Yeni risk alanları sigortanın geleceğini şekillendiriyor

Yeni risk alanları sigortanın geleceğini şekillendiriyor

McKinsey’nin araştırmasına göre yapay zekâ, siber güvenlik, elektrikli araçlar, biyoteknoloji ve uzay gibi 18 yüksek büyüme alanı, 2040 yılına kadar 29 ila 48 trilyon dolar arasında gelir yaratma potansiyeli taşıyor. Küresel büyümenin üçte birine kadarını yönlendirebilecek bu alanların, sigorta sektöründe yeni prim havuzları oluştururken risklerin yapısını, hasar maliyetlerini, sorumluluk alanlarını ve sigortalama modellerini de değiştirmesi bekleniyor.

Sigorta sektöründe büyümenin yeni adresleri geleneksel branşların ve olgun risk havuzlarının dışına taşınıyor. McKinsey’nin “Sigorta sektörünü yeniden şekillendiren stratejik yeni alanlar” araştırması, küresel ekonomide öne çıkan 18 yüksek büyüme alanının sigorta sektöründe de yeni bir dönemin kapısını aralayacağını ortaya koydu. Yapay zekâdan siber güvenliğe, elektrikli araçlardan biyoteknoloji ve uzaya kadar uzanan bu alanların yalnızca yeni prim kaynakları yaratması değil; mevcut risklerin niteliğini, hasar sıklığı ve şiddetini, gider oranlarını ve risk değerlendirme süreçlerini de değiştirmesi bekleniyor.

McKinsey Küresel Enstitüsü’nün araştırmasında söz konusu alanların teknolojik atılımlar, yeniliklerin geliştirilmesi ve ticarileştirilmesine yönelik artan yatırımlar ile büyük veya büyüyen hedef pazarlar sayesinde öne çıktığı belirtiliyor. Yapay zekâ yazılımları ve hizmetleri, bulut hizmetleri, yarı iletkenler, dijital reklamcılık, siber güvenlik, e-ticaret, video yayıncılığı, video oyunları, geleceğin hava taşımacılığı, modüler inşaat, robotik, paylaşımlı otonom araçlar, uzay, bataryalar, elektrikli araçlar, nükleer fisyon, biyoteknoloji ve obezite ilaçları araştırmada incelenen alanları oluşturuyor.

Bu alanlar yapay zekâ altyapısı, dijitalleşme, elektrifikasyon, donanım teknolojileri ve yeni biyolojik alanlar olmak üzere beş ana tema altında değerlendiriliyor.

PİYASA DEĞERİNE YAKLAŞIK 18 TRİLYON DOLARLIK KATKI

Araştırmaya göre 18 alandaki gelirler, 2022-2025 döneminde diğer sektörlere kıyasla yaklaşık on kat daha hızlı büyürken piyasa değerine yaklaşık 18 trilyon dolar eklendi. Bu artışın yaklaşık 11 trilyon dolarlık bölümünü yapay zekâ oluşturdu.

Yapay zekâ altyapısı temasındaki piyasa değeri artışı 10,77 trilyon dolara ulaşırken dijitalleşmede 4,9 trilyon dolar, elektrifikasyonda 930 milyar dolar, yeni biyolojik alanlarda 630 milyar dolar ve donanım teknolojilerinde yaklaşık 560 milyar dolarlık artış kaydedildi.

Alanlar bazında bakıldığında yarı iletkenler 7,388 trilyon dolarla öne çıktı. Dijital reklamcılıkta 3,070 trilyon dolar, bulut hizmetlerinde 1,831 trilyon dolar, yapay zekâ yazılım ve hizmetlerinde 1,554 trilyon dolar, elektrikli araçlarda 786 milyar dolar, e-ticarette 773 milyar dolar ve obezite ilaçlarında 614 milyar dolarlık piyasa değeri artışı görüldü.

Video yayıncılığında 407 milyar dolar, uzayda 395 milyar dolar, siber güvenlikte 363 milyar dolar, video oyunlarında 284 milyar dolar, bataryalarda 104 milyar dolar, robotikte 101 milyar dolar, paylaşımlı otonom araçlarda 51 milyar dolar, nükleer fisyonda 38 milyar dolar, geleceğin hava taşımacılığında 15 milyar dolar, endüstriyel ve tüketici biyoteknolojisinde 14 milyar dolar ve modüler inşaatta 300 milyon dolarlık artış kaydedildi.

