Motorlu araç sigortalarında sürücünün kaza yerinden ayrılması-II

Motorlu araç sigortalarında sürücünün kaza yerinden ayrılması-II

“Motorlu araç sigortalarında, trafik kazası meydana geldiği zaman sürücünün kaza yerinden (haklı bir sebep olmaksızın) ayrılması o araçla ilgili sigortalar bakımından önemli bazı hususların saptanamamasına yol açabilmekte ve bu da sigortacı ile sigorta ettiren (başkası lehine sigorta yapılmışsa sigortalı) arasında sorun yaratmaktadır.”

Bir önceki sayıda yayınlanan “Motorlu araç sigortalarında sürücünün kaza yerinden ayrılması-I” isimli yazının devamıdır.

Motorlu araç sigortalarında, trafik kazası meydana geldiği zaman sürücünün kaza yerinden (haklı bir sebep olmaksızın) ayrılması o araçla ilgili sigortalar bakımından önemli bazı hususların saptanamamasına yol açabilmekte ve bu da sigortacı ile sigorta ettiren (başkası lehine sigorta yapılmışsa sigortalı) arasında sorun yaratmaktadır. Bu kısa yazımızda konuyu Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları (ZTS) ve Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları (İMM) açısından değerlendireceğiz. Anımsanacağı gibi, kasko sigortası bakımından daha önce değerlendirme yapmıştık.

ZORUNLU TRAFİK SİGORTASI (ZTS)

Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’ndan farklı olarak Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, sürücünün kaza yerini terk etmesi halinin “teminat dışında” olduğu hakkında açık bir hüküm içermemektedir. Hemen belirtelim ki ZTS Genel Şartları’nda bu gibi bir hükmün bulunmaması yerindedir. “Zorunlu mali sorumluluk sigortası dışında kalan hususlar” başlıklı Karayolları Trafik Kanunu (KTK) m.92 ZTS kapsamı dışında olan/bırakılabilecek halleri sayan uzun bir liste içermektedir (KTK m.92 bent a ilâ m). Bu listede “sürücünün kaza yerinden ayrılmış bulunması” mevcut değildir. Yasanın öngörmediği bir hali sigorta genel şartlarında teminat dışında bırakmanın ise doğru bir çözüm oluşturmayacağı açıktır.

Öte yandan, belirtelim ki kazaya yol açan sürücünün olay yerinden (haklı sebep olmaksızın) ayrılması durumunda sigorta teminatının devreye girmemesi ZTS’nın zarar gören kişileri koruma amacına bütünüyle ters düşerdi. Aynı zamanda sürücü olan işletenin üçüncü kişiye kasten zarar vermesi olasılığında dahi ZTS teminatının zarar gören lehine işlemesi gerektiği dikkate alınırsa (kanımızca Alman hukukundan farklı olarak Türk hukukunda benimsenmesi lazım gelen çözüm bu yöndedir), sürücünün kaza yerini terk etmesinin zarar görenle olan ilişkide sigorta korumasını engellememesi gerektiği kendiliğinden anlaşılır. (İsviçre’de Sigorta Sözleşmesi Kanunu -LCR- m. 59 fk.3’ün 2022 yılından bu yana yürürlükte olan yeni düzenlemesi, zorunlu sorumluluk sigortalarında zarar görene karşı “rizikonun kasten gerçekleştirilmiş olduğu” savunmasının ileri sürülemeyeceğini açıkça hükme bağlamıştır). Sürücü işletenin kazaya kasıtlı olarak neden olması dahi sigorta teminatını devre dışında bırakmazken, onun (veya işletenden başka bir kişi olan sürücünün) kaza yerinden ayrılmasının sigorta korumasını etkisiz hale getirmesine imkân olmayacağı kuşkusuzdur.

Kazaya neden olan aracın ZTS poliçesini düzenlemiş bulunan sigortacı ile zarar gören arasındaki ilişkide “zorunlu mali sorumluluk sigortası dışında kalan hususlar” başlıklı KTK m.92’nin rolü şöyle tanımlanabilir: Bu maddede sayılan haller (zorunlu olarak yapılan/yaptırılan sigorta sözleşmesinde teminat harici oldukları belirtilmiş olmak koşuluyla) zarar görene karşı da hüküm ifade eder. Diğer bir anlatışla, bu haller söz konusu ise, sigortacı zarar görene tazminat ödemez. KTK m.92’nin amacı sigortacının yalnızca sigorta ettirene karşı değil, aynı zamanda zarar görene karşı da sorumlu olmayacağı durumları düzenlemektir.

