Sigortada bilgilendirme zorunluluğu
İlk sürümü 2007 tarihli Sigortacılık Kanunu’nun çıkarılması öncesinde uygulanmaya başlanan, Sigortacılık Kanunu ertesinde tekrar düzenlenen ve 2011 tarihli Türk Ticaret Kanunu (TTK) içinde yer alan hükümlere uygun bulunduğu inancıyla 2020 yılına kadar yürürlükte tutulan “Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik” 2020 yılının 14 Şubat günü yürürlükten kaldırılmıştır.
Yerine, aynı başlığı taşıyan yeni bir düzenleme yapılmıştır.
Aşağıda sözleşme öncesinde sigortacı tarafından yerine getirilmesi gereken bilgilendirmeye ilişkin olarak yeni Bilgilendirme Yönetmeliği’ndeki düzenleme ele alınacaktır.
TARİHSEL GELİŞİM
Türkiye’de sigorta sözleşmeleri öncesinde sigortacı tarafından sigorta ettiren adayına bazı bilgilerin aktarılması yükümlülüğü ilk olarak Medeni Hukuk ve Borçlar Hukuku’nun genel kurallarına dayandırılmış ve aralarında sigorta sözleşmesinin de bulunduğu öne sürülen bazı sözleşmelerde, daha kuvvetli konumda bulunan ve uzmanlığa sahip olduğu kabul edilen sigortacının kendisiyle sözleşme yapacak kişiyi o sözleşme hakkında aydınlatması gerektiği ve bunu yapmazsa, dürüstlük ilkesi çerçevesinde ve sözleşme öncesindeki kusur dolayısıyla “gereği gibi bilgilendirilmiş olsa idi diğer tarafın uğramayacak olduğu zararlar” için sorumlu tutulabileceği düşüncesi dile getirilmiş idi.
Tüketicinin korunması alanında kaydedilen gelişmelere paralel olarak, sigorta sözleşmesine ilişkin düzenlemede sigortacının bilgilendirme yükümlülüğü özel olarak hükme bağlanmıştır.
2007 tarihli Sigortacılık Kanunu m.11 fk.3, bu bağlamdaki ilk hükümdür. Ancak bu hükme baktığımızda, esasa ilişkin hiçbir kural koymadığını; yalnızca ilgili kamu otoritesine “sigorta ettiren, lehtar ve sigortalıya yapılacak bilgilendirme hususunda” yönetmelik çıkarma görevini verdiğini görmekteyiz. Diğer bir anlatışla, Sigortacılık Kanunu, sigortacının bilgilendirme yükümlülüğünün zaten mevcut olduğunu varsaymış ve kamu otoritesine bu konuda (diğer birçok alanda olduğu gibi) dilediği şekilde düzenleme getirme konusunda yeşil ışık yakmıştır.
Tekrar belirtelim ki kamu otoritesi kanun bu yetkiyi vermeden önce de kendini görevli ve yetkili sayarak bilgilendirme hususunda yönetmelik çıkarmıştı.
Kamu otoritesi 2011 tarihli TTK yasalaştığı sırada yürürlükte olan 2017 tarihli Bilgilendirme Yönetmeliği’nin sigortacının bilgilendirme yükümlülüğünü düzenleyen TTK 1423’e aykırı bir yönünün olmadığı ve yeni yasa döneminde de aynen uygulanabileceği düşüncesi ile bu yönetmelikte herhangi bir değişikliğe/yeniden yapılandırmaya gitmemiştir.
Ancak görülen lüzum üzerine 2020 yılında yeni bir yönetmelik yayınlanmıştır. ikteki hükümleri değerlendirmeden önce kanundaki sigortacının bilgilendirme yükümlülüğüne ilişkin emredici düzenlemeyi kısaca hatırlatacağız. Çünkü “normlar hiyerarşisi” uyarınca yönetmelik kanuna uygun olmak zorundadır.