Araştırmada tüm alanların büyüme ve dinamizm açısından henüz gelişim sürecinde olduğuna dikkat çekiliyor. Dijitalleşme ve yapay zekâ altyapısı bugün daha geniş ölçekte ilerlerken donanım teknolojileri ve yeni biyolojik alanlar daha erken aşamada bulunuyor.

SİGORTACILAR YENİ PRİM HAVUZLARINA YÖNELİYOR

Yeni alanların yükselişi, özellikle mal ve sorumluluk sigortalarında güçlü prim artışlarının ardından daha ılımlı bir büyüme dönemine girilmesiyle aynı döneme denk geliyor. Son yıllardaki küresel prim artışının önemli bölümü temel teminat genişlemesinden çok fiyat artışlarından kaynaklanırken son 12 ayda fiyat artışlarının yavaşlamasıyla genel prim büyümesi de hız kaybetti. Birçok pazarda temel teminat büyümesinin sınırlı kalması, sigorta şirketlerini geleneksel branşların ve olgun risk havuzlarının ötesinde kârlı büyüme arayışına yöneltiyor.

İklim değişikliği, siber tehditler ve jeopolitik istikrarsızlık da küresel risk havuzlarını yeniden şekillendiriyor. Bu gelişmeler kayıp belirsizliğini ve riskler arasındaki korelasyonu artırırken doğal afetlerden kaynaklanan küresel sigortalı kayıplar 2025 yılında 127 milyar doları aştı. McKinsey’nin tahminlerine göre bireyler, hükümetler ve şirketler ısı, orman yangınları, tarımsal kuraklık ve sellere karşı korunmak amacıyla sermaye ve işletme giderlerine yılda yaklaşık 190 milyar dolar harcıyor. Öngörücü bakım gibi uygulamalar ise güvenliği ve genel sağlığı iyileştirerek risklerin azaltılmasında rol oynuyor.

YENİ RİSKLER YENİ TEMİNATLARI BERABERİNDE GETİRİYOR

Yeni fiziksel varlıklar, teknolojiler ve değişen müşteri davranışları sigorta ihtiyacının da yeniden şekillenmesine neden oluyor. McKinsey’ye göre sigorta şirketlerinin bu talebi karşılamak için yeni ürünlere, sigortalama yaklaşımlarına ve risk paylaşım modellerine ihtiyacı olacak.

Araştırmada dönüşümün sigorta sektörünü dört temel alanda etkileyeceği belirtiliyor. Mevcut ürünlerin kapsamak üzere tasarlanmadığı yeni ve karmaşık sistemik risklerin ortaya çıkması, yeni teminat kategorileri, sorumluluk çerçeveleri ve risk paylaşım yapılarını gündeme getiriyor. Hasar tarafında ise daha seyrek ancak daha yüksek şiddetli olaylara doğru bir değişim bekleniyor. Teknolojik gelişmelerin otomobil hasarlarının sıklığını azaltırken şiddetini artırabileceği ve konut hasarlarında da artışa neden olabileceği belirtiliyor.

Drone’lar, yapay zekâ ve Nesnelerin İnterneti sensörleri daha verimli ve doğru sigortalama ve denetim süreçleri, proaktif risk önleme ve daha hızlı hasar yönetimi sağlayarak gider oranlarının düşürülmesine katkıda bulunabilir.

Biyomedikal yenilikler ise hayat sigortasındaki ölüm oranlarının yanı sıra grup hayat ile kısa ve uzun vadeli sakatlık hasarlarını etkileyebilir. Bağlantılı araçlar ve IoT sensörleri aracılığıyla sürekli izleme yapılması, tahmin ve önleme modellerinin kullanılmasına imkân sağlayarak kayıpları ve işletme maliyetlerini azaltabilir.

HAYAT SİGORTASINDA BİYOLOJİK DÖNÜŞÜM

Hayat ve emeklilik sigortalarında en fazla etki yaratması beklenen gelişmeler arasında GLP-1 obezite ilaçları, genetik modifikasyon ve kişiselleştirilmiş tıp bulunuyor. Obezite ilaçları ve biyoteknolojik gelişmelerin, ölüm ve hastalık oranlarının fiyatlandırılmasında kullanılan varsayımları değiştirmesi bekleniyor.