Buna karşılık, KTK m.92’de sayılmayan bir halin sigorta sözleşmesinde (özel şart kararlaştırılarak) koruma kapsamı dışında bırakılması, zarar görene karşı sonuç doğurmaz çünkü KTK m.95 fk.1 uyarınca sigortacının zarar görene karşı “sigorta sözleşmesinden doğan ve tazminat yükünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran halleri ileri sürmesi” mümkün değildir. Bu nedenle, “sürücünün kaza yerinden (haklı sebebe dayanmaksızın) ayrılması” halini ZTS Genel Şartları’nda bir teminat dışında kalan hal olarak öngörmek veya sigorta sözleşmesinde bu anlamda bir özel şarta yer vermek sigortacıyı zarar görene tazminat ödemekten kurtarmayacaktır.

Bu noktada şunu netleştirmekte yarar olduğunu düşünüyoruz: KTK’da değişiklik yapılarak sürücünün kaza yerini terk etmesi hali bir “teminat istisnası” (teminat dışında kalan hal) olarak KTK m.90’a eklenirse durum değişir ve ZTS bu değişikliğe uygun hale getirildiği takdirde, sigortacı “sürücünün kaza yerinden ayrılması sonucunda ödeme yükümlülüğünden kurtulduğunu” zarar görene karşı başarıyla savunabilir. Önemle vurgulayalım ki KTK m.95 fk.1 buna engel oluşturmaz. “Tazminatın azaltılması veya kaldırılması sonucunu doğuran haller” başlıklı KTK m.95 fk.1 (sözleşmeden doğanlara ek olarak) “sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan” savunmaların da zarar görene karşı ileri sürülemeyeceğini” hükme bağlamakla birlikte, burada sözü geçen “kanun hükümleri” KTK’daki değil Türk Ticaret Kanunu’ndaki (sözleşme öncesinde bildirim, rizikoyuı ihbar, koruma önlemleri alma gibi görevlere aykırılık halinde sigortacının tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına imkan veren) hükümlerdir (KTK m.95 fk.1’deki “sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümleri” deyimi kaynak İsviçre kanunundan yanlış anlamaya yol açacak şekilde çevrilmiştir. Kaynak kanunda LCA’daki -İsviçre Sigorta Sözleşmesi Kanunu’ndaki- hükümlere yollama yapılmıştır. LCR’deki hükümler -hangi hususların zorunlu trafik sigortası dışında kalacağına ilişkin hüküm de dahil- bu yollamanın dışındadır). Dolayısıyla KTK’da yer alacak yasal bir istisnanın zarar görene karşı da geçerli bir savunma teşkil edeceği kabul edilmelidir.

Ancak yukarıda da altını çizdiğimiz gibi, “kaza yerini terk etme” halini KTK’nda teminat dışında bırakmak için makul bir neden mevcut değildir. Tersine zarar görenleri koruma amacı böyle bir halin öngörülmemesini gerektirir.    

Zarar görenle olan ilişkiyi böylece özetledikten sonra, şimdi, sigorta ettiren araç işleteni ile ZTS poliçesini düzenleyen sigortacı arasındaki ilişkiye gelebiliriz. Bu bağlamda öncelikle şunu belirtmek lazımdır: Hukuk düzeni kendisini zorunlu tuttuğu için sorumluluk sigortası yaptıran araç işleteni de kuşkusuz bu sigortadan yararlanmak hakkına sahiptir. KTK uyarınca sorumluluğunun gerçekleştiği durumlarda, tazminat yükünün sorumluluk sigortacısı tarafından karşılanmasını beklemesi doğal hakkıdır. Teminat dışında bırakılan her hal, onun tazminat yükünü kendi imkânlarıyla karşılamasına sebep olacaktır. Bu bakımdan işletenin çıkarı KTK m.90’da en az sayıda istisnaya yer verilmesi yönündedir. Sigorta koruması dışında bırakılan haller olağan koşullarda işletenin sorumluluğunun gerçekleştiği hallerdir.

Önemle vurgulayalım ki KTK m.92 kanımızca birçok gereksiz istisna içermektedir: İşletenin sorumlu olmayacağı bazı hallerin sigorta koruması dışında kalacağına ilişkin istisna hükümlerine genel şartlarda yer vermeye lüzum yoktur. Eğer sorumluluk gerçekleşmemişse zaten sigortanın devreye girmesi ihtiyacı ortaya çıkmamış demektir. Buna karşılık işletenin sorumlu tutulabileceği durumlarda sigorta desteğinin eksik kalması ciddi ve önemli bir sorundur.

