Bilgilendirme yükümlülüğünün kapsamı daraltılabilir

 Bilgilendirme yükümlülüğünün kapsamı daraltılabilir

Türk Ticaret Kanunu’ndaki mevcut uygulamalar, bilgilendirme yükümlülüğü konusunda hatalı anlayış ve uygulamalara yol açabiliyor. Zorunlu sigortalarda bilgilendirme yükümlülüğünün kaldırılması ve poliçelerde teminat dışı hallerin sınırlandırılması, sigortalıların sağlık sigortası gibi branşlarda teminat dışı haller konusunda sürprizlerle karşılaşmalarını engellerken, şirketlerin de operasyonel yükünü azaltabilir.

Bir önceki yazımızda sigortacının bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde hangi sonuçların doğması gerektiğini ele almış ve TTK bu şekliyle yürürlükte kaldığı sürece, farklı (kanımızca hatalı) anlayış ve uygulamalarla sürekli karşılaşılacağını, bunlara son vermek üzere yasal kurallarda değişiklik yapmanın şart olduğunu vurgulamıştık. Bu değişiklik acaba nasıl yapılmalıdır? Aşağıda bu konuyu inceleyeceğiz. Kanımızca bazı yasa hükümlerinin değiştirilmesi; bazı yeni yasal hükümlere yer verilmesi ve buna ek olarak bazı yeni çözümlerin benimsenmesi uygun olacaktır.

YÜKÜMLÜLÜĞÜN YENİDEN DÜZENLENMESİ

Her şeyden önce TTK 1425(2) ve TTK 1423(1) ve (2)’de aşağıdaki gibi değişiklik yapılması ve ayrıca sigorta ettirene (bütün sigorta sözleşmelerinde) sözleşmeyi kuran beyanını sözleşmenin tamamlanmasından sonra belirli bir süre içinde geri alabilme hakkının tanınması ve sigortacıya (bilgilendirmeye ek olarak) sigorta ettirenin gereksinimlerini saptama ve ona yönlendirme ve uyarıda bulunma yükümlülüklerinin de yüklenmesi lâzım gelecektir.

Yapılacak yasa değişiklikleri ile (en azından) aşağıdaki (Alman VVG’de ve Alman hukukunda öngörülmüş olan) esasların benimsenmesi lazımdır:

a) TTK 1425(2)

Öncelikle, poliçenin sigorta ettiren tarafından yapılan sözleşme önerisinden veya varılan anlaşmadan farklı olması halinde sigorta ettirenin aleyhine olan farkların geçersiz sayılacağını düzenleyen TTK 1425(2) hükmünün değiştirilmesi gerekir.

– TTK 1425(2), literatürde kısaca “öneri modeli” olarak belirtilen sözleşme yapma modeli için öngörülmüş bir hükümdür. Öneri modelinde sigorta ettirenin sözleşmeyi kurmaya yönelik önerisi sigortacı tarafından çoğu halde “kabul beyanı” niteliğindeki poliçenin sigorta ettirene ulaştırılmasıyla kabul edilmiş olmakta ve sigorta sözleşmesi de o anda kurulmaktadır.

– Borçlar hukukundaki temel kural, kabul beyanının öneriden farklı olması durumunda, sözleşmenin meydana gelmeyeceğidir. Dolayısıyla, bu olasılıkta öneriden farklı içerikteki poliçe, borçlar hukukundaki anlayış uyarınca sözleşmeyi kurmayacak, yeni bir öneri olarak değerlendirilecektir.

– TTK 1425(2), yerleşmiş kuralla bağdaşmayan bir biçimde, sigorta ettirene önerisinden (onun aleyhine olacak şekilde) farklı içerikte bir poliçe verilmesi durumunda, sırf poliçenin verilmiş olmasına sözleşmenin (irade uyuşması bulunmadığı halde) kurulması sonucunu bağlamakta; böylece sözleşme hukukunun temelini oluşturan “irade uyuşması” ilkesine aykırı bir çözüm getirmektedir.

