Yapay zekâ çağındaki “Atsız Arabalar”
Neredeyse 15 yıl önce katıldığım bir konferansta ilk kez duymuştum “atsız araba” metaforunu. O günlerin ana temaları inovasyon, mobil teknolojiler, dijitalleşme ve yeni nesil iş modelleriydi. Bu konuda pek çok şirket çaba gösteriyor; zaman, enerji ve para anlamında ciddi kaynak ayırıyor, ama yine de bir türlü istediği başarıyı elde edemiyordu. Etkinliğin ana konuşmacısı bu duruma dikkat çekmek adına, yaşanan bu başarısızlığın başlıca sebebine ilişkin güzel bir anekdot aktarmıştı.
Konuşmasının açılış slaytı olarak ilk motorlu aracın resmini gösterdi ve dinleyicilere bunun ne olduğunu sordu. Çoğunluğun verdiği yanıt “ilk otomobil” oldu. İstediği yanıtı alınca, bunun ilk otomobil değil, aslında bir “atsız araba” olduğunu söyleyerek herkesin dikkatini çekmeyi başardı. Sonrasında o dönemde yoğun kullanılan bir at arabası resmi göstererek, iki aracın ne kadar birbirine benzediğini ortaya koydu. Sanayi Devrimi ile birlikte motor gücü icat edilince, ilk akla gelen, kolay yol olarak at arabasından atı çıkarıp, yerine bir motor koymanın tercih edildiğini söyledi.
At – motor değişimi dışında, aracın diğer tüm tasarımının at arabasıyla aynı kaldığının altını çizdi. Böylece, aslında ortaya çıkanın otomobil değil, bir “atsız araba” olduğunu söyledi. Sonrasında, at arabasından oldukça farklı bir tasarıma sahip, kendine özgü teknolojisi ve mühendislik unsurlarıyla üretilen gerçek ilk otomobilin resmini gösterdi.
* * * Günümüzde dijitalleşmeyi, e-dönüşümü, yeni nesil teknolojilere uyumlanmayı hedefleyen birçok şirket aynı tuzağa düşüyor. Şirketin ana organizasyon yapısını, iklimini, kültürünü, çalışma ortamını, yönetsel modelini, operasyonel süreçlerini aynen koruyup, değişimi sadece yeni ve popüler teknolojik araçların kullanımından ibaret sanıyor. Halbuki çok daha köklü bir dönüşümü başarmak, şirketin tüm tasarımını yenilemek gerekiyor. Çünkü, içinde olduğumuz dijital çağ teknolojiden çok daha fazlasını ifade ediyor. Geleneksel, hiyerarşiye dayalı kurallar ve kalıplarla örülü, kontrol ve baskı ortamında çalışan, egosu yüksek, her şeyi kendisi yapabileceğini düşünen bir şirketin, sadece IT yatırımı yaparak, teknolojik araçları yoğun kullanarak dijital çağa uyumlanması söz konusu değil.
Bu tarz şirketler olsa olsa bir “atsız araba” olabiliyorlar.
* * * Şimdi benzer bir durumu yapay zekâ çağıyla birlikte yine yaşıyoruz. Çok sayıda şirket yapay zekâ çağına ayak uydurmak için zaman, emek ve para harcıyor, ama çok azı bunu gerçek anlamda başarabilecek. İnanılmaz bütçelere yola çıkılan yapay zekâ dönüşüm projelerinin önemli bölümü maalesef başarısız olacak. Çünkü yine aynı hata yapılıyor. Büyük çoğunluğun ana odağı yapay zekâya dayalı teknolojik araçların kullanımını. Kaynakların ve odağın neredeyse tamamı yapay zekâ araçların kullanımına yönelik IT projelerine gidiyor. Öte yandan yapay zekâ çağı teknolojiden çok daha fazlasını ifade ediyor. Asıl olan arkadaki bu önemli ve köklü değişimi, içinde olduğumuz yeni dönemin ana felsefesini kavrayabilmek.
Başarının sırrı, iş yapış şeklini, çalışma iklimini, insan kaynakları yaklaşımını, kurum kültürünü, yani organizasyona ait tüm tasarımı bu felsefeyi destekleyecek ve yeni döneme uyumlanacak şekilde revize edebilmekte saklı. Yoksa sadece bazı popüler yapay zekâ araçlarını kullanmak, teknoloji dönüşüm projelerini hayata geçirmekle başarı gelmeyecek.
* * * Yapay zekâ çağı çok önemli tehditler ve aynı zamanda fırsatlar barındırıyor. Bu tarz tarihsel dönüm noktalarında başarıyı yakalayan örneklerin bir çoğu yola yeni çıkmış, daha dinamik ve çevik şirketler. Köklü ve geleneksel kurumsal şirketlerin bu devasa tasarım güncellemesinin üstesinden gelmesi çok kolay olmuyor. Böyle olunca da, pek çok şirketin yapay zekâ çağında birer “atsız araba” durumuna düşmesi kaçınılmaz olacak