2011 yılında yasalaşan Türk Ticaret Kanunu, sigortacının bilgilendirme yükümlülüğü konusunda özel bir hükme yer vermiştir. TTK 1423 şöyledir:
b) Aydınlatma yükümlülüğü
MADDE 1423- (1) Sigortacı ve acentesi, sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce, gerekli inceleme süresi de tanınmak şartıyla kurulacak sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerini sigorta ettirene yazılı olarak bildirir. Ayrıca, poliçeden bağımsız olarak sözleşme süresince sigorta ilişkisi bakımından önemli sayılabilecek olayları ve gelişmeleri sigortalıya yazılı olarak açıklar.
(2) Aydınlatma açıklamasının verilmemesi hâlinde, sigorta ettiren, sözleşmenin yapılmasına on dört gün içinde itiraz etmemişse, sözleşme poliçede yazılı şartlarla yapılmış olur. Aydınlatma açıklamasının verildiğinin ispatı sigortacıya aittir.
(3) Hazine Müsteşarlığı, çeşitli ülkelerin ve özellikle Avrupa Birliğinin düzenlemelerini dikkate alarak, tüketiciyi aydınlatma açıklamasının şeklini ve içeriğini belirler.
2011 tarihli TTK, sözleşmenin yapılması sırasındaki bilgilendirme hususunda şunları öngörmektedir:
– Bilgilendirme ile hem sigorta şirketi hem de acentesi yükümlüdür.
– Bilgilendirme, sigorta ettirene yapılacaktır.
– Bilgilendirme “yazılı” olmak zorundadır.
– Bilgilendirme, sigorta ettiren sözleşme ile bağlı olma yolundaki iradesini açıklamadan önce gerçekleştirilmiş olmalıdır.
– Bilgilendirme “sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri” kapsayacaktır.
– Bilgilendirme yapılmamışsa, sigorta ettiren sözleşmenin kurulmasına 14 gün içinde itiraz edebilir.
– Sigorta ettiren itirazda bulunmamışsa, sigorta sözleşmesi sigorta poliçesinde yazılı olan koşullarla yapılmış sayılacaktır.
– Bilgilendirmenin yapılmış olduğunu kanıtlama yükü sigortacının üzerindedir.
– Kamu otoritesi, bilgilendirmenin şekil ve içeriğini belirleyecektir.
Bu kurallar hakkında ayrıca şu saptamaları yapmamız gerekir:
– Sigorta sözleşmesine ilişkin “tüm bilgiler” zorunlu olarak sigorta genel ve özel şartlarını da içerir.
– Yazılı olma koşulu “kağıda basılı olarak” bilgilendirme yapılması anlamına gelir.
– Bilgilendirme yapılmaması anlatımından maksat, en başta bilgilendirme yükümlülüğünün “hiç” yerine getirilmemiş olmasıdır. Fakat, bu anlatım aynı zamanda “eksik ve yanlış bilgilendirme” olasılığını da kapsıyor sayılmalıdır.
– Bilgilendirme yapılmaması halinde “sözleşmenin kurulmasına itiraz” etmek, sözleşme ilişkisinin geriye etkili olarak ortadan kaldırılması demektir.
-İtiraz edilmediği takdirde sözleşmenin poliçede yazılı olan koşullarla kurulmuş sayılması çok başarısız ve sigortacı lehine sonuç doğuran bir hükümdür. Poliçeyi sigortacı tek taraflı olarak düzenler. Bunda yer alan kurallar zaten sigortacının uygun bulduğu, kabul ettiği kurallardır. Bilgilendirme yapmayan sigortacının poliçede yazılı hükümler çerçevesinde sigorta ilişkisine girmiş sayılması sigortacıyı ödüllendirmek, yükümlülüğünü yerine getirmemeye teşvik etmek anlamına gelir.
– Çok önemli bir husus, bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmeyen sigortacıya uygulanacak yaptırımın TTK 1423(2)’deki “sözleşmeyi iptal” yaptırımından ibaret olup olmadığı; özellikle sigortacının (bilgilendirmenin hiç veya gereği yapılmamış olmasından kaynaklanan zararı tazmin etmeye zorlanmasının mümkün bulunup bulunmadığıdır. Yasa bu soruna açık bir çözüm getirmemekte ve sonucu yoruma bırakmaktadır.
