Sigorta sözleşmelerinde görev ihlali sigortacının edim yükümlülüğünü etkiliyor

Sigorta sözleşmelerinde görev ihlali sigortacının edim yükümlülüğünü etkiliyor

“Sözleşmesel görevin ihlali halinde sigortacının sözleşmeyi feshedebilmesi veya edim yükümlülüğünden kurtulabilmesi, ihlalin niteliğine ve rizikonun gerçekleşip gerçekleşmediğine göre değerlendiriliyor. TTK 1449 kapsamında, rizikonun gerçekleşmediği hallerde sigortacıya belirli koşullarla fesih imkânı tanınırken, rizikonun gerçekleştiği durumlarda ise sözleşmede hüküm bulunması halinde edim yükümlülüğünden kurtulma gündeme geliyor.”

Sigorta sözleşmesi karşılıklı borç doğruna bir sözleşmedir. Sigorta ettiren prim ödeme borcu, sigortacı ise sigorta ettireni (veya sigorta sözleşmesinin üçüncü bir kişi lehine (de) yapılmış olması durumunda “sigortalı” olarak adlandırdığımız bu üçüncü kişiyi) sigorta korumasından yararlandırmak ve riziko gerçekleşince ona ödemede bulunmak borcu altındadır. Sigorta korumasından tam ve kesin şekilde yararlanmak için prim ödemeye ek olarak başka bazı davranış yükümlerine uyulmuş olması da lazımdır. TTK’da yükümlülük olarak düzenlenen ve bundan sonra aşağıda “görev” sözcüğüyle tanımlayacağımız bu davranış yükümlerini (bunlar hakkında “külfet” deyimi de kullanılmaktadır) ikiye ayırabiliriz: Yasal görevler ve sözleşmesel görevler. Yasal görevler (sözleşme öncesinde: TTK 1435 vd.; sözleşme sırasında: TTK 1444(2); riziko gerçekleşince: TTK 1446, TTK 1447, TTK 1448) doğrudan yasada öngörülmüştür. Buna karşılık sözleşmesel görevler sigorta sözleşmesinde taraflarca kararlaştırılırlar. Aşağıda (rizikonun meydana gelmesini önlemeye yönelik olarak) taraflarca üzerinde anlaşılan sözleşmesel görevlerle ilgili bazı sorunları ele alacağız. (Sözleşmesel görevleri daha önce 2018 yılında yine Sigortacı Gazetesi’nde çıkan iki yazımızda da inceleme konusu yapmıştık. Bu sefer son zamanlardaki gelişmelere ve önceki yazılarımızda değinmediğimiz hususlara ağırlık vereceğiz).

SÖZLEŞMESEL GÖREVLERE İLİŞKİN TEMEL KURALLAR

Sözleşmesel görevlerin ihlali hukukumuzda TTK 1449’da hükme bağlanmıştır. Bu hüküm (kısaca) şunları öngörmektedir:

(1) Sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün ihlali hâlinde, sigortacının sözleşmeyi kısmen veya tamamen feshederek ifadan kurtulabileceğine ilişkin hükümler, ihlalde kusur bulunmaması hâlinde sonuç doğurmaz.

(2) İhlal kusura dayandığı takdirde, durumun öğrenildiği tarihten itibaren bir ay içinde kullanılmayan fesih hakkı düşer;

(3) Sigortacı ihlalin, rizikonun gerçekleşmesine ve sigortacının yerine getirmesi gereken edimin kapsamına etki etmediği durumlarda, sözleşmeyi feshedemez. Görüldüğü gibi TTK 1449 sigortacının ödeme borcundan kurtulması için sözleşmeyi feshetmesi gerektiğini öngörmüştür. Kanımızca fesih yalnızca sözleşmesel göreve aykırılığın sigortacı tarafından riziko gerçekleşmeden önce öğrenilmesi halinde anlamlıdır Fikrimizce TTK 1449 şu şekilde değiştirilirse mantıklı ve ihtiyaca cevap veren bir işleve kavuşacaktır:  