– Oysa doğru çözüm (Alman VVG § 5’te de benimsendiği gibi) şudur: Sigortacı, sigorta ettirenin önerisini bazı değişiklerle kabul etmek istiyorsa, poliçede bu değişiklikleri sigorta ettirenin farkına varacağı bir şekilde belirtmeli ve belirli bir süre içinde buna itiraz yöneltmediği takdirde değişiklikleri onaylamış sayılacağı hususunda sigorta ettireni uyarmalıdır. Eğer sigorta ettiren süresi içinde itirazda bulunmazsa, sözleşme ancak o zaman poliçedeki koşullarla bağlayıcılık kazanabilmelidir. Eğer sigortacı bu farklara dikkat çekme ve uyarıda bulunma koşullarını yerine getirmezse, o zaman sigorta sözleşmesi sigorta ettirenin önerisine uygun biçimde kurulmuş sayılabilecektir. (O olasılıkta dahi, sigorta ettirenin “yanılma” hükümleri uyarınca sözleşme bağından kurtulması olanağı saklı olmalıdır).

– Sigortacının yapılmış sözleşmeyi değiştirme amaçlı olarak poliçe düzenleyip ulaştırması halinde de (bu olasılıkta poliçe verilmesi sigortacı tarafından değişikliğe yönelik öneride bulunulması anlamını taşıyacaktır) yukarıdaki kurallar geçerli olmalıdır.

b) Sigorta ettirenin sözleşmeyi kuran beyanını geri alma hakkı

Sigorta sözleşmelerinde, sigorta ettirene, belirli bir süre içinde sigorta sözleşmesini kurmaya dönük beyanını (gerekçe göstermek zorunda olmaksızın) “geri alma” hakkı tanınmalıdır.

– Halen TTK’nda sigorta ettirene sözleşme bağından kurtulma olanağı yalnızca hayat sigortaları için “cayma hakkı” başlığı altında verilmiştir (TTK 1489).

– Belirtelim ki 2011 tarihli TTK, önceki (1956 tarihli) TTK’dan anlamsız biçimde devraldığı (ancak “lettre morte” = ölü hüküm niteliğinde olan) bir başka cayma hükmü de içermektedir: TTK 1430(3) uyarınca sigorta ettiren, “sigortacının sorumluluğu başlamadan önce kararlaştırılan primin yarısını ödeyerek” sigorta sözleşmesinden cayma olanağına sahiptir. Fakat bu olanağın kullanıldığını görme ayrıcalığı henüz nasip olmamıştır.

– Sigorta ettirenin sözleşmeyi kurucu beyanını geri alma hakkının (bir aydan kısa süreli sigortalar; geçici sigorta teminatı sağlanan durumlar; sigorta ettirenin bir brokeri görevlendirdiği haller, “büyük riziko” niteliğindeki bir sigorta sözleşmesinin söz konusu olması) gibi bazı istisnaları olabilecektir (VVG § 8(3)).

– Sigorta sözleşmesini kuran beyanın “geri alınması” bakımından hukuksal durum şöyle olmalıdır: o Beyan geri alınıncaya kadar ilişki (bozucu koşula bağlı olarak) geçerlidir. Sigortacı o arada meydana gelecek rizikolardan sorumludur ve geri alma beyanına kadarki süre için prime de hak kazanır.

o Geri alma beyanı ulaşınca sözleşme (ileriye etkili olarak) son bulacaktır.

c) TTK 1423(1)

TTK 1423(1) hükmü de gözden geçirilmesi ve yeniden düzenlenmesi gereken bir hükümdür. Yeni düzenlemede

– Sigortacıya yüklenmiş olan bilgilendirme yükümlülüğünün kapsamı şu anki muğlâk yasal ifade iptal edilerek açık biçimde belirtilmelidir. (Eğer sözleşmeye ilişkin bütün hususların bilgilendirme kapsamında olacağı tercihi sürdürülecekse) bilgilendirmenin en başta sigorta genel ve özel şartlarını ve diğer sözleşme hükümlerini içereceği vurgulanmalıdır.