– Bilgilendirmenin şekil ve içeriği TTK 1423(1)’de açıkça hüküm altına alınmıştır. Kamu otoritesinin TTK 1423(3)’e dayanarak yazılı bilgilendirmeyi sözlüye çevirmesi, tüm bilgiler yerine sınırlı bazı bilgileri yeterli sayması ise yasaya uygun düşmez. Kamu otoritesi en fazla yazılı bilgilendirmenin “formatını” belirleyebilmelidir.
ÇÖZÜMLER KANUNA AKTARILMALI
TTK bilgilendirmenin “yazılı” olacağını öngörmüş bulunmakla birlikte, Bilgilendirme Yönetmeliği “sözlü” olarak ve ayrıca “kalıcı veri saklayıcısı” aracılığıyla bilgilendirme yapılmasına izin vermektedir. Bilgilendirme Yönetmeliği
– Yazılı bilgilendirmenin “esas” olduğunu (m.5(1)) belirttikten sonra
– Tarafların, fiziki olarak karşı karşıya gelmesinin söz konusu olmadığı hallerde veya işin mahiyetinin gerektirdiği durumlarda kalıcı veri saklayıcısı aracılığı ile bilgilendirme yapılabileceğini (m.5(2)), ve
– Sigortacının, çağrı merkezi veya telefon aracılığıyla bilgilendirme yaptığı hallerde, görüşmenin manyetik veya dijital ortamda kayıt altına alınmış olması şartıyla, sözlü olarak bilgilendirmenin mümkün olduğunu (m.5(3))
öngörmüştür.
Bu noktada şunu özellikle vurgulamamız gerekir: Bilgilendirme Yönetmeliği’ndeki çözüm doğrudur, fakat kanuna uymamaktadır. Yapılması lazım gelen şey, kanunu değiştirmek ve yönetmelikteki çözümleri kanuna aktarmaktır.
Yönetmelik m.5(2)’de sözü geçen “kalıcı veri saklayıcısı”, m.4(c)’de şu şekilde tanımlanmıştır: “Sigorta ettirenin, sigortalının ve sigortadan faydalanacak kişilerin gönderdiği veya kendisine gönderilen bilgiyi, bu bilginin amacına uygun olarak makul bir süre incelemesine elverecek şekilde kaydedilmesini ve değiştirilmeden kopyalanmasını sağlayan ve bu bilgiye aynen ulaşılmasına imkân veren kısa mesaj, elektronik posta, internet, disk, CD, DVD, hafıza kartı, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi üzerinden veya E-Devlet üzerinden kurulacak yapı ve benzeri her türlü araç veya ortam”.
Bilgilendirme Yönetmeliği m.6, ilk cümlesinde sigorta acentesinin de bilgilendirme ile yükümlü olduğunu belirttikten sonra; ikinci cümlesinde acente tarafından, sigortacının oluşturduğu kalıcı veri saklayıcısı ile bilgilendirme yapılan hallerde, acenteye (bilgilendirme ile ilgili) sorumluluk yüklenmeyeceğini hükme bağlamıştır. Mesela acente, sigortacının kendisine verdiği bilgilendirme metnini içeren CD veya hafıza kartını sigorta ettiren adayına aktararak bilgilendirme yapmışsa, durum böyledir.