Riziko öncesinde sigortacı sözleşmesel görevin kast veya ağır ihmal ile ihlali söz konusu olduğu takdirde sözleşmeyi (ihlali öğrenmesinden başlayarak) belirli bir süre içinde (mesela bir ay) fesih yoluna gidebilmelidir. Fesih sigortacının fesih beyanını ulaştırdığı anda (ek bir süre gerekmeksizin) hüküm doğurmalıdır. Buna karşılık riziko öncesindeki sözleşmesel görev ihlali kusursuz veya yalnızca hafif ihmal sonucu söz konusu olmuşsa, sigortacı fesih hakkına sahip sayılmamalıdır.

Rizikonun gerçekleştiği hallerde sözleşmesel göreve aykırılık sebebiyle sigortacının edim yükümlülüğünden (tamamen veya kısmen) kurtulması şu koşullarla mümkün olmalıdır:

• Bu yaptırım (görev ihlali halinde sigortacının edimle yükümlü olmayacağı) sigorta sözleşmesinde açıkça kararlaştırılmışsa mümkün görülmelidir.

• Görev ihlâli kasıtlı ise, sigortacı edim borcundan ancak sigorta ettiren veya sigortalının kastını kanıtlayarak kurtulabilmelidir.

• Buna karşılık göreve aykırılık ağır ihmalden kaynaklanmışsa, sigortacının ödeyeceği tutar ihmalin ağırlığı ile orantılı şekilde indirime tabi tutulabilmelidir. Fakat bu olasılıkta kanıt yükü yer değiştirmeli ve sigorta ettiren/ sigortalı (teminattan tam olarak yararlanmak için) görev ihlalinde ağır ihmalinin bulunmadığını ortaya koymalıdır.

• Sözleşmesel göreve aykırılık ile rizikonun gerçekleşmesi arasında nedensellik yoksa veya görev ihlali rizikonun (hangi koşullarda meydana geldiğinin) saptanması veya sigortacının edim yükümlülüğünün kapsamı üzerinde etki doğurmamışsa sigortacı (sigorta ettiren veya sigortalının görev ihlâlinde hileli hareket etmiş olması hariç) edim yükümlülüğünden kurtulmuş olduğunu ileri sürememelidir.

Sözleşmesel görevlere ilişkin yasa hükmü sigorta ettiren/ sigortalı aleyhine değiştirtilememeli ve sigortacının göreve aykırılık halinde cayma hakkına sahip olacağına ilişkin anlaşma yapma hakkı bulunmamalıdır. Yukarıdaki içerikte yeni bir hükme yasada yer verilene kadar TTK 1449’in mevcut şekli uygulanacaktır.

Kanımızca TTK 1449(1) hükmünü söylemindeki feshe ilişkin kısıtlayıcı ifade dikkate alınmaksızın ( “fesih” unsuru bütünüyle yok sayılarak) uygulamak doğru olur. Buna göre, rizikonun gerçekleşmediği hallerde sigortacı görevin ihlal edildiğini saptamışsa, TTK 1449(2) uyarınca bir ay içinde sözleşmeyi feshedebilmelidir. Rizikonun meydana gelmiş olduğu hallerde ise -eğer sözleşmede bu yolda hüküm varsa- edim yükümlülüğünden kurtulmuş olduğunu ileri sürebilmelidir.

Sigortacının riziko öncesinde fesih beyanında bulunabilmesi veya rizikonun gerçekleştiği durumlarda edim yükümlülüğünden kurtulduğu savunmasını yapabilmesi sözleşmesel görevin “kusur” ile ihlal edilmiş olmasına bağlı olacaktır (TTK 1449(1) son).

