Birçok sigorta deprem rizikosunu teminat altına almıyor

Birçok sigorta deprem rizikosunu teminat altına almıyor

Deprem kaynaklı olumsuz sonuçların sigorta sözleşmesi kapsamında olması ve sigortacı tarafından karşılanması ortak beklentisine karşılık sigorta genel şartlarına bakıldığında, birçok sigortanın deprem rizikosunu ya hiç temin etmediğini ya da ancak sigortacıyla bu konuda özel bir anlaşma yapılmış olduğu takdirde bu riziko için teminat sağladığı görülüyor.

Deprem aynı anda çok çeşitli, çok sayıda ve çok büyük tutarlara erişen zararlara ve diğer olumsuz sonuçlara yol açan bir olaydır. Bu sebeple de sigortacılar için üstlenilmesi tehlikeli bir rizikodur. Çünkü aslında bir hesap işi olan sigortacılıkta öngörülerin ötesinde bir mali yük ortaya çıkarabilmektedir. Ancak bir “kırıklar” (faylar) ülkesi olan Türkiye’de yurttaşlarımızın genel ortak beklentisi hiç kuşkusuz depremden kaynaklanan (mümkünse bütün) olumsuz sonuçların sigorta sözleşmeleri kapsamında olması ve sigortacıların bunları karşılamasıdır. Fakat sigorta genel şartlarına baktığımızda, birçok sigortanın deprem rizikosunu ya hiç temin etmediğini ya da ancak sigortacıyla bu konuda özel bir anlaşma yapılmış olduğu takdirde bu riziko için teminat sağladığını görmekteyiz.

Mesela can sigortalarında yalnızca hayat sigortası deprem istisnası içermektedir. Buna karşılık ferdi kaza sigortası ve sağlık sigortası depremi (aksine sözleşme yoksa) kapsam dışında bırakmaktadır. Seyahat sağlık sigortası ise deprem rizikosunu teminata dâhil olmayan bir hal olarak öngörmüştür. Maden çalışanları zorunlu kaza sigortası deprem rizikosu konusunda ilginç bir ayrıma yer vermiştir. Bu sigortada deprem sigorta konusu faaliyetlerin (yani madenciliğin) icrasına bağlı olarak meydana gelirse teminata dâhil bulunacak, aksi halde teminat haricinde kalacaktır. Madencilik faaliyeti sebebiyle deprem meydana gelmesi son günlerde basında kendine yer bulan “uzaydaki uydulardan yeryüzüne fırlatılan ve arzın derinliğine kadar giden direklerle yapay yoldan yer sarsıntısı oluşturma” olasılığını çağrıştırmaktadır. Galeri açarken patlayıcı kullanılması sonucu oluşan sarsıntıları “deprem” niteliğinde saymak amacı aşan bir değerlendirme olur. İstanbul’da metro inşa edilirken yer altında yürütülen kazı ve tünel delme çalışmaları sırasında çok sayıda bina yer çökmesi ve titreşim nedeniyle zarar görmüştür. Ancak bunlar “deprem rizikosu” kapsamında kabul edilmemişlerdir.

Mal sigortalarında da durum pek farklı değildir. Makine kırılması sigortası ile cam kırılması sigortasında deprem rizikosu teminat dışıdır. Elektronik cihaz, hırsızlık, oto kasko sigortalarında ise ek sözleşme ile teminat kapsamına alınabilmektedir. İnşaat sigortasında deprem rizikosu açıkça teminat haricinde bırakılmamış olmakla birlikte, deprem zararına yol açabilecek (plan, proje ve hesap hatası, malzeme bozukluğu veya ayıbı ve kusurlu işçilik gibi) bazı hallerde sigorta koruması devre dışı kalmaktadır. Ayrıca altını çizmemiz lazım gelen bir diğer konu da şudur: “Genel sigorta” niteliğindeki (taşınır ve taşınmaz malları kapsayan) yangın sigortası da depremi “ek anlaşma ile teminat kapsamına alınacak bir riziko” olarak düzenlemiştir. Fakat günümüzde sigortacılar yangın sigortasının yaptırıldığı durumlarda deprem ve birçok ek teminatı (ek anlaşma için sorun çıkarmadan) sigorta ettirenlere sağlamaktadırlar. Deprem ülkesi olan Türkiye’de bu rizikoya karşı sigorta kalkanı altında olmamak kanımızca makul ve içe sindirilebilecek bir husus değildir. En kısa sürede depremin bütün sigorta genel şartlarında teminat kapsamında bulunan ana rizikolardan biri haline getirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Birçok zarar (mal) sigortasında deprem teminatının sigorta koruması kapsamında olmaması nedeniyle “açıkta kalma” hali yanında, bu teminatın mevcut olduğu durumlarda sigortacı tarafından ödenecek zararlara ilişkin sigorta sözleşmesindeki kısıtlamalar ve yine sigorta sözleşmesindeki bazı hükümler yüzünden deprem teminatının işlerlik kazanmaması olasılığı da sigorta ettirenlerin durumunu güçleştiren ayrı bir sorundur. Aşağıda özellikle bu hususları ele almaya çalışacağız.

