilmesini isteme hakkıyla da donatıldığı dikkate alınırsa, çarkın sigortacıya kazanç sağlayacağını söylemek yanlış olmaz.

İlginizi Çekebilir