Rizikonun gerçekleşmiş olduğu hallerde sigortacının edim yükümlülüğünden kurtulduğu savunması sözleşmesel görevin ihlali ile rizikonun gerçekleşmesi arasında nedensellik bağı bulunmasına veya göreve aykırılığın sigortacıya düşen edim yükümlülüğünün kapsamına (sigortacı açısından olumsuz) etki yapmış olmasına bağlı olacaktır (TTK 1449(3)).

HÜKÜMLERİN BİRBİRİNDEN NASIL AYRILACAĞI KONUSU

Sigorta hukukunun en tartışmalı konularından biri de sigorta sözleşmesinde yer alan sözleşmesel görev hükümleri ile teminat dışı bırakılan hallere ilişkin hükümler arasında nasıl ayrım yapılacağıdır. Riziko öncesinde (rizikonun gerçekleşmesini önleme amacına yönelik olarak) yerine getirilmesi gereken sözleşmesel görevler çoğu halde sigorta ettiren ve/veya sigortalının önlem almasını veya bazı durumlarda da herhangi bir eylemde bulunmamasını (kısaca belirli şekilde hareket etmesini veya etmemesini) öngörürler. Bir davranış yükümü sözleşmesel görev olarak düzenlenebileceği gibi teminat dışında kalan hal (teminat istisnası) olarak da düzenlenebilir.

Mesela: Taşımayı yapacak aracın yola elverişliliği sağlanacaktır.- – Yola elverişliliği sağlanmamış araçlarla yapılan taşımalar teminat dışındadır. (Bundan başka, bir davranış yükümünün yerine getirilmesi sigorta korumasının ön şartı olarak da öngörülmüş olabilir: “Sigorta ettirenin x, y, z önlemlerini alması sigorta teminatının devreye girmesinin ön şartıdır”. Sözleşmesel görev ile teminat dışında bırakılan hal arasındaki ayrım bakımından kabul edilecek ilkeler kural olarak teminatın ön şartı bakımından da geçerli sayılabilir). Bir davranış yükümünün sözleşmesel görev olarak düzenlenmesi TTK 1449’un uygulanmasını gerektirir. Bu düzenleme uyarınca özellikle sigortacının yararlanabileceği yaptırımlar kusur, hak düşürücü süre ve nedensellik koşulları yüzünden ancak sınırlı bir biçimde hayata geçirilebilecektir. Buna karşılık teminat dışında kalan hal bakımından bu gibi kısıtlamalar söz konusu değildir. Bu farklar dolayısıyla davranış yükümü öngören sözleşme kayıtlarının “sözleşmesel görev” olarak mı yoksa “teminat dışında bırakılan hale ilişkin hüküm” olarak mı değerlendirileceği büyük önem taşır. Önceleri sigorta ettiren veya sigortalının bir davranışına “teminat dışında kalma” sonucu bağlanmış olan hallerde bugün eleştirildiği görülen “gizlenmiş görev” çözümü gündeme gelmekte idi. Buna göre “teminat dışında kalan hal” olarak kaleme alınan bir sözleşme koşulunun “davranış yükümü” içermesi durumunda bunun sözleşmesel görev hükmü sayılması ve sözleşmesel göreve ilişkin yasal düzenlemeye tabi tutulması söz konusu idi. Hangi tür davranış yükümlerinin “gizlenmiş görev” sayılmaya elverişli olduğu ise çok net değildi. Öğretide gizlenmiş görevin varlığı için sigorta ettirene (genel değil) “özel” (belirli) bir davranış yükümünün yüklenmiş olması gerektiği belirtilmekte idi. Mesela PEICL’da (Avrupa Sigorta Sözleşmesi Hukuku İlkeleri) sigorta sözleşmesinin içerdiği “gaz tüplerinin özel düzenlemelere aykırı olarak kusurlu şekilde işleme tabi tutulması sonucu çıkan yangından sorumluluğun kapsam dışında olacağı” kaydını sözleşmesel görev; buna karşılık “gaz tüplerinin işleme tabi tutulması sonucu çıkan yangından sorumluluğun sigorta kapsamı dışında olacağı” kaydını teminat dışı hal düzenlemesi saymak gerektiği değerlendirmesi yer almaktadır. “Gizlenmiş görev” çözümünde eğer başlangıçta devreye girmiş olan sigorta koruması, sigorta ettirenin veya sigortalının daha sonraki davranışları nedeniyle yitirilmekte ise sözleşmesel görev hükmünün, buna karşılık sigorta ettiren veya sigortalının sonraki davranışlarından bağımsız olarak baştan itibaren sigortacının üstlenmediği bir durum söz konusu ise teminat dışında bırakılan halin varlığı söz konusu olmaktadır. Bir sözleşme koşulunun bunlardan hangisi olduğu değerlendirilirken, bunun metninin nasıl oluşturulduğuna ve sözleşmenin neresinde bulunduğuna bakılmayacaktır. Bu çerçeve içinde “gözetim altında olmayan taşıttaki değerli malların uğradığı zararın teminat dışında olacağı” biçimindeki sözleşme koşulu sigorta ettirene bir davranış yükümü yüklediğinden, bu tür zararların sigortanın koruma kapsamına dahil olmayacağını açıkça belirtmesine rağmen bir sözleşmesel görev hükmü olarak değerlendirilecektir. (Bunun sonucunda eğer araç üzerindeki gözetim eksikliği sigorta ettirenin kusuruna dayanmıyorsa veya aracın gözetim altında olmaması ile zarar arasında nedensellik bulunmuyorsa, sigortacı sorumlu olacaktır). Alman yargı uygulamasında gizlenmiş görevin kabul veya reddedildiği bazı hallere örnekler:

