Kalıplar

ERKEN kalkan çok yol alır ama günün en hareketli saatlerinde, hele bir de cayır cayır güneş gözünü kamaştırdığında, bir yorgunluk da gelmez mi güne çok erken başlayana? Samanı saklayıp zamanının gelmesini beklersen aradaki gelişmeleri kaçırır, birçok şey için de çok geç kalmış olmaz mısın? Ayağını yorganına göre uzatanların bir kısmı sıkıntılarla boğuşurken kış günü zemheri zürefası gibi sokağa çıkanların arasında bir sürü dertsiz ve mutlu insan da yok mu? Bir deli bir kuyuya bir taş atarsa belki bin akıllı o taşı çıkaramaz ama başka bir deli pekâlâ çıkarabilir o taşı kuyudan. Genç girişimci kadın çevrimiçi bir satış şirketi kuruyor. Kısa sürede inanılmaz büyütüyor şirketini, yüzlerce çalışan, yüzbinlerce sipariş. Ama yetişememeye başlıyor işlere, aile yaşamı aksıyor, hiçbir şeye yetişemiyor ve sonunda sorumluluklarının bir kısmını bir profesyonele devretme kararı alıyor. O esnada kadını sürekli gözlemleyen çok yakınındaki bilge adam kadına diyor ki “Belki haklısın, üstündeki yükün bir kısmını devretmen iyi olabilir, ama kimse senin kadar sahiplenmeyecek bu şirketi, kimse senin işe kattığın değeri katamayacak, sonunda da şirketinin ruhu gidecek sen geri çekilirsen, bence vazgeç bu atamadan!” Yukarıdaki paragraf bir filmden alıntı ama gerçek yaşamda da yok mu “Aile şirketleri bir süre sonra kesinlikli profesyonel yöneticiler tarafından yönetilmeli” kalıbı. Oysa konu kimin yönettiği değil nasıl yönettiği. Aile üyeleri arasından mükemmel yöneticiler, liderler çıkabileceği gibi çok apoletli namlı bazı profesyonellerin de aslında hiçbir işe yaramadığı sınanmadı mı defalarca. Kalıp neden yapılır? Üretilmesine karar verilen ve tüm kontrolleri yapılmış bir üründen çok adette üretebilmek için, standart, hatasız ve hızlı bir şekilde. Peki şirket yönetimi, strateji belirleme, vizyon oluşturma gibi hassas ve tekil konularda önceden belirlenmiş, genel kabul görmüş yollara ve yazgılara bel bağlamak ne kadar doğru? Ya da nereye kadar bel bağlanmalı? Kalıplarla şirket yönetilse kimse batmazdı, aileler kalıplara göre kurulmuş olsa kimse boşanmazdı, her takım şampiyon, her marka pazar lideri olurdu. Ama durum böyle değil… Bu bir vida ile bir bilgisayardan aynı sadakati ve verimi beklemek gibi geliyor bana. Bir tanesi seni hedefine götüren bir nesne, diğeri hedefine ulaşmanda kullanacağın araçlardan sadece bir tanesi, onun performansı kadar senin performansın da önemli. Biri tek boyutlu, diğeri çok, hatta sonsuz boyutlu. Biri çok kısa vadeli sonuç alıyor, diğeri çok daha uzun vadeli, belki yaşam boyunun da ötesi… Uzun yıllar denenmiş, benzer sonuçlar vermiş, uzmanlarca da onaylanan yolların seçilmesi tabii riski azaltıyor, başarı olasılığını bir ölçüde artırıyor, hatta karar alan kişinin üzerindeki baskıyı da hafifletiyor belki ama peki o uzun yıllardan sonra seçilen yolları kesen diğer yollarda her şey aynı mı kaldı, gereksinimler, öncelikler ve beklentiler de hiç değişmeden aynı yerdeler mi hala? Bütün denenmiş, kanıksanmış yolları reddederek her karar alma aşamasında yaratıcı bir çözüm bulmak, bir şeyler keşfetmek kolay değil, çok yorucu, zaman alan ve yıpratıcı bir süreç öte yandan. Sanıyorum en doğrusu her kararda tarihin süzgeci ile zamanın ve ortamın uygun bir bileşimini oluşturabilmek. Yani hiçbir şeyi olduğu gibi kabullenmemek, ne kadar bariz gözükse de her söyleme kuşku ile yaklaşmak, şaşmaz gibi görünen doğrular ile sana ait bilgi, deneyim, bilgiyi, mantığı, hatta bazen duyguları da harmanlamak. Benzetme yapmak gerekirse bir yerden başka bir yere kilometre olarak en kısa yol aynı olsa bile o yolu haftanın hangi gününde, günün hangi saatinde, nasıl bir hava durumunda yaptığına bağlı olarak bazen en kısa olan yol bile alternatifinden daha uzun sürüyor ya, kastettiğim böyle bir şey. Tabii günün birinde birileri daha kısa bir yol da inşa edebilir bunun üstüne.

Görüşmek üzere,