– Bilgilendirmenin “veri saklayıcısı” ile yapılabileceği ancak sigorta ettiren istediği takdirde kendisine her zaman (bütün sözleşme süresi boyunca, masrafı sigortacı tarafından karşılanmak üzere) kâğıda basılı olarak da bilgi aktarılması gerekeceği öngörülmelidir.

– Hangi hallerde sigorta sözleşmesinin yazılı bilgilendirme yapılmadan kurulabileceği yasada sayılmalı ve bu hallerde bilgilendirmenin sözleşme sonrasında gecikmeden yerine getirilmesi gerektiği hükme bağlanmalıdır. (Böylece sigorta ettiren, bilgilenmeksizin tarafı haline geldiği sigorta sözleşmesiyle bağlı olmaktan, daha sonra alacağı bilgiler ışığında – öyle uygun görmekte ise- sözleşmeyi yapmaya yönelik irade açıklamasını geri alarak kurtulmuş olabilecektir).

– Yasada ayrıca bilgilendirme yükümlülüğünün istisnaları da gösterilmelidir. En başta “büyük rizikolar” olarak nitelenen kapsamdaki sigortaların bilgilendirme yükümlülüğüne tabi olmaksızın kurulabilmesine olanak sağlanmalıdır. (“Büyük rizikolar” olarak tanımlanan haller, AB hukukunda emredici hükümlerin ve bilgilendirme yükümlülüğünün dışında tutulmuş olmakla birlikte ülkemizde bu yolda düzenleme yapılmasından özenle kaçınılmıştır. Büyük riziko bilanço toplamı, ciro ve mali yılda çalıştırdığı toplam çalışan sayısı kıstaslarından en az ikisi bakımından belirli büyüklüğe ulaşmış sigorta ettirenlere ilgili mal, sorumluluk ve mali kayıp sigortalarını; deniz, hava ve demiryolu taşıma araçları ile ilgili kasko/gövde ve sorumluluk sigortalarını; taşıma sigortalarını ve serbest meslek sahibi olan veya meslek olarak sanayi veya ticaretle uğraşan sigorta ettirenlerin bu etkinlikleriyle ilgili kredi-ticari alacak- sigortası ile kefalet sigortalarını kapsamaktadır).

d) TTK 1423(2)

Karışıklığa ve değişik yorumlara yol açan (bilgilendirme yükümlülüğünün ihlali halinde meydana gelecek sonuçlara ilişkin) TTK 1423(2) hükmü iptal edilmelidir. Bunun yerine aşağıdaki hususları içeren bir düzenleme getirilmelidir.

– Bilgilendirme yapılmadıkça, sigorta ettirenin sigorta sözleşmesini kurucu beyanını geri almak için uyması gereken (mesela 14 günlük) süre işlemeye başlamamalıdır. Bunun sonucunda kurucu beyanı geri alma olanağı bilgilendirme yapıldığı andan sonra yasada belirtilecek sürenin dolmasına kadar mevcut olacaktır.

– Kanımızca bilgilendirme yapılmamış olması halinde sigorta ettirenin bu yüzden uğradığı zararı talep etme hakkının (itiraz süresi geçtikten sonra da) mevcut olacağını TTK’da açıkça hükme bağlamak zorunlu değildir; çünkü bu hak Borçlar Kanunu’ndaki genel düzenleme uyarınca zaten mevcut olacaktır.

o TTK 1423(1) sigortacıyı bilgilendirme yapmakla yükümlü tutmuştur. Borçlar hukuku alanında, bilgilendirme yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemesinin, sözleşme görüşmeleri sırasında kusur (culpa in conrahendo, kısaca c.i.c.) oluşturacağı kabul edilmektedir. (Söz konusu görüşme süreci sonrasında) sözleşme kurulduğu takdirde “absorption” (soğurma) kuramı uyarınca culpa in contrahendo sorumluluğu artık sözleşmesel sorumluluk hükümlerine tabi hale gelmektedir. Şu halde bilgilendirme yükümlülüğüne aykırı davranmış bulunan sigortacıdan “sözleşmenin kötü ifası” (TBK m.112) temelinde tazminat istenmesi mümkündür.