Klinik araştırma verileri, GLP-1 ilaçlarının önemli kardiyovasküler olaylarda yüzde 20 azalma sağlayabileceğini gösteriyor. Munich Re’nin 41 milyon ABD’li sigortalı üzerinde gerçekleştirdiği analiz ise yaklaşık 20 yıl boyunca yıllık ölüm oranlarında yüzde 0,2 ila yüzde 0,5 arasında ek iyileşme öngörüyor. Bu durum, GLP-1 öncesindeki varsayımlarla fiyatlandırılan poliçelerde tedavi gören nüfus açısından sistematik olarak yüksek fiyatlandırmaya neden olabilir.

İlaçların giderek yaygınlaşması, sigorta şirketlerinin sağlık ve ekonomik modeller üzerindeki etkileri değerlendirmesini de gerektiriyor. Uzun vadeli etkinlik fiyatlandırmayı etkileyebileceği gibi henüz öngörülemeyen yeni riskler de ortaya çıkabilir.

Swiss Re’ye göre GLP-1 kullanımına bağlı yaşam süresi artışı emeklilik ödemelerinin süresini uzatabilir. Bu nedenle emeklilik ve yıllık gelir sağlayıcılarının fiyatlandırma, rezerv ve yaşam süresi varsayımlarını yeniden değerlendirmesi gerekebilir.

GENETİK VERİLER RİSK DEĞERLENDİRMESİNİ BİREYSELLEŞTİRİYOR

Genomik ve kişiselleştirilmiş sağlık uygulamaları da hayat sigortasındaki risk değerlendirmesini değiştirebilecek alanlar arasında yer alıyor. Genetik verilerin tahmin gücü arttıkça hayat sigortası fiyatlamasının aktüeryal temeli, nüfus düzeyindeki tablolardan bireysel risk profillerine doğru kayabilir.

Kişiselleştirilmiş tıp ise önleme ve tedavinin kişinin biyolojik özellikleri, sağlık geçmişi ve tedaviye verdiği yanıta göre şekillendirilmesine imkân sağlıyor. Daha etkili ve hedefli bakımın sağlık sonuçlarını iyileştirmesi; ölüm, hastalık ve sakatlık modellerini değiştirmesi ve sigorta şirketlerinin fiyatlandırma ile sigortalama varsayımlarını güncellemesini gerektirmesi bekleniyor.

Bazı sigorta şirketleri uygun hayat sigortası müşterilerine genomik tabanlı testler ve kişiselleştirilmiş sağlık bilgileri sunmaya başladı. Bununla birlikte genetik bilgilerin sigortalama süreçlerinde kullanılması etik ve düzenleyici konuları da beraberinde getiriyor.

Grup hayat sigortasında da benzer etkiler bekleniyor. Bireysel hayat sigortasında değişim ağırlıklı olarak başvuru sahibi düzeyindeki sigortalama ve seçim üzerinden gerçekleşirken grup hayat sigortasında işveren yan hak tasarımı, sağlık programları, sağlık hizmeti kapsamı kararları ve iş gücü düzeyindeki hasar deneyimi belirleyici oluyor.

E-TİCARET SİGORTAYI SATIN ALMA SÜRECİNE TAŞIYOR

Bireysel sigortalarda e-ticaret, sigortanın dağıtım biçimini değiştiren alanlardan biri olarak öne çıkıyor. E-ticarete entegre sigorta modelleri, teminatı doğrudan satın alma işleminin bir parçası haline getiriyor.

Araştırmada verilen örneğe göre Cowboy’dan elektrikli bisiklet alan müşteriler, Qover’ın entegre sigorta platformu üzerinden ödeme sırasında hırsızlık sigortasını tercih edebiliyor. Böylece daha önce sigortasız kalabilecek veya başka bir poliçeden dolaylı olarak karşılanabilecek risk, işlem düzeyinde ayrı bir sigorta ürününe dönüşüyor.

