Yeni Eskişehir

Sevgili dostum Ali İzzet Börü ile bir kaçamak yaptık; şehrin karmaşasından kurtulup iki günlüğüne Eskişehir’e gittik. En son 1990’lı yılların sonunda gitmiştim, şehir sahiden eskiydi. Eskişehir, aradan geçen yirmi küsur yıl içinde yenilenmiş; on beş yıl kadar önce ancak yolunu kaybeden turistlerin geldiği şehir, kısa sürede yenilenerek yepyeni bir turizm merkezi haline dönüşmüş. Eskişehir, günümüze kadar değişik uygarlıklara ev sahipliği yapmış. MÖ 14. yüzyılda Hititler Eskişehir merkezli büyük bir devlet kurmuşlar. MÖ 12. yüzyılda Anadolu’ya giren Frigler Anadolu’ya yayılmış ve Dorylaion adı ile bölgeye yerleşmişler. Daha sonra bölgeye Lidyalılar gelmişler ancak kısa bir süre sonra hakimiyeti Perslere kaptırmışlar. MÖ 4. yüzyılda Makedon kral İskender’in eline geçen Eskişehir, MÖ 323 yılına kadar İskender’in İmparatorluğu altında kalmış. MÖ 2. yüzyılda Roma İmparatorluğu kontrolüne geçen bölge, daha sonra Bizans hakimiyetinin altına girmiş. 1074’te Selçukluların eline geçen şehir, Selçuklular ile Haçlılar arasında yapılan savaşlara sahne olmuş. Bu zamanda şehrin adı “Sultanönü” olarak anılıyor. 1289’da Anadolu Selçukluları Eskişehir’i Osman Gazi’ye vermişler. Orhan Gazi döneminde Karamanlıların eline geçen Eskişehir, I. Murad zamanında yeniden Osmanlı topraklarına katılmış. Eskişehir’e demiryolu 1890’lı yıllarda ulaşmış ve böylelikle şehirde ticaret canlanmaya başlamış. 19. yüzyıl boyunca yöreye Kafkasya, Kırım, Romanya ve Bulgaristan’dan gelen göçmenler yerleştirilmiş. 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinden sonra göçmenlerin yerleştirilmeye başlamasıyla birlikte şehir gelişmeye başlamış.

Cumhuriyetimizin kuruluşunun temelini oluşturan Kurtuluş Savaşı’nın en önemli meydan muharebeleri; Birinci ve İkinci İnönü Muharebeleri Eskişehir topraklarında gerçekleşmiştir. Kurtuluş Savaşı’nın kilit noktalarından biri olan Eskişehir, savaşta maddi ve manevi olarak çok yıpranmış. Büyük Taarruz sonrasında 2 Eylül 1922’de Yunan işgalinden kurtarıldığında ise yıkıntı hâlinde harap bir kasaba olan Eskişehir, Cumhuriyet ilan edildikten sonra 1925 yılında il olmuş. 1900’lü yılların sonuna kadar sade bir Anadolu kenti olarak varlığını sürdüren Eskişehir, son 15-20 yılda büyük bir gelişme göstererek, bugün ülkemizin en gelişmiş şehirlerinden biri haline gelmiş. İçerisinde Osmangazi Üniversitesi, Eskişehir Teknik Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesinin bulunması nedeniyle bir öğrenci kenti görünümünde olan Eskişehir, büyük bir gelişim göstererek, 2013 yılında Türk Dünyası Kültür Başkenti ve UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Başkentliği unvanlarını kazanmış. Peki bu değişimin ve gelişimin mimarı kim? Bu efsanevi gelişime imza atan kişi, Yılmaz Büyükerşen Hocamız. Az laf, çok iş anlayışıyla, çalışkanlığıyla, yaratıcılığıyla, planlamacılığıyla, kısacası ‘az zamanda çok işler başardık’ anlayışıyla şehri bir Avrupa şehri haline getiren Hocamızın yaptıklarını iki günlük bir ziyaret içinde görüp anlatabilmek mümkün görünmüyor.

mümkün görünmüyor. Hocamız yaptıklarıyla adını Eskişehir’in tarihinde yer alan efsanevi kişileri arasına yazdırmayı başarmış. Efsanelere konu olan diğer kişileri anlatmaya yerim yetmeyecek. Kim bunlar? Kral Midas ve Gordion kahramanı Büyük İskender başı çekiyorlar. Onlara gelecek sayımızda yer verelim. Gezimizle ilgili küçük bilgiler aktararak yazımızı sonlandıralım.

Öncelikle belirteyim, Eskişehir’e yüksek hızlı trenle gittik. Atatürk’ün anayurdu dört baştan kurduğu demirağının 330 kilometrelik yolu, günümüzde hızlı trenle zamansal olarak nasıl kısalttığına şahit olduk. Maskelerle Bostancı’dan başladığımız yolculuk 2 saat 50 dakika sonra yine maskeli olarak Eskişehir garında sona erdi. Yolculuk sırasında trenin hızı zaman zaman 255 kilometreye ulaştı. Bu sürate karayolunda ulaşşanız yeni trafik cezalarına göre 4000 liranın üzerinde ceza ödemek zorunda kalırsınız. Bilet ücretlerinin de çok makul olduğunu söyleyebilirim. Benim yaşımda biri için indirimli gidiş dönüş ücreti 108 lira. Benzin fiyatlarını da göz önüne alırsanız, trenle gitmek çok daha ekonomik. Trende boş yer yok gibi, ara istasyonlarda indi bindi de oluyor. Tek sıkıntı üç saat boyunca maskeyi çıkarmadan yolculuk yapmak. Bu pandemi döneminde maskeyle dolaşmak hepimizi kepçe kulak haline getirdi. Hepimiz derken tabii kurallara uyan bizleri kastediyorum. Bu seyahatte de maskelerin, kulaklarımızı biraz daha “Midas’ın kulaklarına” benzetmesine göz yumarak öğle saatlerinde Eskişehir’e ulaştık. İlk olarak ilkokullu yıllarımda zirayet ettiğim Eskişehir’de tek değişmeyen yer Tren Garı. Klasik yapı orjinal halinde korunmuş durumda.

Sonrası? Sonrası Eskişehir efsaneleri ile birlikte gelecek yazımızda…