• Değerli eşyanın taşınması sigortasında hangi önlemlerin alınacağı hususunun sigorta ettirene bırakılmış olması: Gizlenmiş görev (sigorta ettirene rizikoyu azaltıcı davranış yükümü yükleniyor)

• Değerli eşyanın en az 200 kg ağırlığında olan kilitlenmiş zırhlı çelik kasa veya duvara gömülü kapısı zırhlı çelik kasa veya üzerinde anlaşılacak özelliklere sahip kilitli koruyucu kap dışında olması hali için öngörülen tazminat sınırları: Gizlenmiş görev değil, riziko (teminat) sınırlaması.

• Gece vakti klozu (bisikletin çalınmasının saat 06.00 ile 18.00 arasında veya bisiklet kullanılmakta iken ya da bisiklet herkese açık bir bisiklet bırakma yerinde iken gerçekleştiği kanıtlanmak koşuluyla teminat altında olacağına ilişkin kloz): Teminat dışı hal.

• Haklı bir savunmanın yapılmaması veya geçerli bir hukuksal olanaktan hiç veya zamanında yararlanılmaması halinde meydana gelen alacak kaybının sigortanın kapsamı dışında kalacağı klozu: Gizlenmiş görev.

• Geminin elverişli olarak sefere çıkarılmamasından kaynaklanan zararların sigorta koruması dışında kalacağı klozu: Gizlenmiş görev. Gizlenmiş görev çözümü, ortalama düzeydeki sigorta ettirenlerin teminat dışı hal ile gizlenmiş görev arasında ayrım yapmasının güç olduğu, benimsenen ayırt edici kıstasların daha çok konu hakkında uzmanlığı bulunan kişiler bakımından anlam taşıdığı belirtilerek eleştirilmekte idi. Bundan başka azınlıkta kalan bir görüş genel işlem koşulları hakkındaki ilke ve kurallar uyarınca (özellikle saydamlık ilkesine aykırılık dolayısıyla ve sigorta ettirenin hukuksal durumunu kötüleştirdiği için) gizlenmiş görevlerin geçersiz sayılması lazım geldiğini benimsemiş idiyse de çoğunluk buna katılmamıştır. Ayrıca Almanya Federal Mahkemesi’nin “sigorta genel şartları sigorta ettiren tarafından yorumlanırken bunların söyleminin esas alınması ve kullanılan sözcüklerin genel sözlük anlamlarına dayalı bir anlayışın belirleyici olması” ilkesini gizlenmiş görevler hususunda uygulamamasının çelişkili olduğu da vurgulanmıştır. Çünkü söze dayalı anlayış uyarınca teminat dışı hal olarak tanımlanmış bir durumu (mesela “yetersiz güvenlik önlemi olasılığında sigorta teminatı işlemeyecektir”) sigorta korumasının devre dışında bırakıldığı hal saymak gerekecektir. Aynı şekilde, sigorta ettirenin bir davranışına (mesela “sigorta konusu malın gözetimsiz bırakılması”) sigorta korumasından yoksunluk sonucunun bağlandığı hallerde de sigorta teminatının işlerlik kazanmayacağı düşünülecektir. Alman yüksek