SİGORTA KONUSU TAŞINMAZIN AYIBI

“Deprem öldürmez, (çürük ve sarsıntıda yıkılan) bina öldürür” özdeyişi gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Binaların, (hangi deprem kuşağında bulunduğuna göre değişkenlik göstermekle birlikte), minimum bir depreme dayanma gücüne sahip olması gerektiği açıktır. Meselâ Fenerbahçe Spor Kulübü’nün önceki (Fenerbahçelilere göre efsanevi, Galatasaraylılara göre en çok Galatasaray şampiyonluğu görmüş) Başkanı Aziz Yıldırım, Fenerbahçe Stadyumunu 9 (dokuz) kuvvetindeki depreme dahi dayanacak şekilde inşa ettirdiğini övünçle belirtmiştir. Demek ki, Richter ölçeğine göre 7-8 arasındaki bir kuvvette gerçekleşmesi beklenen İstanbul depreminde bu stadyum zarar görmeyecektir. Bir an için ve bir hayal oyunu olarak İstanbul’da 6,5 kuvvetinde bir öncü sarsıntının söz konusu olduğunu ve stadyumun tribünlerinden birinin kısmen (hemen yanından geçen Kurbağalıdere’ye doğru) yıkıldığını düşünelim. O zaman bir yapım kusurunun varlığı ortaya çıkmış olacaktır.

Stadyumun sigortalı olduğu varsayımında karşılaşılacak sorun şudur: Türk Ticaret Kanunu m.1453(2) “rizikonun gerçekleşmesi sonucu doğan kazanç kaybı ile sigorta edilen malın ayıbından doğan hasarların, aksine sözleşme yoksa, sigorta kapsamında olmayacağını” hükme bağlamaktadır. Yangın Sigortası Genel Şartları da (m. A.4.4) “…sigortalı şeylerin kendi ayıplarından ……..(dolayı) uğradıkları zararların teminat dışında kaldığını” öngörmektedir. Depremde binaların yıkılması, beklenen büyüklükte bir deprem söz konusu olduğunda, “mücbir sebep niteliğini taşıyan” (önlenmesi ve sonuçlarından kaçınılması mümkün olmayan) bir doğa olayından değil, tam tersine yıkılan binanın gereken dayanıklılıkta inşa edilmemiş olmasından ileri gelir. Depremin gerçekleşmesi önlenemez. Fakat sonuçlarından kaçınma (binanın yıkılması veya ağır yahut orta derecede hasar görmesinin önlenmesi) mümkündür. Depreme dayanma açısından gereği gibi inşa edilmiş olmayan bina “ayıplı” (gereken niteliklere sahip değil) kabul edilecektir. Bu da yasaya ve genel şartlarına göre o binanın sigorta teminatı dışında kalmasına yol açacaktır.

