Yüksek Topuklar

Bu yıl 12’incisi düzenlenen Sigorta Haftası’nın son gününde KASIDER olarak gerçekleştirmiş olduğumuz Zirve’de lansmanını yaptığımız belgeselimizin ismi “Yüksek Topuklar” idi ! Bu ismin annesi benim, zira yıllar önce okumuş olduğum Murathan Mungan’ın aynı adlı kitabından bir hayli etkilenip, bu ismi muhakkak surette bir yerde kullanmayı aklıma koymuştum.

Yüksek topuk giymek, günümüzde çoğunlukla kadınların tercih ettiği bir moda tarzıdır. Ancak, sanılanın aksine yüksek topuklar ilk olarak erkekler tarafından giyilmeye başlanmıştır. O dönemde, savaşçılar, at üzerindeki dengeyi sağlamak için yüksek topuklu ayakkabılar giyiyorlardı. Daha sonra, 16. yüzyılda Fransız soyluları, yüksek topuklu ayakkabıları giymeye başladılar ve bu ayakkabılar, erkeklerin statü sembolü haline geldi. Hatta Osmanlı ve Roma’da aristokratlar tarafından kullanılmaya başlanılan topuklu ayakkabıların topuk boyu ne kadar yüksek ise onları giyen kişilerin o kadar soylu olduğu anlaşılıyordu. Topuklu ayakkabı atlı askerler için ok atarken kolaylık sağlıyordu, askerler nişan almak için ayağa kalktıklarında topuklu ayakkabılar askerlerin üzengi üzerinde sabit durmasını sağlıyor ve böylece hedefi daha kolaylıkla vurmasını sağlıyordu. Yine bir rivayete göre yollardaki at dışkılarını elbiseden koruma amaçlı olarak erkeklerin giydiği de söyleniyor.

Esasında erkekler o dönemin engebeli yollarında yüksek topuklar ile çok fazla yürüyemiyordu ama işte bu da tam olarak statünün simgesini doğruluyordu, zira statü çalışmayı gerektirmiyordu. Kadınlar ise genellikle düz ayakkabıları tercih ederken erkekler, yüksek topuklu ayakkabıları giyerek güç ve otorite sembolü oluşturuyordu. Yüksek topuklu ayakkabıların kadınlar tarafından bir zerafet sembolü olarak giyilmesine ise 19. yüzyılın sonlarına doğru başlandı. 1789 yılında Fransa’da aristokrasi ile halk arasındaki sınıf farkını ortadan kaldırmak için hatta topuklu ayakkabı bir süreliğine yasaklandı. Kadınların giydiği ilk yüksek topuklu ayakkabılar, düz tabanlı ayakkabılardan daha yüksek topuklara sahip olan kundaklı ayakkabılardı. Bu tarz ayakkabılar, kadınların giyimindeki kısıtlamaları yansıtıyordu. Kadınlar, dar etekler ve korseler giymeleri gerektiği için, ayaklarının altına biraz daha yüksek tabanlı ayakkabılar giyerek hareket etmelerinin daha kolay olması sağlanıyor idi. 20. yüzyılın başlarına kadar, yüksek topuklu ayakkabılar genellikle özel durumlar için giyiliyordu. Ancak, 1920’lerde kadınların giyim tarzı değişmeye başladı ve giysiler artık daha kısa ve daha rahat hale geldi. Bu nedenle, kadınlar daha sık yüksek topuklu ayakkabılar giymeye başladı. Yüksek topuklu ayakkabılar, kadınların kendilerine güvenli ve seksi hissetmelerine yardımcı olan bir moda tarzı oldu. Günümüzde, yüksek topuklu ayakkabılar hala kadınlar için moda dünyasında önemli bir yer tutmaktadır. Şu anda bir moda ikonu haline gelmiş olan yüksek topuk, aslında kadınların 1600’lü yıllarda erkeksi görünmelerini sağlamak için giydikleri bir şeydi. Aydınlanma Çağı ile birlikte erkek ergonomisinin düz topuk ayakkabıya geçişi ile birlikte topuk meselesi kadınlara bırakıldı. Zaman içinde at sırtındaki erkek işlevselliği için giyilen yüksek topuk, aptal ve kadınların seksist bir işareti olarak değerlendirilmeye başlandı. 19. yüzyılın ortalarında kadının zarif elbiseleri altındaki topuklu ayakkabıları bir cazibe unsuru haline getirildi.

Dolayısıyla Yüksek Topuk ilk doğumu itibarıyla erkek hegemonyasındaki bir sembol iken, bizler bu belgeselin adını bu algıya inat ve bile isteye Yüksek Topuklar koyarak, zarif bir cesaret örneği göstermiş olduk! Topuğumuz alçak – yüksek farketmez, adaletimiz yüksek olsun yeter bize demek istedik!