ZTS’nın KTK m.92’de sayılmayan istisna hallerine yer vermesi acaba sigorta ettiren araç işletenine karşı geçerli sayılacak mıdır? KTK’nda öngörülmeyen veya KTK’nda kamu otoritesi tarafından genel şartlarda düzenlenmesine açıkça yeşil ışık yakılmış olmayan teminat dışı haller kanımızca yalnızca zarar görene karşı değil, sigorta ettiren araç işletenine karşı da ileri sürülememelidir. Ancak buna ilişkin açık bir hukuk kuralı bulunmamaktadır. Tersine KTK m.93 fk.1 genel şartların kamu otoritesi tarafından “saptanacağını” öngörmüştür. ZTS Genel Şartları, sigortacı ile sigorta ettiren arasında bağıtlanan sigorta sözleşmesinin hükümleri olduğuna göre, taraflar arasında bu sözleşmede bulunan istisna hükümleri geçerli sayılacaktır.

İstisna hükümleri, verilen sigorta teminatı ile alınan prim arasında denge sağlanması amacına hizmet eden üç araçtan biridir (diğerleri teminat limiti ve muafiyet indirimi öngörülmesidir). ZTS karşılığında alınan primler sigortacıların ödemek zorunda kaldıkları tazminatların toplamını karşılamadığı ve sigortacılar zarar ettikleri için, (ve ayrıca prim tutarlarının yükseltilmesine soğuk bakıldığı, muafiyet indirimi zarar görenleri koruma bakımından uygun bulunmadığı ve limitlerin çok düşük tutulması da ZTS’ndan beklenen yararı azalttığından) istisna hükümlerinin çoğaltılmasına ılımlı yaklaşılmıştır.

Önemle altını çizelim ki (sigorta ettiren araç işleteni bakımından) teminat dışında bırakılan haller sadece KTK m.92’de sayılanlardan ibaret değildir. Buna ek olarak ZTS Genel Şartları m.B.4 de sigorta ettirenin sigortadan yararlanmasına önemli sınırlamalar getirmiştir. “Zarar Görenlerin Haklarının Saklı Tutulması ve

Sigortacının Sigortalıya Rücu Hakkı” başlıklı ZTS GŞ m.B.4 “zarar görene ödemede bulunan sigortacının, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda kazaya sebebiyet veren sigortalıya rücu edebileceğini” belirttikten sonra (a) ilâ (f) bentlerinde sigortalıya (işletene) rücu edilebilecek başlıca halleri (rücu nedenlerini)

saymıştır. Bu haller arasında sürücünün kaza yerini terk etmiş olması da vardır. B.4 maddesinin (f) bendi aşağıdaki gibidir:

f) Bedeni hasara neden olan trafik kazalarında sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin, tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma gibi zorunlu haller hariç olmak üzere, olay yerini terk etmesi veya kaza tutanağı, alkol raporu vb. kazanın oluş koşullarına ilişkin gereken belgelerin düzenlenmesi yükümlülüğüne aykırı davranması   

Zarar görene ödeme yapan sigortacının daha sonra işletene rücu edebileceği haller, işletenin sigorta korumasından yararlanmasının uygun görülmediği, diğer bir ifadeyle bu korumanın dışında bırakılmış olan hallerdir. Bunların KTK m.92’de sayılan istisna hükümlerinden farkı, sigortacının bu hallerde zarar görene karşı sorumluluktan kurtulamaması ve ödeme yapmak zorunda kalmasıdır. Ancak sigortacı ZTS GŞ m.B.4 uyarınca ödediğini daha sonra işletenden geri alacaktır. Kısaca sigortacının rücu imkanına sahip bulunduğu durumlarda işletenin tazminat yükünden ve (malvarlığı elverişli ise) ödeme yapmaktan kurtulması mümkün olmayacaktır. (Bununla birlikte işleten, sigortacının zarar görene yapacağı ödeme sayesinde, zarar görene karşı o ödeme oranında borçtan kurtulmuş olacaktır; bu açıdan sigortanın işletene yarar sağladığı belirtilebilir. Fakat bu yarar “geçici” niteliktedir. Zarar gören yerine son aşamada sigortacıya borçlanma durumu söz konusudur; kaldı ki zarar tutarı teminat limitini aşmakta ise, aşan kısım için zarar görene karşı sorumluluğu da sürecektir).

