“Libertas, Aequalitas, Fraternitas”
FRANSIZ Devrimi’nin dünyaya mal olmuş sloganı: Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik… Hangi dönemde ve kimler tarafından ortaya atılmış ve geçmişten günümüze hangi sonuçlara ulaşabilmiş olursa olsun her zaman geçerli ve herkesin üzerinde uzlaştığı sihirli üçleme.
Başlığa özellikle Latincesini yazdım çünkü bu üçünün birlikte seslendirilmeye başlanmaları Roma İmparatorluğu dönemine kadar gidiyor. Öte yandan binlerce yıl sonra bugün bile üçünün bir arada egemen olduğu, layıkıyla yaşandığı bir yer var mı diye düşündüğümde aklıma bir örnek de gelmiyor açıkçası.
Aslında bu üçlünün sonuna Charles Dickens’ın “İki Şehrin Hikayesi” kitabında eklediği dördüncü bir kelime de var, “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik ya da Ölüm”. Yani eğer özgürlüğü benimseyip başkalarının özgürlüğünü de kabul etmiyorsan, eşit hissedip eşit davranmıyorsan, dayanışma içinde hareket etmiyorsan ölüm kaçınılmaz.
COVID-19 vesilesi ile gündemde olan “Kapitalizmin sonu mu geliyor?” sorgulamaları nedeniyle aklıma geldi bu yazıyı yazmak. Sonu gelse ne olur, gelmese ne olur! Bir başka sistem devreye girse ihya mı oluruz, yoksa bugünleri de arar mıyız kimse bilmiyor aslında.
Oysa uygulanandan bağımsız şu 3 noktayı benimsemiş her sistem öyle ya da böyle çok daha farklı yerlere taşır toplumları. Yani ister kapitalist, ister sosyalist, isterse de melez bir sistem benimsenmiş olsun, hatta adı kolayca konabilecek bir sistemin dahi olmasın ama bireyleri özgür ve eşit kılarak dayanışma içinde tutan her sistem kanımca mutlak başarıya ulaşır.
Özgür olmak demek sadece özgürlük ortamlarını ve olanaklarını sağlamak değil aynı zamanda bireyin özgürlük bilincini pekiştirip özgürlük arayışını desteklemektir. Eşit olmak demek sadece yasa ve mevzuat tasarımı ve yapımı değil o yasa ve mevzuat kapsamındaki bireylerin eşitlik inançlarını ve adanmışlıklarını geliştirmektir. Kardeşlik ve dayanışma sadece kötü günde ve aciliyet durumlarında değil iyi günde de ve hatta yaşamın her anında dayanışmanın etkin ve işler olmasını sağlamaktır.
Yaşadığımız şu son salgın gösterdi ki beklenmedik her olumsuz gelişmede en hızlı olumsuz yansıma bireysel özgürlüklerde oluyor. Doğru/yanlış ama yönetimlerin de aklına en önce özgürlükleri kısıtlamak geliyor. Buna paralel olarak eşitsizlikler de böyle dönemlerde bariz şekilde yüzeye çıkıyor ve göze batıyor. Bir gelenek ve kültürel refleks haline gelmemiş dayanışma da yetersiz kalıyor böyle zor günlerde.
Tabii son yüz ve küsur yılın dünya savaşları, politik kamplaşmaları, kaynak ve ticaret savaşları gibi olaylarla özgür ve gelişmiş insan olma özelliğini ve de hatta arayışını yitirmeye başlamış bireylerin kısa sürede özgürlük, eşitlik, kardeşlik peşinde koşmaya başlamaları da hiç kolay değil. Dolayısı ile önce geniş bir katılım ile bu ideallerde buluşma, sonrasında da bu ideallere ulaşılacak yolun hemen en başında yıpranan bireysel ve toplumsal yapıların hızlıca onarılması gerekiyor.
Düşünce ve ifade etme özgürlüğü, inanç özgürlüğü, girişim özgürlüğü, hukukun üstünlüğü ve hukuk önünde eşitlik, cinsiyet eşitliği, her türlü etnik eşitlik, dil ve din eşitliği, eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşmada eşitlik ve belki de genel anlamda fırsat eşitliği ilk aklıma gelen olmazsa olmazlar. Bunları becerebilirsek kimseyi dışlamadan, ötekileştirmeden, yalnız ve çaresiz bırakmadan kardeşliği ve dayanışmayı da sağlamış oluruz.
Kulağa hoş geliyor değil mi? Çok uzun bir yol gibi gözüküyor ama aslında önemli olan ilk adımı atmak. Eminim ki önünde sonunda çoğunluğun ortak arayışı bunlar olacak ve bu hedefe yoğunlaşma insanlığı başka bir aşamaya taşıyacak.
Uzun süren bir karantina döneminden sonra yine de önlemleri elden bırakmadan ve sağlığı hep ön planda tutarak güzel yaz günlerinin keyfini çıkarma zamanı da ufaktan geldi galiba. Sağlıklı, güneşli ve keyifli günlerde görüşmek üzere…
