Yoksa siz hala ziyaret etmediniz mi?
1980’li yıllarda ilk kez ziyaret ettiğimde giriş kapısının hemen önündeki balkonumsu bir yerden karanlığa baktığımı, suya yansıyan cılız ışık yansımalarını gördüğümü hatırlıyorum. O an fazla bir detay göremesem de tarihin gizemli ve büyüleyici bir manzarasına bakıyor olduğumu hissetmiş ve çok etkilenmiştim. İstanbul’un en etkileyici tarihi miraslarından biri olan Yerebatan Sarnıcı veya Bazilika Sarnıcı, MS 542 yılında Bizans İmparatoru Jüstinyen tarafından saray ve çevresinin su ihtiyacını karşılamak için yapılmış. İstanbul’un fethi sonrasında Osmanlı tarafından da bir süre kullanılmış fakat durağan suyun sağlıklı olmadığı görüşünden hareketle kullanımına son verilmiş. Su yalıtımı için kullanılan özel harçlı sıvası, bazıları Roma döneminden kalma heybetli sütunları, mükemmel atmosferi ile yerli ve yabancı pek çok turistin en önemli uğrak mekanı olan sarnıç, İstanbul’un en büyük kapalı sarnıcı olma özelliğini taşıyor. 100 bin ton su depolama kapasitesine sahip olan yapı 140 metre uzunluğunda, 70 metre genişliğinde ve 8 metre yüksekliğinde bir alanda yer alıyor. Sarnıç içerisinde yer alan su 19 km’lik Cebeciköy Kemeri ile Belgrad Ormanı’ndan getirilmiş. Günümüzde Bizans döneminden kalma Şerefiye, Binbirdirek, Hipodrom sarnıçları arasında en dikkat çekeni Yerebatan Sarnıcı. İstanbul’da günümüzde açık ve kapalı 158 adet Bizans dönemi sarnıcı bulunuyor. Sarnıcın inşaatı için 7 bin köle çalıştırılmış ve 38 yılda tamamlanmış. Bu kadar işçi ve bu kadar süre sonunda da ortaya bu harika sarnıç çıkmış. Bazı sütunların üzerinde bulunan gözyaşları bir rivayete göre sarnıcın inşası sırasında ölen köleleri işaret ediyor. Bu büyüleyici mekana o kadar emek veren insanların unutulmaması da bence mekanın ruhuna değer katıyor. Sarnıcın ruhu demişken, kanımca mekana ruhunu veren en önemli eserlerden biri de, sarnıcın kuzeybatı köşesinde iki sütuna kaide olarak kullanılan Medusa başları. 4. yüzyıla ait oldukları bilinen bu başların tam olarak hangi yapıdan alındığına dair bir bilgi olmasa da Roma döneminin müthiş heykeltıraşlık sanatının örnekleri olduğunu gösteriyor araştırmalar. Bu başlardan biri yan diğeri ise ters çevrilmiş bir şekilde duruyor. Hakkında çeşitli rivayetler var bu başların. Bir inanışa göre ona bakan kişilerin taşlaştığı düşünülmektedir. Ama siz yine de gittiğinizde bakın bu taşlara ben baktım taşlaşmadım sadece çok etkilendim. Yıllar içinde çeşitli restorasyonlar geçiren sarnıç uzun süredir yine bir restorasyondaydı ve kapalıydı. Tarihinin en büyük restorasyonu olan bu son restorasyondan sonra 22 Temmuz’da kapılarını tekrar ziyaretçilere açtı. Artık pek çok sergiye, çağdaş sanat gösterisine, dinletiye ve kültür sanat etkinliğine de ev sahipliği yapacakmış sarnıç. Zaten muhteşem bir eser olarak yeterince cazibesi olan bu mekana böyle ekstra anlamlar yüklemeye çalışmak çok gerekli miydi bence tartışılır. Ziyaretçi sayısının arttığına şüphe yok çünkü ziyarete açıldığı ilk hafta 70 binden fazla ziyaretçiyi ağırlamış müze. Sonbahar iyice kendini göstermeye başladı. Havalar iyice bozmadan hafta sonu bir gününüzü bu mistik, şiirsel ve büyüleyici mekanın yeni halini ziyaret etmek için ayırın derim. Sarnıç, Topkapı Sarayı ve Ayasofya Müzesi’ne de yürüme mesafesinde olduğu için bu üç muhteşem eseri de ziyaret ederek hafta sonunuzu, gözünüzü ve gönlünüzü şenlendirerek geçirme fırsatı elde edebilirsiniz. Şimdiden keyifli gezmeler diliyorum. Bu arada unutmadan, sarnıç içinde yer alan bir de dilek havuzu var. Buraya ziyaretçiler bozuk para atarak dilek diliyorlar. Gitmişken dileklerinizi de sarnıcın atmosferine sunmayı ihmal etmeyiniz.
