“Önlemler deprem gerçekleşmeden önce alınmalı”
Doğa Sigorta Genel Müdürü Coşkun Gölpınar, “Deprem öncesi alınacak önlemler deprem riskini önemli ölçüde azaltıyor. deprem yaşanmadan önce alınacak önlemler ve maddi harcamalar, deprem yaşandıktan sonra yapılacak düzenleme ve maddi kayıplardan 20 kat daha az” dedi.
Türkiye’nin hem deprem kuşağında yer alması hem de depremleri yaşıyor olmasına rağmen, deprem farkındalığının yeterli düzeyde olmadığının altını çizen Doğa Sigorta Genel Müdürü Coşkun Gölpınar, “Ülkemizde bulunan yaklaşık 20 milyon konuttan DASK kapsamında sigorta yaptırılan konut sayısının 10,6 milyon adet olduğunu ve sigortalılık oranının sadece %53 olduğunu söyleyebiliriz. Bu oranın içinde önemli bir kısmın, sigorta bilincinden ziyade tapu işlemleri, elektrik-su aboneliği gibi sebeplerle poliçe ihtiyacı olanlar olduğunu da söylemek mümkün. Toplumu bilinçlendirme adına yürürlüğe alınan, bazı devlet dairelerindeki poliçe varlığı sorgusu, kamuoyu spotları ve kampanyaların yeteri kadar amacına ulaştığını söylemek mümkün değil. Sigorta bilinci olmaksızın zorunluluk sebebiyle yapılan poliçelerin yenilenmediği ve bu sebeple sigortalılık oranlarında artış olmadığını söyleyebiliriz. DASK limitlerinin yeterli olmadığı durumlarda konut sigortası devreye girecektir” dedi.
‘KADERCİLİK YAKLAŞIMI TERK EDİLMELİ’
17 Ağustos 1999 tarihinden bu yana geçen 23 yılda, her an deprem tehlikesi ile karşı karşıya olan ülkemizde, kısa süreli ve acil olan bazı önlemlerin yeterli derecede alınmadığını ifade eden Gölpınar, sözlerine şöyle devam etti: “Güçlendirme çalışmaları ve kentsel dönüşüm projeleri yapılmasına rağmen ülkemizde hala 1999 deprem yönetmeliği öncesi inşa edilen çok sayıda bina bulunmakta ve kullanılmaktadır. Gerek konut nitelikli yapılarımız gerekse endüstri tesislerimizin büyük oranda deprem güvenlikleri yeterli düzeyde değildir. Ne yapmalıyız sorusunda ise; bilimsel ve çağdaş bir anlayışla ortaya konmuş bölge ve kent planlarının yapılmış olması gerekir diyebiliriz. Ayrıca mevcut yapı stokunun durumu tespit edilerek iyileştirilmesi, onarılması, güçlendirilmesi veya yeniden yapılmasına karar verilmesi gerekir. Bu değerlendirmelerde; binanın zemin özellikleri, taşıyıcı sistem türü, kat sayısı, plan şeması, yaşı, konsol özellikleri, kullanım amacı, rutubet durumu, tadilat durumu ve yapısal hasarlar göz önüne alınmalıdır. Halen zorunlu olarak yaptırılması gereken DASK kapsamında %53,2 mertebesinde yapının sigortalı olması, ülkemizde kaderci bir anlayışın devam ettiğini de ortaya koymaktadır. Her afetten sonra sık sık yapılan “yara sarma” anlayışından kurtulup; bilimin, tekniğin ve aklın gerektirdiği işleri yapmak gerekir. Bunun için “risk yönetimini” hayata geçirmek önem taşımaktadır. Depremin bir doğa olayı olduğu kabul edilmeli ancak denetimsizliğin neden olduğu olumsuzlukları “kader” gibi değerlendiren yaklaşımlar terk edilmelidir. Bugüne kadar yapılan çalışmalar, deprem öncesi alınacak önlemlerin deprem riskini önemli ölçüde azalttığını ortaya koymaktadır. Sorunu sorun olmaktan çıkaracak olan tek yolun; deprem yaşanmadan önce alınacak önlemlerde saklı olduğu bilinmelidir. Deprem yaşanmadan önce alınacak önlemler ve maddi harcamalar, deprem yaşandıktan sonra yapılacak düzenleme ve maddi kayıplardan 20 kat daha azdır.” Sigorta şirketleri tarafından teminat sağladıkları riskler için Hasar Fazlası Reasürans Koruması alınarak deprem vb. katastrofik hasarlar için koruma sağlandığının altını çizen Gölpınar, DASK’a tabi rizikolar için DASK tarafından reasürans korumasının sağlandığını vurguladı.
