Bedava?
GEÇTİĞİMİZ günlerde ilgi çekici bir belgesel izledim, sosyal medyanın kullanıcılar üzerindeki negatif etkileri, yaptıkları yönlendirmeler odaklı. Görüşlerine başvurulan kişilerin büyük kısmı o sosyal medya şirketlerinde çalışmış yöneticiler, kalanlar da akademisyenler ve uzmanlar.
O akademisyenlerden biri bilindik bir sözü yineledi: “Eğer bir ürünü bedavaya alıyorsunuz ürün olan sizsinizdir aslında!”
“Ava giden avlanır”ın eş anlamlısı mıdır yoksa “ucuz etin yahnisi”nden hallice midir bilemedim.
Kimilerimize ara sıra gelen “Afrika’da şu kadar param var, ülkeden çıkarmak için yardımına ihtiyacım var” tarzı bir algı yaratıyor bende bedava ürün teklifleri. Satıcının niyetine, kim olduğuna filan bakmadan ön yargılıyım bu tekliflere karşı. Öyle ya bayram değil seyran değil neden aklına geldim birden o satıcının?
Sonra düşündüm. Yakın zamanda bu tanıma uyan kaç ürün ya da hizmet aldım diye. Neredeyse hiç. O “1 ay bedava ama kredi kartı bilgini en baştan gireceksin” tekliflerini hep reddettim mesela. Kredi kartı bilgimi vermekten çekindiğim için değil de o 30 günün sonunda iptal talimatını unuturum diye daha çok.
“3 al 2 öde”leri filan kullanıyorum çünkü orada bedava bir şey yok, sadece indirim yapıyor satıcı. Ya da promosyondan önce yükselttiği fiyatı eski haline getiriyor belki de.
Haa ürün olmak ne kadar endişe verici bir durum da tartışılır çünkü her yaptığımız biliniyor zaten günümüz dünyasında. Eğilimler, seçimler, beğeniler vs her an birileri tarafından bir yerlere not edilmekte. Belki ürün haline gelmenin kişilik hakları ve haysiyetimiz boyutları aslında bazılarımızı rahatsız eden.
Bir de ister bedava, ister makul bir ücretle, hatta bayağı pahalı fiyata alınan ürünlerde tedarikçi açısından da farklı deneyimler yaşıyoruz. Yani birbirinin benzeri 2 bedava ürün aynı olmadığı gibi görece pahalı benzer diğer 2 ürünün de özellikleri ve faydaları aynı değil.
Oturmuş, pazar payı kalıcı, özgüveni yüksek markaların bedava veya promosyon teklifleri ile piyasaya yeni girmiş, marka bilinirliği daha az firmaların ürünleri arasındaki fark kastettiğim. İlk grup “bir kere kullansın sonrası nasıl olsa gelir” tarafındayken ikinci grup “hele bir kullansın sonrasına bakarız” düşüncesinde daha çok.
Ayrıca sen ne kadar kaçarsan kaç seni bulmak isteyen buluyor bir şekilde. Bunun en güzel örneği ürün reklamları. Son dönemde daha çok ücretli film & dizi platformlarını izliyorum. Böyle yaparak izlemesi bedava olan ulusal kanallardaki reklam bloklarından kurtulduğumu sanıyorum ama o paralı kanallardaki film ve dizilerde de ürün yerleştirmeleri yapıyorlar. Yani yazının başına dönersem ürün olmamak için bedava teklifi reddediyorum ama para verdiğim yerde de ürün oluyorum istemeden.
Kişisel bir etkilenme profili çıkarmak için en güzel yöntem bazı anket formlarında yer alan “Bizi nereden duydunuz?” sorusunun yanıtı aslında. Şu aralar çok alışveriş yapmıyorum ama yine de son birkaç ayda satın aldığım şeyleri bu süzgeçten geçirdiğimde en üsttekilerin yıllardır bildiğim/kullandığım ürünler ile eş & dosttan duyarak satın aldıklarım olduğu ortaya çıktı.
Ama tüm özen ve önlemlere rağmen hala bir sürü bedava veya cazip içerikli teklif alıyorum çünkü sürekli arama motoru kullanıyorum ve aradığım şeyler birilerine ilham veriyor. Duyduğum bir haber ya da kaçırdığım bir programı izlemek için türlü videoları izliyorum ve bunlar da benzer şekilde yeni teklif süreçlerinin başlangıcı oluyor. İz bırakmamak, fikir vermemek olası değil günümüz dünyasında ve hepsi sonuçta istenmedik bir zamanda bir telefon görüşmesi veya anlamsız bir elektronik postaya dönüşüyor. Mahremiyet açısından en rahatsız edici olan da bir alışveriş sitesinde hortum başlığı baktıktan sadece birkaç dakika sonra girdiğim bambaşka bir sitede en tepede akmaya başlayan hortum başlığı ve aksesuarları reklamları…
Ürün olmamak için direnmeye devam ama bu tarz pazarlama ve satış denemelerinden arınmış bir yaşam da mümkün değil sonuç olarak.
Görüşmek üzere.