Bununla birlikte, ülkemizde “malın ayıbından kaynaklanan zararların (aksine sözleşme yoksa) sigorta teminatı kapsamında olmayacağını” öngören TTK 1453(2) uygulamada pek dikkate alınmamakta ve sigorta sözleşmesi malın ayıbından ileri gelen zararların sigorta koruması altında olacağı hususunda özel bir anlaşma içermese dahi, bu zararlar sigortacı tarafından tazmin edilmektedir. Deprem bakımından şu özelliği de ayrıca vurgulamamız gerekir: Ülkemizdeki bina stoku çoğunlukla eski (depreme dayanıklılığı sağlamaya yönelik yeni teknik düzenlemelerden önce yapılmış) binalardan oluşmaktadır. Bunları sigortalamakta sakınca görmeyen sigortacıların binanın depreme dayanıksız olduğunu baştan kabullendiği ve artık ayıba dayanan savunmalarda bulunmaması gerektiği düşünülmelidir. Kaldı ki, yapıldığı zamanki teknik düzenlemelere uygun bulunan binaların sırf çağdaş dayanıklılık gereklerine uymadığı için “ayıplı” sayılması da doğru görünmemektedir. Kuşkusuz, eski düzenlemenin öngördüğünden de az demir veya korozyona sebep olacak şekilde deniz kumu kullanıldığı yahut taşıyıcı sistemin sonradan kolon kesilmesi gibi sebeplerle zayıflatılmış bulunduğu gibi hususlar eğer sigortacı tarafından kanıtlanırsa ayıp istisnası yine gündeme gelebilecektir. Bu bağlamda önemli bir sorun da mevcut ayıbı bilmeyen ve bilmesi de gerekmeyen bir malikin, taşınmazını veya bundaki bağımsız bölümünü sigorta ettirdiği takdirde ayıp yüzünden sigorta korumasından yoksun bırakılmasının doğru olup olmayacağıdır. Mevcut düzenlemeye göre teminat dışı hal olarak öngörülen bir ayıbın sadece (riziko anında) varlığı (ve zararın da bundan kaynaklanmış olması) sigortacının tazmin yükümlülüğünün ortadan kalkmasına yeterlidir. Bu nedenle eğer ayıbı bilmeyen taşınmaz maliklerinin sigorta korumasından yararlanmaları isteniyorsa, bunu açıkça öngören bir ek düzenleme yapılmalıdır.

KAZANÇ YOKSUNLUĞU ZARARLARI

Deprem zararlarının sigortacılar tarafından ödenmesi konusunda üzerinde durulması gereken bir diğer önemli sorun da kazanç kayıplarıdır. Deprem sonucunda taşınır ve taşınmaz mallarda meydana gelen hasarlar, bu malların getirdiği kazançtan en azından belirli bir süre boyunca yoksunluğa yol açmaktadır. Deprem bölgesindeki fabrikalarda ve diğer işletmelerde iş durması zararları, binalarda bulunan bağımsız bölümlere ilişkin kira kayıpları, motorlu araçlarda da kullanamamaya bağlı kayıplar söz konusu olmaktadır.

Hukuksal anlamda zarar, kişinin mal varlığındaki aktiflerin değerinin azalması/ortadan kalkması (maddi zarar, “damnum emergens”) ve kazanç yoksunluğu (“lucrum cessans”) olarak ikiye ayrılmaktadır. Sigorta sözleşmelerinde çoğu kez yalnızca maddi zararların sigorta kapsamına alındığı buna karşılık kazanç kaybının teminat dışında bırakıldığını görmekteyiz.

Mesela Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları A.4.8 uyarınca “aracın sigorta kapsamına giren tam veya kısmi bir zarara uğraması nedeni ile tam hasar halinde tazminatın ödenmesine, kısmi hasar halinde hasarın giderilmesine kadar olan sürede …… kullanım ve gelir kaybından doğan zararlar” kural olarak sigorta koruması dışındadır ve ancak sigortacıyla yapılacak ek sözleşme ile (belirli bir limit dahilinde) sigorta kapsamına alınmaktadır.

Yangın Sigortası Genel Şartları A.3.7 hükmü de benzer bir düzenleme getirmiştir. Buna göre “kira kaybı ve intifadan (sigorta konusu malı kullanma ve semerelerinden yararlanmadan) yoksunluk“ ancak ek sözleşme ile sigorta korumasına dâhil ettirilebilmektedir. Yangın Sigortası Genel Şartları kazanç kayıplarını teminat dışında tutmuş olduğu için bu sigorta kapsamındaki rizikolardan kaynaklanan iş durmalarını temin etmek amacıyla (ticari işletmelere yönelik) Yangına Bağlı Kâr Kaybı Sigortası Genel Şartları yürürlüğe konulmuştur. Bu genel şartların A.1 (fk.2) maddesi uyarınca, “Sigortacının kâr kaybı sigortası kapsamında ödeme yapması için sigortalının ticari faaliyeti yürütürken kullandığı bina, makine, donanım, demirbaş ve emtianın geçerli bir yangın sigorta sözleşmesinin teminat altına aldığı risklerin gerçekleşmesi sonucu hasara uğraması ve meydana gelen zararların ilgili sigortacı tarafından tazmin edilmiş veya sorumluluğunun kabul edilmiş olması şarttır.” Şu halde, bir ticari işletme ile ilgili olarak deprem rizikosunu da temin eden bir yangın sigortası ve aynı işletme için buna ek olarak bir de yangına bağlı kâr kaybı sigortası yaptırılmış ise deprem nedeniyle oluşan maddi hasarların yol açtığı kazanç yoksunluğu sigortacı tarafından karşılanacaktır. Yangına bağlı kâr kaybı sigortası yalnızca ticari işletmeler için öngörüldüğünden, kazanç yoksunluğuna uğrayan diğer kişiler bundan yararlanamamaktadır.