Sürücünün olay yerinden haklı neden olmamasına rağmen ayrılması, sigortacının durumunu ağırlaştırmaya elverişlidir. ZTS GŞ m.B.4 bent (b) ve ( c) işletene sürücü belgesi olmayan bir kişinin veya uyuşturucu yahut alkol etkisi altında bulunan bir sürücünün kazaya yol açmış bulunması hallerinde de rücu edilebileceğini belirtmektedir. Kaza yerinin terk edilmesi olasılığında bu rücu hakkını kullanma koşullarını kanıtlama imkânı sigortacının elinden alınmış olabilir. Bu açıdan bir kaza söz konusu olduğunda, sürücünün olay yerinde kalmasının istenmesi makul bir beklenti sayılabilir. Bununla birlikte, sürücünün kaza yerinden ayrılmış olmasının ZTS’nin sağladığı sorumluluk teminatından yararlanma hakkının yitirilmesini haklı gösterecek kadar “vahim” ve sigortacının özel olarak kollanmasını gerektiren bir ihlâl niteliğinde görülmesi tartışmaya oldukça açık bir husustur. 

Kısaca değinmemiz gereken bir diğer husus da şudur: KTK m.95 fk.2 (ve ZTS GŞ m.B.4 fk.1) zarar görene ödemede bulunan sigortacının “sigorta sözleşmesine

göre tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda” sigorta

ettirene başvurabileceğini öngörmüştür. ZTS GŞ incelendiğinde, ZTS GŞ m.B.4’te sayılan durumlarda işletenin sigorta teminatından yararlanamayacağının açıkça belirtilmediği, yalnızca bu haller söz konusu olmuşsa, işletene rücu edileceğinin hükme bağlandığı görülmektedir. Kanımızca salt rücu edileceğinin öngörülmesi, rücu konusu olan hallerin (sigorta ettiren araç işleteni ile sigortacı arasındaki ilişkide) teminat dışında bırakıldığı anlamını da içermektedir. Bu nedenle sözleşmede bu hallerin sigorta kapsamında olmayacağına dair ayrı bir düzenleme bulunmasına gerek olmadığını düşünüyoruz. 

İMM GENEL ŞARTLARI

Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları (kısaca İMM) trafik kazası sonrasında sürücünün kaza yerinden ayrılmasına ilişkin olarak doğrudan hüküm içermemekte, konu hakkında dolaylı bir düzenleme getirmiş bulunmaktadır. İMM m.4 aşağıdaki gibidir:

Tazminatın Azaltılması veya Kaldırılması Sonucunu Doğuran Haller

Madde 4-Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran haller zarar görene karşı ileri sürülemez. Ödemede bulunan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigortalıya rücu edebilir.

Sigortalıya başlıca şu nedenlerle rücu edilir:

a) …….

b) Aracın, Karayolları Trafik Kanununa göre geçerli sürücü belgesi olmayan kimseler tarafından sevk edilmesi veya geçerli trafik belgesi olmadan kullanılması halinde sebebiyet verilen zarar ve ziyana ilişkin talepler,

c) Aracın, alkollü içkilerin etkisi altında olup güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş olan veya uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış kimseler tarafından sevk ve idare edilmesi halinde sebebiyet verilen zarar ve ziyana ilişkin talepler,

Bunlardan başka, sigorta ettiren zarar vukuunda 10. maddede belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmez ve bunun sonucu zarar ve ziyan miktarında bir artış olursa, sigortacı zarar görene tazminatı ödemekle beraber, bu artış için sigorta ettirene rücu eder.

İMM m.4’ün son fıkrasında yollamada bulunulan İMM m.10’da ise (konumuzla ilgili) şu hükümler bulunmaktadır:

Zarar Vukuunda Sigorta Ettirenin Yükümlülükleri

Madde 10-Sigorta ettiren, zarar vukuunda aşağıdaki hususları yerine getirmekle yükümlüdür.

a)…..

b) …….

c) Sigortacının talebi üzerine, olayın sebebi ile hangi hal ve şartlar altında vukua geldiğini ve neticelerini tespite yararlı ve sigorta ettiren için sağlanması mümkün gerekli bilgi ve belgeleri gecikmeksizin vermek -ezcümle, olayın hangi gün ve saatte ve nerede vaki olduğunu ve hadise anında aracı kullananın isim ve adresi- ve rücu hakkının kullanılmasına yararlı sigorta ettiren tarafından sağlanması mümkün bilgi ve belgeleri temin ve muhafaza etmek,

d) Zararın sebebi ile hangi hal ve şartlar altında vukua geldiğini tespit ve sorumluluğun tayini için yapılacak tahkikatta ve delillerin toplanmasında sigortacıya elinden gelen yardımda bulunmak,

İlk bakışta ZTS ile İMM’nin benzer çözümleri benimsemiş oldukları izlenimi edinilebilir. Ancak arada fark vardır.