Bilgilendirme Yönetmeliği, sigorta ettirene verilmesi gereken “asgarî” (en az düzeydeki) bilgileri şu şekilde saptamıştır (m.8(1))
a) Sigortacı ile acenteye ilişkin unvan ve iletişim bilgileri
b) Kurulacak sözleşmeye ilişkin genel uyarılar
c) Sözleşme ile verilen teminatlar
ç) Sigorta teminatının dışında bırakılan haller ile ek sözleşme ile teminat kapsamına alınabilecek değerler ve rizikolar; sözleşmeye eklenebilecek özel hükümler ve klozlara ilişkin bilgiler,
d) Tazminata ilişkin genel bilgiler ile tazminat ödeme kuralları,
e) Şikayet ve bilgi talepleri ile tahkim üyeliğine ilişkin bilgiler
f) Bakanlıkça talep edilecek diğer bilgi ve belgeler
Bu liste, TTK 1423(1)’deki “yapılacak sözleşmeye ilişkin bütün hususlar” ifadesini karşılamamaktadır. Yukarıda da altını çizmiş olduğumuz gibi, sigorta genel ve özel şartlarının sigorta ettirene sözleşme öncesinde verilmesi TTK uyarınca zorunlu görünmektedir. Öte yandan, Bilgilendirme Yönetmeliği’nin 5(4) maddesi uyarınca sigortacı, dürüstlük ilkeleri çerçevesinde sigorta ettirene yapılacak (veya yapılmış) sigortacılık işleminin özellikleri ve sözleşmeye konu sigorta teminatı ile sigortanın işleyişi hakkında gerekli her türlü bilgiyi sağlamak zorundadır. “Sigorta işleminin özellikleri” ve “sigortanın işleyişi hakkında gerekli her türlü bilgi” ifadeleri karşısında, yönetmelik bakımından dahi bilgilendirme metninde yer alacağı öngörülen “asgarî bilgiler” kapsamını çok aşan bir bilgilendirme yükümlülüğü söz konusu olacaktır. O zaman da m.8(1)’de “asgarî bilgiler” anlatımının aslında gerçeği yansıtmadığı, bilgilendirme yükümlülüğünün yalnızca asgari bilgileri aktarmakla yerine getirilmiş sayılmayacağı sonucuna varmak gerekecektir. Bilgilendirme Yönetmeliği m.5(4)’te yer alan “dürüstlük ilkeleri çerçevesinde” deyiminin anlamı da net değildir. Eğer maksat, bilgilendirme yükümlülüğünün “yapılacak sigorta sözleşmesi bakımından beklenebilir olduğu ölçüde” yerine getirilecek olduğunu hükme bağlamaksa, bilgilendirmenin kapsamı bir sözleşmeden diğerine (karmaşıklığa göre) değişkenlik gösterebilecektir.
Yönetmelik, bilgilendirme yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemesi durumunda hangi sonucun meydana geleceğine ilişkin olarak da TTK’dan farklı bir hüküm içermektedir. Bilgilendirme Yönetmeliği’nin 7(1)inci maddesi uyarınca “sigorta sözleşmesinin kurulması ….sırasında; bilgilendirme yükümlülüğü gereği gibi yerine getirilmemiş veya sigortacı hakkında yanıltıcı bilgi verilmiş veya bilgilendirme metninde yer alan bilgiler gerçeğe aykırı şekilde düzenlenmiş ve bu hâllerden herhangi biri sigorta ettirenin kararına etkili olmuş ise sigorta ettiren sigorta sözleşmesini feshedebileceği gibi, varsa uğradığı zararın tazminini de talep edebilir”. Bu madde sigortacının bilgilendirme yükümlülüğüne aykırı davranmış olması halinde sigorta ettirtenin hem sözleşmeyi sona erdirebileceğini hem de uğradığı zarar için tazminat isteme hakkına sahip olacağını öngörmektedir. Yönetmelik hukuk düzeninin öngörmüş olmadığı bir sorumluluğu tesis edemez. Yönetmelikteki sorumluluğa ilişkin hükümler “kurucu” değil, ancak “açıklayıcı” olabilir; diğer bir ifadeyle yönetmeliğin sorumlulukla ilgili hükümleri, yasal hükümlerin zaten kabul ettiği bir sorumluluğu tekrarladığı, aynen yansıttığı ölçüde anlam taşıyabilir. Şu halde, bilgilendirme yükümlülüğünün ihlali söz konusu olduğu zaman sözleşmeyi fesih ve zarar giderim yaptırımlarının Türk yasalarında (Bilgilendirme Yönetmeliği dışında) mevcut olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu yaptırımların varlığı ise çok tartışmalı görünmektedir. Özellikle TTK’nın “sözleşmenin kurulmasına itiraz çözümünü” (sözleşmeyi iptal imkanını) benimseyerek bu yaptırımları devre dışı bırakan ve bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde münhasıran uygulanacak olan bir düzenleme getirmiş olup olmadığı halen belirsizliğini korumaktadır.
