Acente
Şu an ofis olarak kullandığımız binaya Temmuz 2019’da taşındık.
Bulunduğumuz sokakta bizimki dahil 12 adet müstakil yapı var ve bizimki dışında hepsi mesken olarak kullanılıyor.
Bölge ortalamanın üstünde gelire sahip insanların yaşadığı bir bölge. Her evde en az 2-3 araba var. Bölge halkı çocuklarını özel okullara gönderiyor, yaz ve kış düzenli tatillere de gidiyorlar. Sanayici, beyaz yaka, doktor, iş adamı, yatırımcı vs. herkesin hali vakti yerinde kısacası.
Bizim burada bulunmamızın sebebi yaşadığım bölgeye yakın olması. 34 yıl boyunca şehre gidiş ve geliş için yıpratıcı yollar yapıp uzun saatler harcadıktan sonra 6 buçuk yıl önce artık evime yakın olma kararı verdim ve ofisi taşıdık buraya.
Sokaktan bahçeye girişte siyah bir demir kapımız var. O kapının hemen yan tarafındaki duvarda da 20x20cm bir levha var şirket adını gösteren. Bunun dışında ne binada ne sokakta ne de bölgede bir levha, bir yönlendirmemiz yok.
Çünkü şirketi kurduğumuz ilk günden beri poliçe bazlı değil uzun süreli iş ortaklığı üzerine inşa ettiğimiz bir iş modelimiz var ve bu modelde bireysel işler, bir defalık veya sokaktan gelen müşteriye satış ön planda değil. Tabii eş ve dostun ve kurumsal müşterilerimizdeki çalışanların bireysel sigortalarını keyifle yapıyoruz ama daha fazlası için özel bir çabamız, tahsis edilmiş bir ekibimiz yok.
Bu yüzden de 20 yıldan fazla sürede bulunduğumuz 4 farklı ofisin yer seçiminde yoğun trafik, görünürlük, “levha değeri” vs. gibi önceliklerimiz hiç olmadı.
Fakat tüm bunlara rağmen bir defalık işler için çok müşteri geldi ofisimize. Seyahat sağlık sigortası, Yeşil Kart, DASK gibi nereden ve kimden yapıldığı çok da önemli olmayan işler için müşteriler bize ulaştı, hemen hepsi de sigorta şirketlerinin web sitelerindeki “en yakın acentemiz nerede?” sekmesinden. Bu bir defalık gelen müşterilerden bazıları kalıcı müşterimiz de oldular hatta.
Ama dikkatimi çeken şu. Bu 4 ofis ve 20 yıl içinde, merak edip de gelen, denemek için de olsa mevcut sigortaları için alternatif teklif isteyen, ya da yüksek bir prim veya sıkıntılı bir hasar süreci için destek isteyen neredeyse hiç olmadı o sokak ya da caddedeki komşularımızdan.
Bundan dolayı bir eksiklik hissettiğim için yazmıyorum bunu, bu bir tespit ama önemli bir tespit. Sigortalılar şu veya bu şekilde mevcut durumlarından memnunlar ve bir arayış içinde değil çoğunluğu.
Ya baba yadigârı bir acente, ya sigorta işlerini devrettikleri güvenilir bir dost, ya da şu veya bu nedenle poliçelerini yaptırmak zorunda oldukları bir kurum var sahnede. Tabii bu söylediklerim bizi hiç bilmeyen, tanımayan müşteriler için geçerli; çünkü tanıyanlar dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar “şuna bir bakar mısın, bir şey yapılabilir mi?” diye başka yerlerden yaptırdıkları poliçeler veya o poliçelerdeki hasar dosyaları için zaman zaman aşındırıyorlar kapımızı.
İstanbul poliçe sahipliği, sigorta penetrasyonu açısından Türkiye ortalamasının üstünde bir şehir, bulunduğumuz bölge İstanbul ortalamasının da üzerinde bu ölçütler bakımından. Yani eğer bulunduğunuz muhite güvenip bir iş kurmuşsanız ekmek parası her şekilde çıkar. Ama bunu sadece orada olduğunuz için becerebilmeyi beklemeyin kesinlikle. Başarmak için dışarı çıkmak, müşteriye görünmek, takip etmek ve akılda kalmak şart. Çünkü eğer dokunmazsanız o müşteri kendi kendine pek gelmiyor size bu şehirde.
Ülkede acentelik kurumunun öneminin ve yerinin pek değişmemesi de bu temas, sürekli takip ve sahiplenme ile bağlantılı. Acente berber gibi, terzi gibi, mali müşavir gibi. O güven ve bağ bir kere kuruldu mu değiştirilmesi zor bir ilişki sigortalı ve acente ilişkisi. Çevrimiçi servisler, yapay zekâ çözümleri, çeşitli “yakınlık” (“affinity”) paketleri filan mutlaka önemli ve faydalı ama henüz o bire bir ilişki ve güven olgusunun yerini alabilmiş değiller bence…
Görüşmek üzere,