Sigortacılar açısından ekonomik denge de dijital müşteri yolculuğuna erişim, uygun fiyatlandırma, anında poliçe düzenleme ve yüksek sayıdaki küçük poliçe ve hasarların verimli biçimde yönetilmesine doğru kayıyor. Kârlılık, geleneksel yıllık risk havuzlamasının yanı sıra müşteri benimseme oranlarına, hasar otomasyonuna ve işlem ile platform verilerine erişime daha fazla bağlı hale geliyor.

SİBER RİSK BİREYSEL SİGORTALARDA YENİ BİR PAZAR OLUŞTURUYOR

Bireysel sigortalarda uzun süredir niş bir ürün olan siber teminatlar da yeni bir risk sınıfına dönüşüyor. Fidye yazılımları, yapay zekâ destekli saldırılar, kimlik hırsızlığı ve akıllı ev güvenlik açıkları bireysel siber riskin kapsamını genişletiyor.

Cihaz ve ağ verilerinin sürekli risk sinyallerine dönüşmesi sigortalama yöntemlerini de değiştiriyor. Birçok sigorta şirketi fidye yazılımı, kimlik hırsızlığı ve siber zorbalık gibi risklere karşı bağımsız bireysel siber teminatlar sunuyor.

DRONE’LAR HASAR SÜREÇLERİNİ HIZLANDIRIYOR

Drone teknolojileri, fiziksel varlıkların daha hızlı, daha düşük maliyetle ve daha güvenli değerlendirilmesini sağlayarak manuel denetim süreçlerinin yerini almaya başlıyor. Hasar tespit giderlerinin azaltılması, süreçlerin hızlandırılması ve özellikle afet sonrasında daha doğru değerlendirmeler yapılması bu teknolojinin sigortacılara sağlayabileceği katkılar arasında bulunuyor.

Birçok sigorta şirketi afet sonrası hasar değerlendirmelerinde drone’ları kullanırken tüketici ve ticari drone teslimatlarının konut alanlarında yaygınlaşması yeni bir kişisel sorumluluk kategorisi de oluşturuyor.

ELEKTRİKLİ ARAÇLAR HASAR MALİYETLERİNİ YÜKSELTİYOR

Elektrikli araçların yaygınlaşması daha düşük yakıt ve işletme maliyetleri, daha düşük egzoz emisyonları ve daha duyarlı sürüş deneyimi sağlarken sigortacılar açısından farklı bir hasar yapısı ortaya çıkarıyor.

Batarya hasarı bazı durumlarda aracın onarılması yerine tamamen hurdaya ayrılmasına neden oluyor. Onarımın mümkün olduğu durumlarda ise maliyetler içten yanmalı motorlu araçlara göre yüzde 20 ila yüzde 30 daha yüksek olabiliyor. Isı kaçışı da özellikle ev garajlarında araçtan mülke yayılan yangın riski oluşturuyor.

Bu yapı, daha az sayıda ancak hasar başına daha yüksek maliyetli talepleri beraberinde getirirken otomobil ve konut sigortası portföyleri arasında da yeni bir ilişki oluşturuyor. Araştırmada büyük bir Avrupa sigorta şirketinin işletme hataları, aşırı voltaj, aşırı akım, derin deşarj ve şarj cihazı arızalarından kaynaklanan hasarları dikkate almak üzere sigortalama modellerini uyarladığı belirtiliyor.

OTONOM ARAÇLAR SORUMLULUĞU SÜRÜCÜDEN SİSTEME TAŞIYOR

Paylaşımlı otonom araçların yaygınlaşmasıyla riskin insan hatasına bağlı sık hasarlardan daha seyrek ancak daha yüksek şiddetli sistem risklerine kayması bekleniyor. Yazılım hataları, kesintiler, siber saldırılar ve filo genelindeki karar hataları bu riskler arasında bulunuyor.

Sorumluluğun bireysel sürücülerden platformlara, araç üreticilerine ve teknoloji sağlayıcılarına kayması kişisel otomobil sigortasının yapısını da değiştiriyor. McKinsey araştırmasına göre 2030’a kadar ABD’de yıllık yaklaşık 5 milyar dolarlık primin kişisel otomobil sigortasından ticari sigortaya kayması, 140 ila 160 milyar dolarlık kişisel mobilite sigortası pazarının ise bağlantılı, paylaşımlı ve otonom mobiliteden etkilenmesi öngörülüyor.