İMM m.4 (b) ve ( c) sürücü belgesi olmaması ile alkol ve uyuşturucu etkisi altında kaza yapma hallerini özel olarak düzenlemiştir. Bunlar birer “teminat istisnası” olarak öngörülmüşlerdir. Bu hallerin varlığı kanıtlanmışsa, sigortacı tüm ödediğini işletenden rücu yoluyla geri alabilecektir. Öte yandan burada kanıt yükü TTK 1409(2)’nin emredici düzenlemesi uyarınca sigortacının üzerindedir.

Bu sayılan hallerin varlığının veya yokluğunun belgeye bağlanması (diğer bir anlatışla “kanıt yükü”) için lüzumlu görülen “sürücünün (haklı sebep hariç) olay yerinden ayrılmaması” hakkında ise İMM’de doğrudan (açık) bir düzenleme mevcut değildir.  

Bununla birlikte İMM bu hususta dolaylı sayılabilecek bir düzenlemeye yer vermiştir. Sigortacı, İMM m.4 son fıkradaki yollama uyarınca, İMM m.10 (c ) ve (d)’de düzenlenen “belge” ve “bilgi” sağlama görevine aykırılık yüzünden daha yüksek bir tazminat ödemek zorunda kalmışsa, fazla ödediği kısım için işletene rücu etme hakkını haizdir.

Ancak, burada bir “kısır döngü” içine girilmesi olasıdır. Kaza yerini terk etme, bazı belgelerin gerçek durumu yansıtacak şekilde düzenlenmesini engellemektedir. Diğer bir anlatışla gerçek karanlıkta kalmakta ve belirlenememektedir. Buna bağlı olarak sigortacının tazminat yükünün artıp artmadığı da saptanamamaktadır. İMM m.4 ise, söz konusu yükün artmış olması durumunda, sigortacının ödediği fazla kısım için işletene rücu edebileceğini öngörmüştür. Somutlaştırmaya çalışırsak: İşleten (veya sürücü) olay yerinden ayrıldığı için kaza sırasında aracın yönetiminde bulunan kişinin sürücü belgesine sahip olup olmadığı veya uyuşturucu yahut alkol etkisi altında güvenli sürüş yeteneğini yitirmiş sayılıp sayılmayacağı (hemen kaza sonrasında belge düzenlenmediği için) anlaşılamamışsa, sigortacı üzerine düşen tazminat yükünün (belge düzenlenmediği için) arttığını nasıl ortaya koyacaktır? Kaldı ki, sigortacının zarar görene ödeyeceği tazminat zarar görenin uğradığı zarar (veya zarar görenin durum yahut davranışı da zararın doğmasına veya büyümesine etki etmişse, bunun bir kısmı) kadardır. Kaza yapan sürücünün kaza yerinden uzaklaşmış olması zarar görenin zararını (veya sigortacının ona yapacağı ödemeyi) kural olarak artırmaz. Araç sürücüsünün olay yerinden ayrılması, kazanın bütün mali yükünün o aracın işletenine yüklenmesine (“meydan boş kaldığı” için) katkı sağlamış olabilir. Fakat bu husus inandırıcı delillerle kanıtlanmadıkça sigortacının bu “olasılığı” ileri sürerek işletene rücu etmesi (buna imkân tanınması) doğru olmaz.  

Kanımızca İMM ile ZTS arasında şu farkın bulunduğu kabul edilmelidir: ZTS, kaza yerinin terkedilmesi ile ilgili olarak bir “istisna” (teminat dışında kalan hal) öngörmüştür. İMM ise kaza yerinden ayrılmayı kaza sonrası yerine getirilmesi gereken görevlere aykırılık şeklinde düzenlemiştir. Hem ZTS hem de İMM “işletene rücu” öngörmekle birlikte ZTS bu rücu hakkını sigorta koruması altında olmayan bir hal nedeniyle işletenin sigortadan yararlanma hakkı hiç bulunmadığı için düzenlemiş; İMM ise göreve aykırılık bağlamında (çok dolaylı ve uygulanması zor bir biçimde) hükme bağlamıştır.

Yorum yazın