Ardından!
ABİME ait ilk hatırladığım dönem Beyoğlu’nda şu anda Borusan Kültür Merkezi olarak kullanılan apartmanın 4. katındaki ilkokul 1. sınıftan itibaren olan hayatımız…
Evde saklambaç oynarken, evin 7 odası olduğundan dolayı onu hiçbir zaman bulamaz veya her defasında sobelenir ve yeniden gözünü kapatan ben olurdum. Aslında tüm hayatımız da sonrasında böyle geçti. O hep çok hızlı, her şeyin en önünden giden, her buluşmaya herkesten önce koşan, en yavaş anında bile sizden 3 defa hızlı olan bir kişi idi. 17 yaşında Cihangir‘de yaşadığımız dönemde babamın aldığı hediye motorsiklet ile hızı biraz daha artmıştı, yerinde durması mümkün değildi.
Evin ilk çocuğu, ailenin ilk torunu olmasının hakkını verecek tatlı bir şımarıklığı vardı ve bu hep böyle devam etti.
Tuzlu ay çekirdeği ve Dido vazgeçilmez ikilisi idi ve yanında olmazsa olmaz Haftasonu Dergisi. Magazine olan merakım abim ile keşfedilmiştir.
Odasından “Semaaaaaaaa“ diye bağırınca anlardım Cihangir’de bakkal bakkal el değmemiş dergi aramam gerektiğini, zira okunmuş gazeteye tahammülü yoktu, ilk o açacaktı derginin sayfalarını. Çok hatırlarım bakkal bakkal okunmamış dergi aradığımı!
Kimseye karşı kin, kıskançlık, hainlik duygusu beslediğine şahit olmadım, o kadar kendine yeten ve mutlu olan bir kişiydi ki kimse ile hesabı, muhasebesi olmaması zaten kendisi ile dolup taşan bir kişi olmasından mütevellit idi. Her şey ile dalga geçen, her olayı nüktedanlığı ile süsleyen ve her cümlesine bir Elma &Armut ekleyen bir kişi. Annem ile arasında sadece 18 yaş fark olduğundan aralarında tatlı bir rekabet ve takışma her daim mevcut idi. Müziğe olan derin tutkusu ile Ferdi Özbeğen‘e olan hayranlığım onun sayesindedir.
ş bitirici, koruyucu, kapsayıcı, ailesinin mutlu olması için verdiği emekleri, kurduğu geniş aile sofraları, kendi elleriyle hazırladığı lezzetli yemekleri, Bodrum sevdası ve elinden hiç bırakamadığı sigarası onu anlatan en baş özellikleri idir.
Cihangir’den Taksim‘e doğru çıkarken her esnaf ve yoldaki çoğu kişi ile ayak üstü sohbetlerine bayılır idi. Gülen yüzü yürüdüğü her yerde izini bırakarak giderdi.
Cihangir’de yaşlıların emekli işleri, kiralık-satılık ev bulmak, tadilat işleri, mahalle sorunları hep abimin onayından geçerdi, gizli bir otorite olmuştu, sanki onun izni olmadan yapılan her iş gayrımeşru idi. Ailenin her türlü bürokrasi işi ondan sorulurdu. Kiralar, vergiler, mahkemeler onun tekelinde idi. Kalemimin uç değişimi, saatimin pil değişimi bile onun işi idi, bize hiçbir iş bırakmaz, jet hızı ile her şeyi bir an önce yapar bitirirdi.
çi, dışı o kadar net ve samimi idi ki, kime ne söylese herkes sevgi ile kucaklardı söylediğini. Camının önündeki kedisi bile onu o kadar iyi tanımıştı ki, pencerenin önüne gelir, yemeğini alır, teşekkürünü eder, camın önündeki güneşli köşesine çekilir ve asla içeri girmez idi. Abimin evi onun çok özel mekanı idi ve asla belli saatten sonra misafir kabul etmez ve telefonlarını açmaz idi, hiç evlenmedi, bu dünyada köklenmek hiç istemezdi.
O kadar lezzetli yemek yerdi ki, 40 yıllık dostu İnci, “Selim iki yanağı ile aynı anda yemek yiyebilen yegane adamdı“ derdi ve gerçekten bu abimi tasvir eden en önemli fotodur gözümde! En son kuzenimin oğlunun doğum günü partisinde en az 30 çeşit yemeğin içinde çok fazla etli ürün olmadığını görüp “bunlar bana göre değil“ diyerek bile en az 4 tabak yemek yemişti!
Her gün 10 bin adımını atar, tüm sanatçı cenazelerinde en önde yer alır, her miting, her gösteri, her yürüyüşte mutlaka fiziken bulunurdu.
Her gün aile grubuna, o güne özel en az 3 video mesaj atardı. Yeğenleri onun en kıymetlileri idi; Ece Kız, Defne Sultan, Aslan Kaan. Ve bir güzel yaz gününde, yine bir hayır işini yapmış olmanın huzur ve mutluluğu içinde Beyoğlu’ndan Cihangir’e doğru yürürken ani bir kalp krizi ile ve hemen oracıkta ve o anda hayata veda eden biricik Abim! Babamla aynı yaşta (62) ve aynı sebeple ve çok ani gidişin hepimizi çok ama çok üzdü.
Rahat uyu Abim, her daim bizimlesin!