yargısı ise gizlenmiş görevlerde bunun tersine bir çözüm benimsemekteydi. Fakat günümüzde artık “gizlenmiş görev” çözümünün geçerli olmayacağı görüşü ağır basmaktadır. Bunun genel işlem koşullarına ilişkin düzenlemeye aykırılık yanında diğer bir gerekçesi şudur: Sigorta sözleşmesinde yer alan bir hüküm eğer “teminat dışında kalan hal” olarak belirtilmişse, öyle olduğu kabul edilmelidir. Ancak eğer bu hüküm sigorta ettirenin veya sigortalının bir davranışını esas almakta ise o zaman yasadaki sözleşmesel görev düzenlemesinin emredici niteliği ile çelişki meydana gelmiş olacaktır. Çünkü teminat dışında kalan hal söz konusu olduğunda sigorta ettirenin kusuru dikkate alınmayacaktır. Buna karşılık yasanın sözleşmesel göreve ilişkin hükmü kusur koşulunu içermektedir. Aslında sözleşmesel görev olarak düzenlenmesi gereken fakat teminat dışında bırakılan hal olarak öngörülen hüküm, yasanın sözleşmesel görevlere ilişkin kuralına uygun olmak zorundadır. Uygun değilse emredici hükme aykırılık dolayısıyla geçersiz sayılmalıdır.

DİKKATE ALINMASI GEREKEN BAZI HUSUSLAR

Belirli saptamaların (mesela çalışanın güveni kötüye kullanma eyleminin) öngörülen süre içinde ihmal edilmesi sözleşmesel görev kapsamında değildir. Bu gibi durumlarda sigorta ettiren veya sigortalıdan beklenen davranış değil, gecikmeye bağlı sakıncalar nedeniyle sigorta korumasının baştan itibaren devre dışı bırakılmasının uygun olacağı düşüncesi ön plana çıkmaktadır. Süre içinde saptama yapılmış olmadığı takdirde sigorta ettiren veya sigortalının bunda kusuru olmasa dahi sigortacı edim ile yükümlü olmayacaktır. Sözleşmesel görevin açıkça kararlaştırılmış olması lazımdır. Ancak bazı ayrık hallerde bir davranış yükümü açıkça sözleşmesel görev konusu yapılmamış olsa dahi, hukuk düzeni (özellikle yargı) sigortacının edim yükümlülüğünü ortadan kalkmış sayabilir. Sigorta ettiren hileli davranış sergilemiş ise, bu (güven kırıcı) davranış sigortacının edimini yerine getirmesini kendisinden beklenemez bir hale getirmiş olabilir. Sözleşmesel görev saydam bir biçimde kaleme alınmış olmalıdır. Sigorta ettiren sözleşmesel görev kapsamında kendisinden nasıl davranmasının beklendiğini ve sigorta korumasından yararlanma olanağını hangi koşullar altında yitireceğini net bir şekilde anlayabilmelidir. Bundan başka sözleşmesel görev sigorta ettirenin durumunu lüzumu olmayan bir şekilde ağırlaştırmamalıdır. Genel işlem koşulları hakkındaki düzenleme bunu gerektirmektedir (Türk Borçlar Kanunu m.23 ve m.25).