AXA, otonom araç üreticileriyle filo ve sorumluluk sigortası geliştirmek üzere ortaklık kuran şirketler arasında bulunuyor. Bu yaklaşımda risk değerlendirmesi sürücü davranışından sistem performansı ve operasyonel verilere doğru kayıyor.

TİCARİ SİGORTADA RİSK YOĞUNLAŞMASI ARTIYOR

McKinsey’ye göre 18 alanın neredeyse tamamı ticari mal ve sorumluluk sigortalarını etkileme potansiyeli taşıyor. Altı alan halihazırda ticari sigortacılar açısından önem taşırken iki alan daha gelişme aşamasında bulunuyor.

Yeni alanların değeri daha az sayıda, daha büyük ve birbirine bağlı varlıklarda yoğunlaştırması; yeni kapasite modelleri, uzman sigortalama ve sürekli risk izleme ihtiyacını artırabilir.

SİBER RİSKTE TEK BİR AÇIK BİNLERCE SİGORTALIYA ULAŞABİLİR

Ticari siber risk, yapay zekâ destekli saldırıların da etkisiyle daha dinamik bir tehdit ortamına dönüşüyor. Yaygın kullanılan bir yazılımdaki tek bir güvenlik açığı, aynı anda binlerce sigortalıyı etkileyerek geleneksel sorumluluk hasarından çok doğal afetlere benzeyen bir kayıp birikimi yaratabilir.

Bu yapı portföy çeşitlendirmesinin sağladığı korumayı azaltırken geleneksel reasürans kapasitesinin ötesinde yeni sermaye yapılarına ihtiyaç doğurabilir.

Beazley, 2023 yılında piyasanın ilk siber katastrof tahvilini ihraç etti. Şirket bugüne kadar 670 milyon dolarlık siber katastrof tahvili ve 1 milyar doların üzerinde siber aşırı hasar teminatı ihraç etti. Munich Re ise gerçek zamanlı izleme ve dinamik sigortalama için siber risk analitiğini kullanıyor. Munich Re, Beazley ve Gallagher Re ayrıca sistemik siber riski daha iyi ölçmek amacıyla aktüeryal modelleme, siber güvenlik uzmanlığı ve sigortalama süreçlerini bir araya getiren bir siber birikim modeli geliştirdi.

VERİ MERKEZLERİ SİGORTA KAPASİTESİNİ ZORLUYOR

Veri merkezi yatırımlarındaki büyüme, gayrimenkul ve inşaat sigortalarında yeni kapasite ihtiyaçları yaratıyor. Hiper ölçekli tesislerin toplam sigorta değeri çoğu zaman 10 milyar doların üzerine çıkarak mevcut gayrimenkul piyasalarının sağlayabileceği kapasitenin sınırlarını zorluyor.

Bu tesislerin büyüklüğü özel sigorta yapıları ve sermaye çözümleri gerektiriyor. FM Global ve Aon veri merkezlerine yönelik çözümlerini genişletirken Marsh, Lloyd’s ve diğer sigorta şirketlerinin desteğiyle büyük ölçekli veri merkezi inşaatları için Nimbus adlı özel sigorta tesisini hayata geçirdi.

Bulut hizmetlerinde ise tek bir kesinti, hizmete bağımlı on binlerce işletmede eş zamanlı iş kesintisi taleplerine neden olabilir. Bulutu kullanan yapay zekâ veri merkezlerinin de kesintilere karşı savunmasız olması bankacılıktan e-ticarete kadar birçok hizmeti etkileyebilir. Büyük bir bulut sağlayıcısında yaşanacak kesintinin kayıpları birden fazla kiracı, operatör ve programa yayması, standart mülk sigortasındaki bağımsızlık varsayımını da zorluyor.

UZAY NİŞ RİSKTEN TİCARİ VARLIK SINIFINA DÖNÜŞÜYOR

Uzay sektörü niş bir risk alanından büyüyen ticari bir varlık sınıfına dönüşüyor. Aktif uydu sayısının 2019’daki yaklaşık 2 binden bugün 18 binin üzerine çıkmasıyla fırlatma başarısızlığı, uydu arızası ve yörüngedeki çarpışma riskleri de artıyor.