GEREĞİ GİBİ DEĞERLENDİRİLEMİYOR
Bilgilendirme konusunda hukuk düzenimizin benimsediği kurallar eksiktir. En büyük eksiklik bilgilendirmenin yapılmasına gerek olmayan hallerin belirtilmemiş olmasıdır. Kanımızca en azından
– Büyük rizikolar söz konusu olduğunda (bu kavramı yasada tanımlamak ve büyük rizikoların söz konusu olduğu halleri emredici düzenlemenin dışında bırakmak gerekir) bilgilendirme yükümlülüğü anlaşmayla kaldırılabilmelidir.
– Sigorta ettirenin yapılacak sözleşme ile ilgili olarak bir sigorta brokerini görevlendirdiği ve o brokerden destek aldığı hallerde, bilgilendirme yükümlülüğü kendiliğinden devre dışı kalmalı ve broker üzerine geçmelidir.
– Sigorta ettirenin bilgilendirilme hakkından vaz geçtiği hallerde bilgilendirme zorunlu olmamalıdır.
– Zorunlu sigortalarda bilgilendirmeye gerek görülmemelidir.
Bilgilendirme yükümlülüğü ülkemizde özellikle acenteler kanalıyla yapılan sigorta üretiminde pek yerine getirilmemektedir. Kaldı ki, tam anlamıyla yerine getirilmiş olduğunda sağlayacağı yarar da belirsizdir. Sigorta ettirenler, sözleşme öncesinde aldıkları bilgileri gereği gibi kullanamamakta, bunlara nüfuz edememekte ve bunları gereği gibi değerlendirememektedirler. Bilgilendirme çoğu halde yasak savmadan öteye gidememektedir.
Kanımızca, bilgilendirmeye alternatif çözümler üretmek lazımdır. Standart ürünlerin uzmanlar tarafından önceden denetimden geçirilmiş ve onaylanmış olması sigorta ettirenlerin korunması bakımından yeterlidir. Türkiye bunu zaten yapmaktadır. Günümüzde sigorta şirketleri kamu otoritesi tarafından yayınlanarak yürürlüğe konulan ve uygulamada adeta “emredici yasa hükmü” imiş gibi sigorta ettiren/sigortalılar aleyhine dokunulamayan sözleşme metinlerini kullanarak sözleşme kurmaktadırlar. Kamu otoritesinin bu sigorta genel şartlarını hazırlarken izlediği amaç, sigortadan yararlanacak kişilerin hak ve çıkarlarının dengeli bir şekilde korunmasıdır. Kısaca devlet, zaten sigorta yaptırmak isteyenleri koruyucu ve onların satın alacakları ürünün asgari düzeyde güvenilir olmasını ve minimum sigorta güvencelerini içermesini sağlayarak bilgi eksikliği sebebiyle mağdur olmalarını önleyen bir sistem kurmuş ve işletmektedir. Bu da bilgilendirmeyi tamamen gereksiz hale getirmese dahi, kapsamını büyük ölçüde hafifletmektedir.
Sigortacıların “gereksiz” sigorta satışlarını önlemek için asıl yapılması gereken husus, sigortacı ve temsilci acentesinin sözleşme öncesinde sigorta yaptırmak isteyen kişilerin gereksinimlerini saptayarak, onların almaya yöneldikleri ürün ihtiyaca uygun düşmemekte ise bu hususta kendilerini uyarmakla yükümlü kılınmalarıdır. Böylece uygun olmayan sigorta ürünü satışlarının önüne geçme konusunda doğru bir adım atılmış olacaktır.
Özetle, geniş bir bilgilendirme zorunluluğu yerine bununla ulaşılması umulan amaca hizmet eden başka mekanizmalar getirilmelidir.