Sigorta ettirenin çok kısa süre için sigortalı konut veya işyerinden ayrılması halinde dahi bu yer için öngörülen kilitleme ve alarmı kurmak gibi diğer güvenlik önlemlerini alması gerektiğine ilişkin sözleşme koşulu “gereksiz ağırlaştırma” sayılabilir. Aynı şekilde, basit hırsızlıkları da temin eden bir sigorta sözleşmesinde yer alan “sigorta konusu malın kısa süre için dahi olsa gözetimsiz bırakılmaması veya ortada bırakılan giysi veya çanta içine konulmaması” koşulu da sigorta ettirenin durumunu gereksiz yere elverişsiz kılan bir koşul olarak kabul edilebilir. Bu son hüküm katı bir yaklaşımla değerlendirilirse, gece vakti dahi sigortalı mala ilişkin özel bir gözetim görevi içeriyor sayılabilecektir. Eğer sigortacı sigorta sözleşmesinde kararlaştırılan sözleşmesel göreve ilişkin davranış yükümleri hakkında yazılı olarak veya web sayfasında açıklamalarda bulunmuş, fakat sigorta ettiren kendisinden ne şekilde davranış beklendiği hususunda duraksamaya düşmüşse (sözleşme hükmü ile açıklama arasında duraksama yaratacak farklar bulunmakta ise), sigorta ettirenin lehine olan açıklamalar esas tutulabilir. Sigorta ettirenin bu açıklamalara uygun hareket etmiş olduğu hallerde sözleşmesel görevin kusur ile ihlal edildiği artık ileri sürülememelidir. Sözleşmesel görev genel (soyut) biçimde tanımlanmış olabilir. O takdirde sigorta ettiren veya sigortalı tarafından uyulması gereken güvenlik önlemleri (yürürlükteki) başka kurallar dikkate alınarak somutlaştırılacaktır. Mesela “sigorta ettirenin mevzuatta öngörülen ve ilgili meslek örgütünün tavsiye ettiği bütün güvenlik önlemlerini alması” öngörülmüşse durum böyledir. Sigortacı bir sözleşmesel göreve ilişkin açıklayıcı örnekler paylaşmış ise, bu örnekler sigorta ettirenin söz konusu görev hakkındaki anlayışını etkiler. Sigorta ettirenin davranışı açıklayıcı örnek ile bağdaştırılamıyor fakat sigorta sözleşmesindeki sözleşmesel göreve ilişkin genel (soyut) tanıma uygun bulunuyorsa, bu durum sözleşmesel görevin “açık” olmadığı veya (en azından) sigorta ettirenin ağır kusurlu sayılmayacağı şeklinde değerlendirilebilir. Sözleşmesel görev sigorta ettirenin kişisel bilgilerini (mesela ekonomik durumunu, daha önce ceza yargılamasında aleyhine verilmiş olan cezaya çarptırılma kararlarını hatta sağlığı ile ilgili gelişmeleri) sigortacıyla paylaşmasını öngörebilir. Bu gibi bir sözleşme hükmü üzerinde anlaşılması hukuka uygundur. Bu bağlamda sınırları medeni hukuk kuralları çizer. Gen testi yaptırılması ve sonuçlarının sigortacıyla paylaşılmasını öngören anlaşmalar bağlayıcı sayılmamaktadır. Üzerinde anlaşılan (riziko sonrasında yerine getirilecek) sözleşmesel görevler sigorta ettirenin konutunda inceleme yapılmasını öngörebilir. Bunu konut dokunulmazlığı ilkesine aykırı saymamak lazımdır.

Yorum yazın