Olay başına yüksek hasar şiddeti, sınırlı tarihsel veri ve aynı yörünge ortamını paylaşan varlıklardaki birikim riski; uzman sigortalama, mühendislik bilgisi ve sendikasyon gerektiriyor. Büyük sigorta brokerlerinin birçoğu fırlatma ve yörünge risklerine yönelik özel risk değerlendirmesi, program tasarımı ve plasman hizmetleri sunuyor.

YARI İLETKENLERDE İŞ KESİNTİSİ RİSKİ ÖNE ÇIKIYOR

Yarı iletken sektörü küresel ekonomide risk yoğunlaşmasının en yüksek olduğu alanlardan biri olarak gösteriliyor. Gelişmiş çiplerin yaklaşık yüzde 90’ının Tayvan’daki tesislerden gelmesi ve yapay zekâ talebinin artması bu yoğunlaşmayı daha da artırıyor.

Deprem, su kıtlığı veya başka bir kesinti; otomotiv, elektronik, savunma ve veri merkezi tedarik zincirlerinde eş zamanlı etkiler yaratarak küresel ölçekte iş kesintilerine neden olabilir. Bu riskler senaryo bazlı ve jeopolitik gelişmeleri dikkate alan sigortalama yaklaşımlarını gerektirirken ticari sigortacılar arasında mühendislik tabanlı mülk teminatını özel tedarik zinciri risk yönetimiyle birleştiren yarı iletken uygulamaları ortaya çıkıyor.

ROBOTİK YENİ SORUMLULUK ALANLARI YARATIYOR

Otonom robotların fabrikalardan depolara, hastanelere ve kamusal alanlara yayılması yeni sorumluluk risklerini beraberinde getiriyor. Yazılım arızaları, filo bağlantıları ve yapay zekâ destekli karar süreçleri, geleneksel makinelerle karşılaştırıldığında hasarın nedeninin belirlenmesini zorlaştırabiliyor.

Hasar taleplerinin işçi tazminatından ürün sorumluluğuna kayması farklı sigorta yaklaşımlarını gerektiriyor. Birçok büyük sigorta şirketi insansı ve yapay zekâ destekli robotlara yönelik fiziksel hasar, sistem arızası, siber risk ve üçüncü taraf sorumluluğunu kapsayan özel teminatlar sunmaya başladı.

TİCARİ DRONE FİLOLARI YENİ SORUMLULUKLAR GETİRİYOR

Lojistik, denetim ve teslimatta kullanılan ticari drone filolarının büyümesi; filo operatörleri, üreticiler ve hava sahası sağlayıcıları açısından yeni sorumluluklar oluşturuyor.

İnsanlı havacılığın onlarca yıllık hasar geçmişinin aksine drone kullanımında filo birikimi, yazılım kaynaklı arızalar ve kentsel alanlarda üçüncü şahıslara verilebilecek zararlar konusunda yeni sorular ortaya çıkıyor. Prim tabanı bugün küçük olsa da hızla büyüyor. Araştırmada bir filo sigorta şirketinin görüş hattının ötesinde uçan drone’lar ve otonom sürü operasyonlarını kapsayan, 50 milyon sterline, yaklaşık 66 milyon dolara kadar filo sorumluluğu sağlayan özel kurumsal drone filo sigortası sunduğu belirtiliyor.

YAPAY ZEKÂ TÜM BRANŞLARIN İŞLEYİŞİNİ DEĞİŞTİRİYOR

Yapay zekâ, McKinsey’nin araştırmasında belirli bir sigorta branşıyla sınırlı olmayan ve sektörün tamamını etkileyen bir unsur olarak öne çıkıyor. Yapay zekâ destekli sistemler; hatalı kararlar, siber saldırılar, gizlilik ve fikri mülkiyet riskleri gibi yeni riskler yaratırken sigorta şirketlerinin sorumluluğun sınırlarını ve mevcut teminatların yeterliliğini yeniden değerlendirmesini gerektirebilir.