o Bu sebeple, bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmeyen sigortacı aleyhine tazminata hükmedilirken, yönetmelik hükmüne dayanmak gereksiz ve yanlıştır.

e) Sigortacıya sözleşme öncesinde sigorta ettirenin gereksinimlerini saptama ve ona yönlendirmede ve uyarıda bulunma yükümlülüklerinin de yüklenmesi

Sigortacıya

– sigorta ettirenin ne gibi bir sigortaya ihtiyacı olduğunu anlama ve onu kendisine uygun bulunan ürünü seçmesi konusunda yönlendirme ve
– sigorta ettiren durumuna uygun olmayan bir sigorta talep etmişse, bunun ihtiyacını karşılamayabileceği hususunda onu uyarma yükümlülüklerinin yüklenmesi birçok halde daha sonra ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçları ve bunlardan kaynaklanabilecek uyuşmazlıkları önleyebilecektir.

GEREĞİNDEN FAZLA SINIRLAMA GETİRİLMEMELİ

Ancak bu hususlara ilişkin olarak ayrıntılı ve dengeli bir düzenleme yapılması lazımdır. Sigortacının veya sözleşme yapmaya yetkili temsilcisinin (acentesinin) her sigorta ilişkisi bakımından gereksinim belirleme, yönlendirme ve uyarı yapmakla yükümlü kılınması beklenemez. Öte yandan, bu yükümlülüklerin mevcut olacağı hallerde de kapsamı (sigortanın türüne, sigorta ettirenin özelliklerine vb. göre) değişebilecektir. Bu yön dikkate alınırsa, ilk yaklaşım olarak sigorta ettirenleri/sigortalıları gereği gibi korumak bakımından olumlu gibi görünen bu gereksinim saptama/yönlendirme ve uyarma yükümlülüğünün sigortacıya gereğinin ötesinde bir sınırlama getirmemesini sağlamak zorunludur. Bu durum da söz konusu konunun geniş biçimde tartışılmasının ve yasal düzenlemeye ilişkin kararların ondan sonrasında alınmasının önemini göstermektedir.

YÜKÜMLÜLÜK DARALTILABİLİR

Son yıllarda birçok ülkede yavaş yavaş yaygınlaşmaya başlayan bir görüş, bilgilendirme yükümlülüğünün kayda değer bir yararının olmadığını kabul etmektedir. Bu görüşün temel dayanağı, sigorta ettirenlerin sigorta sözleşmesini kurarken kendilerine yapılmış olan bilgilendirmeyi dikkate alarak karar vermedikleri olgusu ile bilgilendirme yükümlülüğünün çok ileri boyutta işgücü kaybına ve masrafa yol açıyor olmasıdır. Kaldı ki sigorta ettirenler çoğu halde kendilerine verilen bilgileri gereği gibi anlamakta da zorlanmakta ve yanlış anlamalar ve değerlendirmeler hiç eksik olmamaktadır.

Kanımızca Türkiye bakımından bu değerlendirmeye bir de şunu eklemek gerekir: Ülkemizde bilgilendirme açık yasal düzenlemeye rağmen uygulamada yer etmemiştir. Bankalar dışındaki acentelerde çoğu halde bilgilendirme yapılmamaktadır. Bilgilendirmenin yapılmış göründüğü birçok durumda da, aslında yasanın belirlediği zamana (sigorta ettirenin sözleşme ile bağlı olmasını sağlayan beyanından önce yapılması gereğine) uyulmamakta, Almanların “poliçe modeli” olarak adlandırdıkları uygulamaya benzer biçimde, bilgilendirme formu sözleşme tamamlanırken (veya tamamlandıktan sonra) ancak her halde sigorta ettirenin sözleşme kurmaya yönelik beyanından sonra sigorta ettirene verilmekte (veya kendisine imzalatılmaktadır). “Yasak savma” (daha doğrusu “yasa hükümlerini dolanma”) diyebileceğimiz bu uygulamanın amaçlanan yararı sağlamasına imkân olmadığı açıktır.