Öte yandan her ticari işletmenin de yangına bağlı kâr kaybı sigortası yaptırmadığını belirtelim. Acaba olağan yangın sigortası ile birlikte deprem teminatı da elde edilmişse, deprem (ve/veya püskürmüş yanardağ) yüzünden maddi zarara uğrayanlar, ayrıca yoksun kaldıkları kazanç için de istemde bulunabilecekler midir? Sigorta sözleşmesinde depremden kaynaklanan kazanç kayıplarının da sigortacı tarafından ödeneceğine ilişkin açık bir kloz mevcut ise bu soruya olumlu yanıt verileceği kuşkusuzdur. Bu noktada yangın sigortasına eklenen “deprem ve yanardağ püskürmesi” klozunun kazanç kayıplarının da sigortacı tarafından ödenmesini sağlayacak içerikte olup olmadığını incelememiz gerekmektedir. Söz konusu klozda (konumuzla ilgili) şu düzenleme bulunmaktadır: “Yangın Sigortası Genel Şartları hükümleri saklı kalmak kaydıyla; depremin …… doğrudan veya dolaylı neden olacağı …………….bütün zararlar ………teminata ilave edilmiştir.”

İş durması (kâr yoksunluğu) zararı depremden kaynaklanan dolaylı bir sonuçtur. Deprem, sigorta konusu taşınır veya taşınmaz mallarda maddi hasara, taşınır veya taşınmaz mallardaki bu maddi hasar da (bunların kazanç getirici etkinlikte kullanılamaması sebebiyle) kazanç yoksunluğuna neden olmaktadır. Bu çerçeve içinde, deprem ile kazançtan yoksun kalma arasında “uygun” nedensellik vardır. Hayat deneyimlerine ve olayların olağan akışına göre depremlerin, kazanç kaybına yol açan maddi hasarlar meydana getirdiği tartışmasızdır. Deprem (ve yanardağ püskürmesi) klozu, depremin sonucu olan bütün doğrudan zararlarla dolaylı zararları temin ettiği için, gelir yoksunluğunun da bu klozun kapsamına girdiği ve sigortacı tarafından karşılanması gerektiği düşüncesi akla gelebilir. Bununla birlikte klozda Yangın Sigortası Genel Şartları hükümleri “saklı tutulmuş” bulunmaktadır. Buna acaba hangi anlam ve sonucu bağlamak gerekir? Söz konusu genel şartlar (yukarıda da belirttiğimiz gibi) “kira kaybı ve kullanım yoksunluğunu” teminat dışında bırakmaktadır. Deprem klozundaki “depremden doğrudan ve dolaylı olarak ileri gelen bütün zararların temin edildiğine” ilişkin hükme öncelik (üstünlük) veren bir yorum amacı aşan bir yorum olacaktır. Bu sebeple deprem zararlarının taşınmazın ayıbından ileri geldiği durumlarda sigorta koruması dışında kalacağı, enkaz kaldırma masraflarını kapsamayacağı, sanat ve antikacılık bakımından değerli eserlerin ödenmeyeceği gibi Yangın Sigortası Genel Şartları’ndaki hükümler deprem klozunun uygulandığı hallerde de dikkate alınmalıdır.

Zorunlu deprem sigortası da kazanç kayıplarını kapsam dışında bırakmıştır. Zorunlu Deprem Sigortası Genel Şartları A.3 1 uyarınca (enkaz kaldırma masrafları, kâr kaybı, iş durması, kira mahrumiyeti, alternatif ikametgâh ve iş yeri masrafları gibi) dolaylı zararlar teminata dâhil bulunmamaktadır.