Anı Defteri
İlkokula giriş tarihim 1970, üniversite mezuniyetim 1987, toplamda 17 yıl öğrencilik…
İşe ilk giriş tarihim 1985, son yöneticilik görevimden ayrılma tarihim 2001, toplam 16 yıl bordrolu çalışma süresi… Lisanslı sporculuk 7-8 yıl, yönetici koçluğu 4 yıl kadar, mentorluk 1,5 – 2 yıl…
Şu an hala yapmakta olduğum sigorta aracılık işimin kuruluş tarihi 2004 Kasım, yani o bile 17 yılı ancak geçmiş…
Öte yandan tamı tamına 20 yıl olmuş bu dergideki köşe yazılarım! İlk yazım Aralık 2001, elinizdeki bu sayı Aralık 2021.
Köşe yazarlığı yaşamım boyu en düzenli ve uzun soluklu meşgalelerim listesinin en tepelerinde bir başka deyişle. Birkaç gün evvel aylık yemeklerimizden birinde konuklarımız ile sohbet ediyordum. Fark ettim ki artık sektördeki çoğu yöneticiyi artık tanımıyorum. Onların büyük bir kısmı da beni ve bizi tanımıyor. Arada 20 yıl ve en az 2-3 kuşak var, o dönemin insanları ya son görevlerindeler ya da çoktan çekildiler sektörden. 20 yıl önce mesleğimin saygınlığı konusunda idealleri olan bir kişi olarak bu süre zarfında hep aynı hedefe odaklı olarak çalıştım davrandım. Yaptığım işten o zaman ne kadar keyif alıyorsam hala aynı keyfi alıyorum. O gün ne kadar öğrenmeye açsam bugün de hala aynı açlığı hissediyorum.
Oysa bu 20 yılda şirketler değişmiş, iş modelleri ve kanalları değişmiş, yasalar ve yönetmelikler değişmiş, müşteri algıları bile değişmiş bu uzun süreçte.
Öte yandan ben de değiştim tabii.
Lisede bir dersimizin hocası bize bir metin verir ve sonrasında bizler o metnin anlamını bozmayan en kısa versiyonunu yaratmaya çalışırdık. O konuda çok başarılıydım ve edindiğim bu deneyim tüm yaşamım boyunca yanımda oldu, az sözcük ile kendini doğru ve etkin ifade edebilmek.
Fakat gel gör ki elinde hazır bir metin olmadan herhangi bir konuda tüm aktarmak istediklerini bir A4’e sığdırmak kolay değil. Bu yüzden bu 20 yıl boyunca birçok yazımı dergiye gönderdikten çok sonra “şu kısmı şöyle de yapabilirmişim” ya da “yazıda şundan da bahsetseydim” dediğim de oldu.
Bir diğer zorluk da aralıklı yazmak. Günlük bir yayında ya da bir web portalinde düzenli yazmak daha kolay çünkü insan her an her gün yazacak bir şeylerle karşılaşıyor, hazır hissettiğin zaman bir anda boşalıyor paragraflar. Fakat yazı ayda bir olunca yazmaya başlamadan önce konu seçme aşaması epey uzun sürüyor. Çünkü benim için bu yazdıklarım belli bir süre sonra birilerinin okumasını dilediğim bir şey. Kimse okumasa bile yıllar sonra bir konu aklıma geldiğinde dönüp eski bir yazımı yeniden okuyorum. Dolayısıyla her yazdığımın sürekli denetim ve gözetim altında olacağı, güncelliğini koruması, yazılarımın bütünlüğü veya genel anlamda tarih ile çelişmemesi gerekliliği gibi kısıtlarım var.
Bir de tabii tekrar konulara girme riski her an yanı başımda. Oldu da kısmen birbirini tekrarlayan paragraflarım.
Birileri okuyor yazdıklarımı ve zaman zaman geri bildirimler de alıyor ve mutlu oluyorum, ama hiçbir zaman bir okuyucu fan kulübüm olacak diye düşünmedim. Zaten itiraf etmem gerekirse dergi ve okuyucular kadar kendim için de yazıyorum. Bu benim için bir disiplin, bir düzen. BES ile paralellik kurmak gerekirse nasıl küçük katkı payları ile ehven bir emeklilik ikramiyesi birikiyorsa ufak karalamalar ile de fena olmayan bir anı defteri yaratıyorum bu sayede.
Bir ara bu yazıları toparlayıp bir ya da birkaç kitap haline getireyim diye düşündüm ama şimdilik derginin arşivi dışında bilgisayarımda birer Word dosyası olarak durmakta o yazılar.
Sistemde asgari 10 yıl kalma ve 56 yaşı geçme kriterlerini yerine getirdim gerçi fakat dergi bana bu ortamı sağlamaya devam ettikçe ve siz değerli meslektaşlarım yazdıklarımı artık okumaya değer bulmadığınızı söyleyinceye kadar da yazmak niyetindeyim. Bu vesile ile bitmekte olan yılın tüm mutsuzluk ve tatsızlıkları beraberinde götürerek yerini herkes için sağlıklı, keyifli ve verimli bir 2022’ye bırakmasını dilerim.
Görüşmek üzere.