ZTS’DE YÜKÜMLÜLÜKTEN VAZGEÇİLEBİLİR

Acaba bir yandan yukarıda önerdiğimiz yasal düzenlemeler yapılırken, diğer yandan ülkemizde “bilgilendirme yükümlülüğü” en azından kısmen kaldırılmalı mıdır? Bilgilendirme kuşkusuz yararlı bir kurumdur. Ancak, fikrimizce “bütün sigorta sözleşmelerinde bilgilendirme” yapılması gereğinden vaz geçilebilir. Bazı düzenleme ve değişiklikler sayesinde, bilgilendirme yükümlülüğünün en geniş biçimde öngörülmesi ile sigorta ettirenlere sağlanmak istenen korumanın (bilgilendirme ile izlenen amacın) tatmin edici bir ölçüde elde edilebilmesi mümkün olabilir düşüncesindeyiz. Bu kısmen alternatif çözümü de göz ardı etmemek ve tartışmak lazım gelir. Bu bağlamda şunları belirtmek mümkündür:

– Zorunlu sigortalar (bilgilenmiş olarak veya olmayarak) mutlaka yaptırılmak zorunda olduğu ve bu sigortalarda sigorta ettirenin sözleşmeyi yapmama gibi bir seçeneği bulunmadığından, zorunlu sigortalarda bilgilendirmeden vazgeçilmelidir. Bu yolda bir tercih kanımızca önemli bir sakınca yaratmayacaktır.

– Öte yandan, bilgilendirmenin yalnızca “tüketici işlemi” niteliğindeki (isteğe bağlı) sigorta sözleşmelerinde (sigortanın ticari veya mesleki faaliyetle ilgili olarak yaptırılmadığı durumlarda) zorunlu sayılmasıyla yetinmek mümkündür.

– Tüketici sigortalarında sigorta genel şartlarının sigorta teminatı dışında kalan hallere ilişkin (“özel anlaşma olmadıkça teminat dışında kalan haller” ve “teminat dışında kalan haller” biçimindeki) ikili düzenlemesi değiştirilebilir ve özel anlaşmayla teminata dahil kılınabilecek haller, teminat kapsamındaki hallere dönüştürülebilir.

– Teminat dışında kalan haller savaş, nükleer rizikolar, olağanüstü doğa olayları gibi aynı anda çok sayıda ve büyük zararlara yol açan hallerle sınırlı tutulabilir (mevcut uygulamadaki teminat kapsamının tüketiciler yararına genişletilmesi).

– Yukarıdaki adımlar atılırsa, sigorta ettirene yalnızca “teminat dışındaki haller” ve sigorta ettirenin bu haller için sigortacıdan ayrı bir sigorta yaptırarak teminat elde etmesinin mümkün olup olmadığı hakkında bilgi verilmesi yeterli görülebilir.

– Öte yandan, standart tüketici sigorta sözleşmelerine ilişkin bilgilendirmenin (SEDDK tarafından oluşturulmasından sonra) TSB, SEDDK ve bütün şirketlerin web sayfalarında ilan edilmesi ve erişim sağlanması da sistemin işleyişini kolaylaştıracaktır.

– Bununla birlikte, yatırıma dönük sigorta ürünleri hakkında yapılacak bilgilendirme ayrıca (özel olarak) düzenlenmelidir.

– Sağlık giderleri sigortası sözleşmelerinde (her şirketin kendi arzu ve takdirine göre şekillendirdiği) sayfalar dolusu “teminat dışı hastalıklar” da çok sıkı bir elemeye tabi tutulmalı ve bu sigorta tüketiciler için “mayınlı alan” olmaktan çıkarılmalıdır.

Böylece, bilgilendirme ile amaçlanan noktaya (sigorta ettirenin kendi çıkarlarını koruyacak bilgileri sözleşme öncesinde edinmesi ve seçimlerini kendisi için en iyi sonucu elde edecek biçimde yapması) bilgilendirmeyle birlikte yapılacak başka bazı düzenlemeler aracılığıyla da (en azından belirli bir ölçüde) ulaşılabilecek ve uygulama daha gerçekçi bir zeminde sürdürülebilecektir.

İlginizi Çekebilir