Teknolojinin etkisi dağıtım ve operasyonlarda da görülüyor. Ölüm oranlarındaki değişimi değerlendiren bir hayat sigortacısı, otonom araç riskini fiyatlandıran bir mal ve sorumluluk sigortacısı ve yarı iletken tedarik zincirlerini modelleyen ticari sigortacı aynı temel yeteneği kullanabiliyor. Yapay zekânın etkisi siber veya uzay gibi alanlardan farklı olarak yalnızca ürün katmanında değil, sektörün altyapısında ortaya çıkıyor.

Yapay zekâ, rutin arka ve orta ofis faaliyetlerini otomatikleştirerek gider oranlarını düşürebilir ve müşterilere yanıt sürelerini kısaltabilir. Sigortalama ve diğer uzmanlık gerektiren süreçlerde bilgilerin bir araya getirilmesi ve kararların desteklenmesi ise uzmanların daha karmaşık vakalara yoğunlaşmasına imkân sağlayabilir.

Risk değerlendirmesi ve önleme tarafında da sürekli izleme, daha doğru fiyatlandırma ve daha güçlü sigortalama kararları mümkün hale geliyor. Hayat sigortasında sağlık müdahaleleri ve risk değişikliklerinin erken tespiti, hasar meydana gelmeden önce poliçe sahipleriyle proaktif iletişim kurulmasını sağlayabilir.

Ping An, kaza ve sağlık hasarlarının yaklaşık yüzde 60’ını otomatik hale getirirken Zurich, yılda 600 binden fazla hayat dışı sigorta talebinin büyük bölümünü değerlendirmek ve daha yakından incelenmesi gereken vakaları belirlemek amacıyla yapay zekâ destekli dolandırıcılık puanlama aracı kullanıyor. Diğer sigorta şirketleri de müşteri taleplerine daha hızlı yanıt vermek, sigorta başvurularını işlemek ve yapılandırmak, ilgili bilgileri belirlemek ve önemli riskleri işaretlemek amacıyla yapay zekâ destekli araçlardan yararlanıyor.

SİGORTACILARIN GÜNDEMİNDE YENİ STRATEJİK SORULAR VAR

McKinsey’nin araştırmasına göre 18 alanın 2040 yılına kadar 29 ila 48 trilyon dolar arasında gelir yaratma ve küresel büyümenin üçte birine kadarını yönlendirme potansiyeli bulunuyor. Önümüzdeki 15 yılda en büyük gelir tabanıyla e-ticaret öne çıkarken onu yapay zekâ yazılım ve hizmetlerinin izlemesi bekleniyor. Araştırmada tüm alanların toplam gelirlerini önemli ölçüde artıracağı öngörülüyor.

Bu büyüme potansiyeli, sigorta sektörünün içinde bulunduğu daha düşük büyüme ortamıyla birlikte değerlendirildiğinde yeni alanların şirket stratejilerindeki önemini artırıyor. McKinsey’ye göre sigorta yöneticilerinin önümüzdeki beş yılda hangi alanların kâr ve zarar tablolarını etkileyeceğini, mevcut prim, fiyatlandırma ve rezerv yapılarının bu değişikliklere ne ölçüde maruz kaldığını ve yeni risklerin mevcut yeteneklerle kârlı biçimde üstlenilip üstlenemeyeceğini değerlendirmesi gerekiyor.

Risklerin yoğunlaşmasıyla dağıtım, sigortalama ve sermaye sağlama modellerinin nasıl değişeceği; yapay zekâ, jeopolitik gelişmeler ve yeşil dönüşümün birlikte nasıl ele alınacağı; yapay zekânın birçok alandaki ağırlığının yoğunlaşma riski oluşturup oluşturmadığı ve bilanço portföylerinin değişen büyüme ile zaman ufuklarına uyumu da yanıt aranması gereken konular arasında yer alıyor.

Araştırmada ayrıca reasürans, sigorta bağlantılı menkul kıymetler, ortaklıklar ile birleşme ve satın almalar yoluyla ihtiyaç duyulan sermaye ve kapasitenin nerede ve nasıl sağlanacağının değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.

McKinsey’ye göre bu soruların yanıtları şirketlere göre değişecek. Ancak yeni alanların sigorta sektöründe yaratacağı dönüşüm ve ortaya çıkaracağı ekonomik değer, bu alanların sigorta şirketlerinin stratejik planlamalarında daha fazla yer bulmasını gerektiriyor.

Yorum yazın